Karla mücadelede çığır açacak formül geliştirdi

SAMSUN (AA) – İLYAS GÜN – Türk kimyager, 6 yıllık Ar-Ge çalışması sonucunda çevre dostu ve eksi 45 dereceye kadar buz ve karı 20 dakika içinde çözebilen özel formüllü granül üretti.

Kimyager Yücel Kaynak, Samsun Teknoloji Geliştirme Merkezinde (TEKNOPARK) 6 yıl önce hızlı buz ve kar çözücü formülü geliştirmek için bilimsel çalışmalara başladı.

Uzun süren araştırmaları sonucu Kaynak, çevre dostu ve eksi 45 dereceye kadar buz ve karı 20 dakika içinde çözebilen özel formüllü granül üretmeyi başararak ürettiği ürüne "Buz Yak" adını verdi.

Özel formüllü "Buz Yak", Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesinden onay aldı.

  • Soğuk ülkelerde denendi

Kimyager Kaynak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kar ve buz çözücü özel formüllü granülü, 6 yıllık Ar-Ge çalışması sonucunda ortaya çıkardıklarını söyledi.

Ürünün Ar-Ge çalışmasının tamamlandığını ifade eden Kaynak, "Artık ürünün seri üretiminin yapılması için fabrikasının kurulması gerekiyor. Ürünü deneme safhasında Kanada, Rusya, Avrupa ve İskandinav ülkelerine gönderdik ve başarılı olunca çok büyük talep almaya başladık. Ürünümüz yüzde 80'i ihracat yapılabilecek bir üründür." dedi.

  • Kanada'dan teklif var

Ürünün Kanada üretimi için kendilerine teklif geldiğine işaret eden Kaynak, şöyle devam etti:

"Biz ürünü Türkiye'de üretmek istiyoruz. Ancak bu belli bir yatırım istiyor, bu noktada devletimizden veya yatırımcılardan yardım bekliyoruz. Kendi öz sermayemizle Ar-Ge çalışmalarını tamamlayabildik. Bundan sonra alacağımız destekle seri üretime geçmeyi planlıyoruz. Ürünün içeriği kalsiyum, magnezyum ve asetattan oluşmaktadır. Granülümüz yolu, betonu ve demiri koruyan bir özelliğe sahip. Ürünün muadili yok. Tuza göre kullanımı 10 kat daha az olduğu için hem doğaya daha az ürün atılmış olacak ayrıca doğaya da hiçbir zarar vermeyecek. Doğaya kesinlikle zarar vermemesinin yanı sıra atığı da toprakta gübre etkisi göstermektedir."

  • "Eksi 45 dereceye kadar ürünün denemesini yaptık"

Kaynak, ürünün tamamen yerli ve milli bir ürün olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:

"Eksi 45 dereceye kadar ürünün denemesini yaptık. Ayrıca 72 saat ürün yollarda aktivesini koruyor. İlk kullanım anında yüzde 20'si yeterli oluyor. Sonuç itibarıyla 72 saat boyunca ürünün diğer yüzde 80'lik bölümü tekrar yağan kar veya yeniden oluşabilecek buzlanmaya karşı duruyor. Yani tekrar tekrar aynı bölgeye gidilip kar temizleme veya küreme yapılmasının da önüne geçiyor. Bu da kullanım açısından ekonomik oluyor."

Yerli malzemeleri kullanarak formül oluşturdukları için fiyatının uygun olduğunu ifade eden Kaynak, Avrupa ve Amerika'da yapılan ürünlere nazaran 20 kat daha iyi etki sağladığını sözlerine ekledi.

Göbeklitepe'ye en çok ziyaret Marmara'dan

ŞANLIURFA (AA) – RAUF MALTAŞ – UNESCO Dünya Miras Listesi'ne alınan ve 12 bin yıllık geçmişiyle dünyanın en eski tapınağı kabul edilen Şanlıurfa'daki Göbeklitepe'ye en fazla ziyaretin Marmara Bölgesi'nden yapıldığı belirlendi.

Harran Üniversitesi (HRÜ) İktisat ve İşletme Fakültesi Dekanı Yardımcısı Doç. Dr. Nedim Bayuk tarafından "Arkeolojik Sit Alanlarının Destinasyon Pazarlamasındaki Önemi" başlıklı araştırma yapıldı.

Araştırma kapsamında Göbeklitepe'yi sonbahar dönemine kadar ziyaret eden farklı yaş ve meslek gruplarından 334 yerli turiste, ören yerine ilişkin 37 sorudan oluşan anket uygulandı.

Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 85,9'u Göbeklitepe'yi güvenli, huzur verici ve mistik bir yer olarak nitelendirirken yüzde 86,2'si ise çevrelerindekilere tarihi ören yerini gezmeleri yönünde tavsiyede bulunacaklarını belirtti.

Katılımcıların Şanlıurfa'ya gelmelerinde Göbeklitepe'nin etkili olduğunu ifade ettikleri araştırmada, yüzde 85,6'sı yüksekokul mezunu olan ziyaretçilerin yüzde 34,4'ünün 5 bin lira ve üzeri gelire sahip olduğu, gelen yerli turistlerin ise yüzde 39,2'sinin memurlardan oluştuğu saptandı.

Ziyaretçilerin yüzde 28,1'inin Göbeklitepe'yi ilk olarak aile veya arkadaş çevresinde duyduğunu belirttiği anket, pazarlama biliminde ağızdan ağza pazarlamanın önemini ortaya koyması açısından da dikkati çekti. Konukların yüzde 21,6'si ise Göbeklitepe'yi ilk olarak haber ve internet kaynakları aracılığıyla duyduğunu belirtti.

Ziyaretçilerin yüzde 76,5'inin "Göbeklitepe’yi yeniden ziyaret etmek istediklerini" belirttikleri araştırmada bölgelere göre ziyaretçi oranları "Marmara yüzde 30,2, Güneydoğu Anadolu yüzde 21,3, İç Anadolu yüzde 20,7, Akdeniz yüzde 9,6, Karadeniz yüzde 9,0, Ege yüzde 6,0 ve Doğu Anadolu yüzde 3,3" şeklinde sıralandı.

  • "Kadınların ilgisi daha fazla"

HRÜ İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Nedim Bayuk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Göbeklitepe'nin turizm potansiyelinin daha iyi değerlendirilebilmesi amacıyla araştırma gerçekleştirdiklerini söyledi.

Araştırmanın, Göbeklitepe'nin UNESCO Miras Listesi'ne alınmasından sonra yapıldığını belirten Bayuk, "Araştırmada Göbeklitepe'ye gelen turistlerin profilinin 3 bölge üzerinde yoğunlaştığını gördük. Göbeklitepe'ye en fazla yerli turistin yaklaşık yüzde 30'la Marmara Bölgesi'nden geldiğini tespit ettik. İkinci sırada Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki illerden gelenler yer alırken üçüncü sırada ise İç Anadolu Bölgesi'nden gelen yerli turistlerin olduğunu gördük. Kadın ziyaretçilerin Göbeklitepe'ye daha fazla ilgi gösterdiğini tespit ettik. Ziyaretçilerin yüzde 56'sını kadınlar oluşturuyor. Katılımcıların yüzde 65'inin ise evli olduğunu anladık." diye konuştu.

  • "Çevresinden ve internetten duyan çok"

Araştırmada katılımcılara soru yönelten HRÜ İşletme Ana Bilim Dalı'nda yüksek lisans öğrencisi Mehmet Yavuz da son yıllarda kültür turizmine ilginin arttığını söyledi.

Göbeklitepe'ye yönelik tanıtımlara daha fazla önem verilmesi gerektiğine dikkati çeken Yavuz, "Göbeklitepe'yi nereden duydunuz?' sorusuna en çok cevap yüzde 28'le arkadaş ve aile çevresinden duyanlardan oluştu. Yüzde 22'si ise haberler ve internet kaynaklarından duyduğunu belirtti. Yüzde 11 belgeseller, yüzde 10 kitaplar ve diğer kaynaklar da değişik oranlarda sıralandı." şeklinde konuştu.

  • "Araştırıp gelen çok"

Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Turizm Meslek Komitesi Başkanı ve turist rehberi Kamil Türkmen de Göbeklitepe'ye gelen ziyaretçi profilinin oldukça memnuniyet verici olduğunu söyledi.

Tarihi ören yerine daha çok bilen, okuyan ve araştıran kesimlerin geldiğine dikkati çeken Türkmen, "Rehber olduğum için gelen ziyaretçilerin oldukça bilinçli olduğuna bizzat şahitlik ediyorum. Ziyaretçilerin ekserisi Göbeklitepe'ye ilişkin araştırma yapıp gelenlerden oluşuyor hatta kendi kentlerinde, bölgelerinde seminer alarak ören yerine gelen turistlere bile rastlıyoruz. Bu da bizi son derece memnun ediyor. Özellikle bilen ve gezen insanların bölgeye gelmesi büyük önem arz ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

“Tarımsal ilaçlardan kaynaklı alerjik astım şikayetleri artıyor”

ŞANLIURFA (AA) – YASİN DİKME – Şanlıurfa'da Harran Ovası'ndaki tarımsal ilaçlamaların astım, alerji gibi göğüs hastalıklarına etkisi, Harran Üniversitesi (HRÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalınca yapılan araştırmayla ortaya konuldu.

Yaklaşık 8 milyon hektar alanda tarımsal üretim yapılan Şanlıurfa'da, Türkiye'deki mercimeğin yüzde 36'sı, buğdayın yüzde 10'u, arpanın ise yüzde 11'i karşılanıyor.

Sulama imkanlarının artmasıyla her geçen gün genişleyen tarım alanlarında kullanılan ilaçlar ise özellikle bu bölgelerde çalışanları olumsuz etkiliyor.

HRÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Dr. Zafer Hasan Ali Sak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son dönemlerde kırsal bölgelerde astım ve alerjik şikayetlerinin artması üzerine Harran Ovası'nda araştırma yaptıklarını söyledi.

Araştırmada ilginç sonuçlara ulaşıldığını belirten Sak, "Tarımsal ürünlerden kaynaklı bir astım veya alerji olabilir mi diye konuyu bütün yönüyle değerlendirdik. Araştırmanın sonunda çok ilginç sonuçlara ulaştık. Tarımsal ilaçlardan kaynaklı bu tip şikayetlerin olduğunu ve artış gösterdiğini, sadece tarlada çalışan işçiyi değil, yaşam alanlarında, tarımsal alanların ortasındaki köylerde çocuklarda, yaşlılarda ve kadınlarda bu tip alerjik astım şikayetlerinin oldukça arttığını gözlemledik." diye konuştu.

Sak, ekiplerin Harran bölgesindeki yaklaşık 10 köyde aralarında kadın, çocuk ve yaşlıların da bulunduğu 500'ün üzerinde kişiyi muayene ettiğini ve hikayelerini dinlediğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunun yanında hastalara solunum testleri yapıldı. Bütün bu sonuçları makalede topladık ve yayınladık. Gözlemlerimizde haziran-eylül arası traktörlerle atılan tarımsal ilaçlara insanların çok yoğun olarak maruz kaldığını tespit ettik. Bunun bölgede yaşayanları da tarlada çalışanlar gibi etkilendiğini belirledik. Koruyucu önlemlerin de çok sağlıklı yapılmadığını gözlemledik. İşin üzücü tarafı tarlada çalışan işçilerin bu nedenle mesleği bir süre sonra bıraktıklarını gözlemledik."

– "Daha az kimyasal ilaç kullanılacak ürünlerin tarımına yönelmek gerek"

Sulama ve teknolojik imkanların artmasıyla tarım arazilerinin genişlediğinin altını çizen Sak, şunları kaydetti:

"Bu konu önlem gerektiren ve halk sağlığını ilgilendiren bir konu. Bunun önlenmesi için ot tarımı yerine daha az kimyasal ilaç kullanılacak ürünlerin tarımına yönelmek gerek. Örneğin ağaç tarımı bunlardan biri. Daha zararsız, toksik olmayan pestisitlerin kullanılmasının uygun olacağını düşünüyoruz. Halka da bizzat ulaşıp bu konu hakkında bilinçlendirilmeleri gerekmektedir. Harran Ovası çok verimli topraklara sahip ama bu alan çukur şeklinde ve etrafı Tektek Dağları ile çevrili. Ova adeta etrafı duvarlarla çevrili bir bahçe gibi. Yüksek nem ve sıcaklığın çukur bir alanda olması, tarım ilaçlarının orada yaşayanların üzerinde etkisini oldukça artıyor."

Sak, gelecekte daha büyük sorunların yaşanmaması için yerleşim yerlerinin bu tür tehlikelere göre şekillendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Araştırmalarında ilaçlama öncesi ve sonrası muayene durumları ile solunum fonksiyonlarını değerlendirdiklerini, araştırdan önce de havadaki partikül madde miktarını da ölçtüklerini anlatan Sak, "İlaçlamanın hemen sonrasında 30 katı yüksek değerler elde ettik. Bunun da orada yaşayanlar için oldukça sağlıksız ve toksik etkiler yaptığını gözlemledik. Yerleşim yerlerinin, tarımsal alandan uzak olması gerekiyor. İnsan sağlığı için bu çok önemli." ifadelerini kullandı.

Sak, araştırmalarının Türk Toraks Derneği'nin geçen yıl düzenlenen 20. kongresinde sözlü bildiri dalında ödül aldığını, "Annals of Agricultural and Environmental Medicine" dergisinde de birkaç ay sonra yayınlanacağını sözlerine ekledi.

Yeşil yapraklı sebzeler sarı nokta hastalığını önleyebilir

ANKARA (AA) – Yeşil yapraklı sebze tüketmenin, sarı nokta hastalığını önlemede etkili olduğu saptandı.

Avustralya'daki Westmead Tıbbi Araştırma Enstitüsünün yürüttüğü 2 binden fazla yetişkinin katıldığı 15 yıllık çalışma, yeşil yapraklı sebze tüketiminin sarı nokta hastalığına yakalanma riskini azalttığını ortaya koydu.

Araştırma ekibinin lideri Bamini Gopinath, yeşil yapraklı sebzelerde bulunan nitrattan günde 100-142 miligram almanın, sarı nokta hastalığına yakalanma riskini önemli ölçüde azalttığını kaydetti.

Çalışmada ıspanak, lahana, marul, semizotu, roka, tere, kıvırcık, maydanoz gibi besinleri bolca tüketmenin, sarı nokta hastalığına yakalanma riskini büyük ölçüde ortadan kaldırdığına işaret edildi.

Araştırmanın sonuçları "Academy of Nutrition and Dietetic" dergisinde yayımlandı.

Görme bozukluklarının tedavisi için retina üretildi

ANKARA (AA) – ABD'de bilim adamları, laboratuvarda, bazı görme bozukluklarının tedavisine yönelik kök hücrelerden insan retinası üretti.

Johns Hopkins Üniversitesi'nden iki araştırmacı 9 ay süren çalışmada laboratuvarda binlerce kök hücreyi bazı kimyasallarla besleyerek, bu hücrelerin göz küresinin arka duvarını kaplayan ve görme hücrelerinden oluşan ağ tabakası retinaya dönüşmelerini sağladı.

Araştırmacı Kiara Eldred, 9 aylık çalışmaları sonucunda ışığa tepki veren, tenis topunun yarısı şeklinde ve çapı da yaklaşık iki milimetre olan minik retinalar ürettiklerini kaydetti.

Laboratuvarda büyüyen hücrelerin aynı bir bebeğin gelişiminde olduğu gibi benzer bir süreci takip ettiğini ifade eden Eldred, laboratuvarda büyük bir özenle büyütülen retinaların biyolojik olarak insan gözündekinin aynısı olduğunu belirtti.

Johns Hopkins Üniversitesi'nden biyolog Robert Johnston, amaçlarının nakledilebilecek insan retinası geliştirmek ve retinada görme kaybına neden olan kusurlu bölgelerin tedavisine yönelik olduğunu kaydetti.

Johnston, bu çalışmadaki diğer bir amacın da bu geliştirilen retina organoidlerini kullanarak glokom ve sarı nokta hastalığını daha iyi anlamanın olduğunu vurguladı.

Araştırmanın detayları "Science" dergisinde yayımlandı.

Zeytinyağı öğrenme kapasitesini artırıp kaygıyı düşürüyor

İZMİR (AA) – EFSUN ERBALABAN YILMAZ – Dokuz Eylül Üniversitesinde (DEÜ) deney hayvanları üzerinde yapılan araştırmada, ekstra sızma zeytinyağı tüketiminin, öğrenme ve bellek kapasitesini artırdığı, kaygı düzeyini ise düşürdüğü ortaya çıktı.

DEÜ Tıp Fakültesi Fizyoloji ve Spor Hekimliği ana bilim dalları ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğretim üyeleri, Deneysel Araştırmalar Birimine bağlı laboratuvarlarda, "Anadolu'da yetişen zeytinlerden elde edilen sızma zeytinyağının beyin gelişimine etkisi" konulu bir araştırma yaptı.

Araştırmada, 27 fareden bazılarına 8 hafta boyunca yüksek polifenollü (bitki kaynaklı biyoaktif bileşik) sızma zeytinyağı, bir bölümüne polifenol seviyesi düşük riviera zeytinyağı ile beslenme programı uygulandı, diğerlerine de yüksek fruktozlu yem verildi. Daha sonra farelere, 5 günlük öğrenme ve bellek deneyleri ile labirent testleri yapıldı.

Soğuk sıkım sızma zeytinyağı ile beslenen farelerin, labirentteki hedeflere diğerlerine göre daha çabuk ve kolay ulaştığı belirlendi.

Fruktozlu yem ile beslenenlerde ise bellek bozukluğu ve anksiyeteye (kaygı bozukluğu) rastlandı, sızma zeytinyağı tüketenlerde bu şikayetler görülmedi.

Riviera zeytinyağının ise karar vermeyi olumsuz etkilemesine rağmen anksiyeteyi azalttığı tespit edildi.

Araştırma sonunda hazırlanan bilimsel raporda, "Anadolu'da yetişen zeytinlerden elde edilen soğuk sıkım sızma zeytinyağının, çocukların beyin gelişimini olumlu etkileyebileceğini gösterdiği" ifadelerine yer verildi.

– Hedefi hatırlama konusundaki başarı

DEÜ Fizyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazan Uysal Harzadın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, zeytinyağının, sağlığa olumlu etkisinin kalp ve damar hastalıklarına ilişkin deneylerde birçok kez kanıtlandığını ancak bunun dışında öğrenme, bellek, anksiyete düzeyine etkisini de araştırmak istediklerini söyledi.

Çalışmalarında Anadolu'da yetişen zeytinlerden soğuk sıkımla elde edilen sızma yağın olumlu etkisini ortaya koyduklarını belirten Harzadın, şu bilgileri verdi:

"Hayvanlarda ergenliğin sonuna kadar düzenli olarak farklı beslenme biçimleri uyguladık. Daha sonra öğrenme, bellek, anksiyete düzeyini ölçtük. Yüksek polifenollü yani soğuk sıkım sızma zeytinyağı, öğrenme ve belleği olumlu etkiledi, anksiyete seviyesini düşürdü. Deney hayvanları çok daha kısa sürede hedefe ulaştılar ve bir sonraki hedefi hatırlama konusunda da daha başarılı oldular."

Harzadın, sızma zeytinyağı ile beslenenlerde kilo alımının da yüksek olmadığını, ayrıca yaşlanmanın yavaşladığını gözlemlediklerini de anlattı.

– "Yoğurda karıştırabiliriz"

Tüm ebeveynlere çocuklarını soğuk sıkım zeytinyağı ile beslemeleri tavsiyesinde bulunan Harzadın, şunları söyledi:

"Her gün bir tatlı kaşığı zeytinyağının çocukların okul başarısını olumlu etkileyeceğini söyleyebilirim. Zeytinyağı ilaç gibi tüketilebilir. Salatada çocuğumuzun ne kadar zeytinyağı tükettiğini tam olarak bilemeyebiliriz. Eğer tatlı kaşığı ile içmek zor geliyorsa yoğurda karıştırabiliriz. Mümkün olduğunca havayla temasını azaltmalıyız. Anadolu'da büyük bir mucize var ve biz bunun değerini bilmeliyiz."

Diyabetliler için mobil takip kiti geliştirildi

DENİZLİ (AA) – Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Teknoloji Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü tarafından diyabet hastalarının mobil platformlar üzerinden izlenmesini sağlayan takip kiti geliştirildi.

PAÜ'den yapılan açıklamada, Teknoloji Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Dr. Öğretim Üyesi Cumhur Gökhan Ünlü yönetiminde nanomalzemeler üzerinde çalışan bölüm öğrencisi Kadir Demirci'nin "Nanoteknolojik Glukoz Biyosensörü'nün, akıllı telefon ve bilgisayarlardan takibinin monitörizasyonunun yapılabilmesini sağlayan kit geliştirdiği" bildirildi.

Laboratuvarda üretimi ve testleri yapılan kit yardımı ile diyabet hastalarının takibinin mobil platformlar üzerinden profesyonel şekilde yapılabileceği belirtilen açıklamada, "Olası acil durumlarda veya düzenli kullanılması gereken ilaç, yapılması gereken diyet verileri gibi tedavi sürecinde önem arz eden bilgiler, çok hızlı şekilde doktorlarla sistem üzerinden paylaşılabilmiş olacak." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, akademik çalışmaların mühendislikle harmanlanarak yeni nesil teknolojilerin oluşturulmasında milli imkanlar geliştirildiği vurgulanarak şunlar kaydedildi:

"Pamukkale Teknokent bünyesindeki TİM-TEB Girişim Evi'nin düzenlediği 'Let's Up' programında global pazara dönük profesyonel iş fikri haline getirildikten sonra 'Let's Up final yarışmasında Türkiye Ekonomi Bankası, Türkiye İhracatçılar Meclisi, ABD'nin Ankara Büyükelçiliği ve Pamukkale Teknokent'in önde gelen şirketlerinin oluşturduğu jüri heyeti tarafından, 17 iş fikri arasından birinci seçilerek Amerika'da dünyanın teknoloji ve girişimcilik merkezi olan Silikon Vadisi'ne gitmeye hak kazandı."

Türkiye girişimcilik sektörünün Silikon Vadisi'ndeki temsilcisi StarCamp'in Genel Müdürü Aydın Birik ile de görüşme yapıldığı aktarılan açıklamada, "Yakalanan bu başarının ardından akademik araştırmalar, kalite yönetim ve elektronik Ar-Ge süreçleri devam etmektedir." ifadesine yer verildi.

AK Parti'den “tebdili kıyafet”le saha araştırması

İZMİR (AA) – EŞBER AYAYDIN – AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, "Yerel seçimler için aday belirleme sürecinde AK Parti Genel Merkezi'nce görevlendirilen kişiler, kentlerde tebdili kıyafetle halkın nabzını tutuyor." dedi.

Dağ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 31 Mart Pazar günü yapılacak yerel seçimlere yönelik çalışmaların devam ettiğini belirtti.

24 Haziran'da gerçekleştirilen Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nin ardından mahalli idareler seçimlerine odaklandıklarını anlatan Dağ, 1002 belediye için belediye başkanı ve belediye meclis üyesi adaylarının belirleneceğini ve bu kapsamda birçok kriteri değerlendirdiklerini kaydetti.

– "Saha araştırmasını çok önemsiyoruz"

Adaylarda arayacakları birçok hususun bulunduğunu bildiren Dağ ancak bunlardan ikisini çok önemsediklerine işaret etti.

Hamza Dağ, "Birincisi partimizin programına, fikrine ve düşüncesine uygun bir kişi olması. İkincisi sahada, yaşadığı yerde, aday olmayı düşündüğü, aday yapmayı düşündüğümüz yerde bir karşılığının olması önemli bir husus. Bunları belirlemek için birçok mekanizma var ve bunların hepsini kullanıyoruz. Anket bunlardan birisi. Saha araştırmasını çok önemsiyoruz. Genel Merkez'den ilgili bölgeye görevlendirdiğimiz arkadaşlarımız birtakım veriler topluyor. Yerel seçimler için aday belirleme sürecinde AK Parti Genel Merkezi'nce görevlendirilen kişiler, kentlerde tebdili kıyafetle halkın nabzını tutuyor. Arkadaşlarımız tebdili kıyafetle gidip çarşı, pazar, taksici, manav, bakkal, yolda yürüyen bir ablamızla, teyzemizle konuşuyor, ona göre bir saha analizi bize sunuyorlar. Sadece bu da değil, 5-6 kalem var. İstişareyi de geniş tutarak en doğru kararı vermeye gayret ediyoruz." diye konuştu.

– "Ciddi tecrübemiz var"

Görevlilerin gittikleri ilden olmamasına özen gösterdiklerini anlatan Dağ, bu şekilde siyasi angajmanın önüne geçmeyi amaçladıklarını vurguladı.

Dağ, saha araştırmalarının yanı sıra il, ilçe başkanları ve milletvekilleriyle de görüştüklerini, bu çalışmalar sonrasında en doğru adayı belirleme sürecine gittiklerini kaydetti.

AK Parti'nin kurulduğu günden bu yana girdiği genel seçim, yerel seçim ve referandumdan başarıyla çıktığına değinen Dağ, "Bugüne kadar ciddi bir tecrübemiz var. İnşallah bunu yine bu seçimde sahaya yansıtacağız ve bin 2 belediyeden şu anda bizde olanların daha fazlasını alma noktasında efor sarf edeceğiz. Bunu da alacak imkanımız, gücümüz ve sahada karşılığımız var." ifadesini kullandı.

40 yıldır denizlerin röntgenini çekiyor

İZMİR (AA) – HALİL ŞAHİN – Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi'nde sismik, jeolojik ve biyolojik çalışmalar yürüten araştırma gemisi Koca Piri Reis, 40 yıldır Türkiye'nin deniz araştırmalarında önemli rol üstleniyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsüne bağlı Koca Piri Reis gemisi, Türkiye'nin "denizlerdeki gözü" olarak hizmet veriyor.

Deniz kimyası, fiziksel oşinografi, canlı deniz kaynakları, kıyı mühendisliği ve sualtı arkeolojisi alanlarında çalışmalar yapan gemi, elde ettiği verilerle yeni projelere ışık tutuyor.

Koca Piri Reis, sahip olduğu konumlama sistemi, oşinografik, biyolojik, jeolojik-jeofizik ekipmanlar ve laboratuvarıyla iyi bir teknolojik altyapıya sahip olmasının yanı sıra bir limana yanaşmadan 15-20 gün aralıksız seyir yapabiliyor.

– Stratejik çalışmalara imza attı

Gemi, bilimsel araştırmaların yanı sıra Türkiye için önemli stratejik görevler icra ediyor.

Petrol sondajının yapılabilmesi için gerekli sismik araştırmaları yapabilecek özellikteki 36 metre uzunluğa sahip Koca Piri Reis Gemisi, geçmişte Doğu Akdeniz'de petrol, doğalgaz araştırması çalışmalarını gerçekleştirdi.

Akdeniz'de Türk kara sularında 18 kilometrelik alanda 2 boyutlu sismik araştırma yapan gemi, 2011'de Kıbrıs Rum kesiminin adanın güneyinde petrol arama çalışmalarına başlaması sonrası demirli olduğu Urla Limanı'ndan Akdeniz'e hareket ederek Kıbrıs Adası'nın güneyindeki bölgede sismik veri toplama çalışması yaptı.

Koca Piri Reis, Kıbrıs'ın güneyindeki ''G bölgesi ruhsat sahasında'' sismik veri topladıktan sonra Norveçli bir petrol şirketi için Marmara Denizi'nden sismik veri sağladı.

– "Çok az rakibi var"

DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, 15 Kasım 2018'de geminin hizmette 40. yılını kutlayacaklarını söyledi.

Koca Piri Reis'in üniversitenin ve devletin gurur duyulan bir varlığı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hotar, "40. yılını dolduracak. Gemimizin başka bir örneği, bu kesintisiz hizmet anlamıyla yok. Deniz bilimlerinin tüm alanlarında hizmet verebilen, araştırma, çalışma yapabilen, uluslararası düzeyde de çok az rakibinin olduğu bir gemi." diye konuştu.

Prof. Dr. Hotar, amaçlarının ülkenin bu alanla ilgili çalışmalarına hız kazandırmak, bilimsel desteği artırmak olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Gemimizin akademisyenlerimizle, ülkemizin önemli kurumlarıyla ortak yaptığı çalışmalarda ülkemizin politikalarının belirlenmesine, bunlara yön verilmesine destek olacak çeşitli projelere imza atılmış. Sonuçlandırılmış ya da devam etmekte olan projeler var. Küresel rekabetin bu kadar yoğun yaşandığı, ülkelerin birbiriyle yarış içinde olduğu bir ortamda, bizim böyle bir stratejik anlamda gücümüzün olması çok önemli. Hem çeşitli araştırmaları yapmada hem projeleri yürütmekte hem de araştırma sonuçlarına göre bunları fiiliyata geçirmekte çok önemli bir ekipmanımız. Ülkemizin politikalarına yön veren stratejik bir önemi var."

Amerikalı gençlerin yüzde 2'si düzenli olarak gazete okuyor

WASHINGTON (AA) – ABD'de yapılan bir araştırmaya göre, Amerikalı gençlerin sadece yüzde 2'si günlük düzenli olarak gazete okuyor.

San Diego Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, Amerikalı gençlerin günlük gazete okuma oranı sadece yüzde 2 oldu.

Araştırmaya katılan gençlerin sadece üçte biri, son bir yıl içerisinde hiç kitap okumadı.

1990'lı yıllarda aynı üniversite tarafından yapılan benzeri araştırmada, gençlerin üçte biri düzenli olarak günlük gazete okurken, bu rakamın 2016 yılında yüzde 2'ye düşmesi dikkati çekiyor.

Üniversite araştırmasına 1 milyondan fazla gencin katıldığı belirtildi.

Araştırmayı yapan akademisyenler, gençlerdeki okuma oranın düşüşünü ise şu sözlerle değerlendirdi:

''Gençlerin internet üzerinden yaptıkları aktiviteleri göz ardı etmemeliyiz. Ortalama bir lise öğrencisi 2016 yılında günlük ortalama 6 saat sosyal medya kullanıyor, mesajlaşıyor, oyun oynuyor ve internet taramaları yapıyor. Bu rakam 1990'lı yıllardaki gençlerin okuma oranının yaklaşık iki katına tekabül ediyor. Bu süre ortaokul öğrencilerinde günlük 4 saat.''

Araştırmada ayrıca 1970'li yıllarda yapılan araştırmalarda lise son sınıfı öğrencilerinin yaklaşık olarak yüzde 60'nın günlük gazete ve dergi okuduğu vurgulandı.

Araştırmada, gençler arasında televizyon seyretme süresinin düştüğüne de işaret ediliyor.

1990'lı yıllarda ortaokul öğrencilerinin yüzde 22’sinin günde ortalama 5 saat veya üstü televizyon seyrettiği kaydedilirken, 2016 yılında günlük ortalama 5 saat veya üstü televizyon seyreden gençlerin oranının yüzde 10'lara gerilediğini görülüyor.