ABD'de öğrencisinin saçını zorla kesen öğretmen 6 ayrı suçtan yargılanacak

NEW YORK (AA) – ABD'nin California eyaletinde öğrencisinin saçını zorla kesen bir öğretmen 6 ayrı suçtan yargılanacak.

ABD medyasında yer alan haberlere göre, ders esnasında bir erkek öğrencisinin saçını zorla kesen 52 yaşındaki Margaret Gieszinger, önce gözaltına alındı, daha sonra 100 bin dolar kefaletle serbest bırakıldı.

Cep telefonu ile çekilen görüntülerde, öğretmenin erkek öğrenciyi çağırarak bir sandalyeye oturttuğu, ABD milli marşını söyleyerek öğrencinin saçlarını kestiği, daha sonra yerinden kalkarak kaçmaya çalışan öğrencinin arkasından makasla koştuğu ve diğer öğrencilerin ise panik içinde sınıftan çıktığı görülüyor.

İşine son verilen Gieszinger, "kötü muamele" ve "fiziksel saldırı"nın da olduğu 6 ayrı suçtan yargılanacak.

Gieszinger için 3,5 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Çin'den, ABD'ye “Yakalama kararını geri çekin” çağrısı

PEKİN (AA) – Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Lı Yüçıng, ABD'nin Pekin Büyükelçisi Terry Branstad'ı Dışişleri Bakanlığına çağırarak, Washington yönetiminin Huawei yetkilisine yönelik yakalama kararının geri çekilmesini istedi.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Lı, Büyükelçi Branstad'ı acil görüşmeye çağırdı.

Lı görüşmede, ABD'nin Huawei'in Mali İşler Direktörü (CFO) Mıng Vancou'ya yönelik "mantıksız yakalama kararını güçlü şekilde protesto ettiklerini" bildirdi.

Washington yönetiminin yaptığı şeyin Çin vatandaşlarının yasal hak ve çıkarlarını ciddi şekilde ihlal etmek olduğunu ve bunları "aşırı derecede çirkin" bulduklarını vurgulayan Lı, "(Huawei yetkilisinin yakalanma talebi) Çin buna kararlılıkla karşı çıkıyor. ABD'ye Çin'in ciddi tutumuna büyük önem vermeye, yanlış uygulamaları düzeltecek önlemleri almaya ve Çin vatandaşına yönelik yakalama kararını geri çekmeye çağırıyor." ifadelerini kullandı.

Lı, ayrıca Pekin yönetiminin, ilave önlemler alıp almamasının ABD'nin eylemlerine bağlı olacağını belirtti.

Çin, dün de Kanada'nın Pekin Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığına çağırmış, Kanada'nın Mıng'ın yasal haklarını koruması gerektiğini, aksi durumda ülkenin katlanması gereken sonuçları olacağını söylemişti.

Çinli teknoloji devi Huawei'nin CFO'su Mıng, ABD'nin İran yaptırımlarını deldiği gerekçesiyle Washington yönetiminin talebi üzerine Kanada makamları tarafından 1 Aralık'ta Vancouver kentinde gözaltına alınmış, olay hafta içi duyurulmuştu.

Gözaltının, ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Arjantin'de düzenlenen G-20 Zirvesi'nde ticaret savaşlarında yaşanan gerilimin düşmesi odaklı yaptığı görüşme sırasında yapılması dikkati çekmişti.

Olayın ardından Çin Dışişleri Bakanlığı, Mıng'ı gözaltına alan Kanada'yı insan haklarını ihlalle suçlamış ve Huawei yetkilisinin bir an önce serbest bırakılmasını talep etmişti.

Çin basını ise ABD'yi hedef tahtasına koyarak, Washington yönetimini, Huawei'in uluslararası saygınlığına zarar vermeye çalışmakla itham etmiş ve müttefiklerini Çin'e baskı yapmak için zorladığını yazmıştı.

Mıng, önceki gün de Kanada'da çıktığı kefalet duruşmasında, ABD'li bankalara karşı sahtekarlık yapmakla suçlanmış, Kanada Adalet Bakanlığı avukatı John Gibi-Carsley, Mıng'in, Amerikalı bankalara Huawei ile Hong Kong merkezli Skycom firması arasındaki bağlantı konusunda yalan söylediğini öne sürmüştü.

Çin'in Şıncın kentinde 1987'de kurulan ve bugün dünyanın en büyük telekom şirketleri arasında yer alan Huawei'in, 170 ülkede 180 binden fazla çalışanı bulunuyor.Bilgi ve iletişim teknolojisi (ICT) çözümleri, telekom, kurumsal ağlar, bulut, akıllı telefon ve internet alanlarında hizmet veren Huawei'in yıl sonunda piyasa değerinin 100 milyar doları geçmesi bekleniyor.

Trump'tan Fransa'daki protestolara ilişkin açıklama

ANKARA (AA) – ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'da yaşanan gösterilere ilişkin, ülkesinin çekildiği ve iklim değişikliğiyle küresel mücadeleyi hedefleyen Paris Anlaşması'na atıfta bulunarak, "Anlaşma, Paris'te işe yaramadı." değerlendirmesinde bulundu.

Trump, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Fransa'nın her yerinde protestolar ve kargaşanın hüküm sürdüğünü yazdı.

Paris Anlaşması'nın Paris için pek de işe yaramadığını ve Fransa'nın her yerinde protestolar ve kargaşa olduğunu belirten Trump, "İnsanlar, çevreyi korumak adına üçüncü dünya ülkelerine büyük meblağlar ödemek istemiyor. 'Trump'ı istiyoruz' sloganları atıyorlar. Fransa'yı seviyorum." ifadelerini kullandı.

Fransa'da 17 Kasım'da başlayan gösteriler, son yılların en şiddetli protestosuna dönüştü. Göstericiler, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan vergileri düşürmesini ve ekonomik koşulların iyileştirilmesini talep ediyor.

Trump, Haziran 2017'de, ülkesini iklim değişikliğiyle küresel mücadeleyi hedefleyen Paris Anlaşması'ndan çekme kararı aldığını açıklamıştı.

UNRWA 69'uncu yılına mali kriz gölgesinde girdi

GAZZE (AA) – NUR EBU IYŞE – Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA), kuruluşunun 69'uncu yılında büyük bir mali krizle mücadele ediyor.

Topraklarından göç etmek zorunda kalan Filistinlilere geçici yardım sunmak amacıyla BM Genel Kurulu'nun 302 sayılı kararı gereği 8 Aralık 1949'da kurulan UNRWA, saha çalışmalarına 1950 yılının mayıs ayında başladı.

Avusturya'nın başkenti Viyana ve Ürdün'ün başkenti Amman'da olmak üzere 2 ana merkezi var. Yardım yaptığı bölgelerde şubeleri bulunan kurumun, Filistin meselesine adil bir çözüm bulunana kadar her 3 yılda bir görev süresi yeniliyor.

Halihazırda UNRWA'da Ürdün, Suriye, Lübnan, Batı Şeria ve Gazze'de yaşayan 5,9 milyon mültecinin kaydı bulunuyor. Filistin Merkezi İstatistik Bürosu ise bu rakamın, Filistinli mülteci sayısının en asgari düzeyini temsil ettiğini belirtiyor. Büroya göre Batı Şeria'daki Filistinli mültecilerin sadece yüzde 17'si, Gazze'dekilerin ise yüzde 24,'ü UNRWA kayıtlarında yer alıyor.

Arap ülkelerinde bu durum, Ürdün'deki mültecilerin yüzde 39'unun, Lübnan'dakilerin yüzde 9,1'inin, Suriye'dekilerin yüzde 10,5'inin ajans kayıtlarına geçirildiği yönünde.

Batı Şeria ve Gazze'deki Filistinli mülteci sayısı ise toplam nüfusun yüzde 43'ünü oluşturuyor.

  • UNRWA'nın hizmetleri

Lübnan'da 12, Ürdün'de 10, Suriye'de 9, Batı Şeria'da 19, Gazze'de 8 olmak üzere UNRWA'ya bağlı 58 mülteci kampı bulunuyor. Toplam kayıtlı mültecilerin üçte biri bu kamplarda yaşıyor.

Gıda, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler alanında Filistinli mültecilere yardımlarda bulunan ajans, hizmet verdiği 5 bölgede okullar, sağlık birimleri ve meslek edindirme kursları gibi 900 kurumu faaliyete geçirdi.

Genel bütçesinin yarıdan fazlasını eğitim faaliyetlerine tahsis eden ajans, Orta Doğu'da 700'den fazla okul açtı. Okulların yanı sıra çeşitli alanlarda hizmete soktuğu meslek edindirme kurslarıyla işsizliğe çare bulmaya çalıştı.

Uygulamaya koyduğu sağlık programıyla ise insanların bu konudaki ihtiyaçlarını gidermeyi ve iyi bir yaşam için uygun ortam sağlamayı hedefliyor.

  • "ABD UNRWA'nın çalışmalarını durdurma noktasında başarılı olamayacak"

Kurulduğu tarihten bu yana Filistinli mülteciler için önemli bir kaynak oluşturan UNRWA, ABD'nin, sağladığı desteğin büyük bölümünü 2018 başında askıya alması, ardından 31 Ağustos'ta yardımları tamamen durdurma kararıyla mali bir krizle yüz yüze geldi.

Ajans üzerinde büyük bir baskı oluşturan ve kurumun hizmetlerini kötü yönde etkileyen söz konusu karar, Filistin içinde ve dışındaki 5,9 milyon mülteciyi de zor durumda bıraktı.

UNRWA'nın 69'uncu yılında içinde bulunduğu duruma ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Filistinli siyasi analist Vedi Ebu Nassar, ABD'nin, aldığı son kararlarla UNRWA'yı olumsuz etkilese de kurumun çalışmalarını baltalama konusunda başarılı olamayacağını belirtti.

"ABD'nin UNRWA konusunda benimsediği son politika, kurumun hizmetlerini azaltabilir ancak Washington yönetimi UNRWA'nın çalışmalarını baltalama ya da durdurma noktasında başarılı olamayacak." ifadesini kullanan Ebu Nassar, ajansın Filistinlilere yardım konusunda oynadığı rolün önemi konusunda uluslararası toplumun hemfikir olduğuna ve bu tutumunu sürdürdüğüne dikkati çekti.

UNRWA'nın hizmet verdiği bölgelerin birinden çekilmesini uzak bir ihtimal olarak değerlendiren Ebu Nassar, ancak kurumun yeni yılda genel olarak çalışmalarında azalma yaşanacağını dile getirdi.

  • "Mülteciyi yeniden tanımlama girişimi, insan haklarına aykırı"

Ebu Nassar, ABD'nin "mülteci" kelimesini yeniden tanımlama girişimlerine ilişkin ise "insan haklarına aykırı" yorumu yaparak, söz konusu durumun, Filistinlilerden çok "ABD'nin güvenilirliğine" zarar vereceğini söyledi.

ABD'deki dış politika dergilerinden Foreign Policy'de 4 Ağustos 2018'de yayımlanan bir yazıda Washington yönetimi ve Kongre üyelerinin, UNRWA'nın çalışmalarını durdurmak için milyonlarca Filistinlinin "mülteci" statüsünü kaldırmaya çalıştıkları aktarılmıştı. Yazıda konuyla ilgili en az iki yasa tasarısının Kongreye sunulma çalışmalarının yapıldığı kaydedilmişti.

Katar ABD aracılığıyla Mozambik enerji kaynaklarına açılıyor

DOHA (AA) – Katar'ın milli petrol şirketi Qatar Petroleum, ABD'nin en büyük enerji ve petrol şirketlerinden Exxon Mobil ile Mozambik'te 3 arama sahasında yüzde 10 hisse için anlaşma imzaladı.

Qatar Petroleum'dan yapılan yazılı açıklamada, Exxon Mobil ile Mozambik'in Zambezia ve Angoche bölgelerinde 3 deniz sahasında yüzde 10 hisse için anlaşma yapıldığı belirtildi.

Anlaşma uyarınca söz konusu bölgelerde ortaklığı olan Exxon Mobil'in yüzde 50, Mozambik milli hidrokarbon şirketi ENH'nin yüzde 20, Rosneft şirketinin yüzde 20, Qatar Petroleum'un yüzde 10 hissesi olacağı kaydedildi.

Açıklamada ifadelerine yer verilen Katar Enerji Bakanı Saad Şeride el-Kabi, Mozambik'teki deniz sahalarında sondaj çalışmalarına katılmak için Exxon Mobil ile anlaşma imzalamaktan memnuniyet duyduklarını belirtti.

Bunun Mozambik'te ilk defa çalışma yapacak Katar için önemli bir gelişme olduğuna işaret eden Kabi, anlaşmanın Qatar Petroleum'un yeni bir ülkede faaliyet göstererek ve hidrokarbon rezervleri bulunduğuna dair umut vaat eden bölgelerde arama çalışmaları yaparak, uluslararası varlığını genişletme politikasıyla uyumlu olduğunu belirtti.

Katar, 3 Aralık'ta yaptığı açıklamayla Ocak 2019'da Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nden (OPEC) ayrılacağını duyurmuştu.

Enerji Bakanı Kabi, başkent Doha'da düzenlediği basın toplantısında ayrılma kararının, Katar'ın doğal gaz üretimine önümüzdeki yıllarda daha fazla odaklanma isteği nedeniyle alındığını ifade etmişti.

Kabi, tamamen teknik ve stratejik olan bu kararın, Doha'nın küresel enerji pazarındaki rolü ve uluslararası varlığını güçlendirmek için alındığını dile getirmişti.

“ABD'nin silahları El Kaide ve DEAŞ'ın eline geçti”

ANKARA (AA) – İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, ABD'nin Orta Doğu bölgesine yönelik izlediği politikanın bölgeyi silah deposuna çevirdiğini ve Washington'un silahlarının El Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin eline geçtiğini söyledi.

İran Dışişleri Bakanı Zarif, başkent Tahran'da düzenlenen "Terörizmle ve Aşırıcılıkla Mücadele konulu Meclis Başkanları Toplantısı"ndan önce yaptığı açıklamada, ABD'nin bölge ülkelerine ihtiyacından çok silah sattığını ifade etti.

Dışişleri Bakanı Zarif, "Bu ABD'nin bölgede izlediği politikanın çok tehlikeli olduğunun bir göstergesidir. Bu izlenen politika bölgeyi barış ve güvenliğe hiçbir fayda sunmayacak şekilde gelişmiş ve yıkıcı silahlarla dolu bir barut deposuna çevirmiştir." dedi.

Zarif, Washington'un bölgeye çeşitli bahanelerle silah gönderdiğini belirterek, "Amerikalıların silahları Yemen'de El Kaide ve Suriye'de DEAŞ'ın eline geçti. Bunu Avrupalı gazetelerden okuduk. Bu durum güvenliğimize sürekli bir tehdittir." dedi.

  • "ABD Avrupa ile İran arasındaki ilişkilere zarar vermek istiyor"

    İran resmi ajansı IRNA'da yer alan habere göre, ABD'nin İran ile Avrupa ilişkilerini bozmak için Tahran'ın füze programını bahane olarak kullandığını da ifade eden Zarif, "Amerikalılar, Avrupa ile İran arasındaki ilişkilere zarar vermek için her türlü çabayı gösteriyor ancak bundan daha fazla bölgedeki durumu tersine çevirmek için çabalıyorlar." ifadelerini kullandı.

Çin'in teknoloji devi Huawei'in üst düzey yetkilisinin, ABD'nin İran yaptırımlarını deldiği gerekçesiyle Kanada'da gözaltına alınmasına değinen Zarif, bu durumun Washington yönetiminin çaresizliğini yansıttığını sözlerine ekledi.

Tahran'da Türkiye, İran, Rusya, Çin, Pakistan ve Afganistan'ın katılımıyla düzenlenen "Terörizmle ve Aşırıcılıkla Mücadele konulu Meclis Başkanları Toplantısı"na Türkiye adına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Binali Yıldırım da katılıyor.

Trump Genelkurmay Başkanı adayını açıklayacak

WASHINGTON (AA) – ABD Başkanı Donald Trump'ın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mark Milley'i, Genelkurmay Başkanlığına aday göstereceği bildirildi.

Associated Press (AP) haber ajansının ABD'li yetkililere dayandırdığı haberinde, Trump'ın önümüzdeki yıl ekim ayında görev süresi dolacak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dunford'un yerine mevcut Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mark Milley'i bu göreve getireceği iddia edildi.

Trump'ın bu kararını yarın Kara Kuvvetleri ile Deniz Kuvvetleri arasında Philedelphia'da oynanacak Amerikan Futbolu maçında duyuracağı ifade edildi.

Trump gün içinde maç sırasında Genelkurmay'da görev değişimine ilişkin bir duyuru yapacağını söylemişti.

  • Pentagon'a sürpriz olduğu iddiası

Genelkurmay Başkan adayının gelecek yılın ortalarına doğru açıklanması beklenirken, Trump'ın bunu hemen duyuracağına yönelik haberler ABD Savunma Bakanlığında sürprizle karşılandı.

Genelkurmay Başkanlığı Özel Kalem Müdürü Albay Patrick Ryder, gün içinde AA muhabirinin bu konudaki sorularına "Bizim elimizde duyurabileceğimiz bir şey yok, Beyaz Saray'a sorun." yanıtını verdi

Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral David Goldfein'in de Genelkurmay Başkanlığı için güçlü bir aday olduğu belirtilirken Milley'in Trump'la iyi ilişkileri olduğuna dikkat çekiliyor.

Milley, Amerikan ordusunda karizmatik kişiliği ve kadınların da çatışma bölgelerinde görev yapmasına verdiği destekle biliniyor.

Orgeneral Milley, Afganistan'da birliğini terk ettikten sonra Taliban tarafından yakalanan ve daha sonra ABD ile mahkum değişimi karşılığında serbest kalan Çavuş Bowe Bergdahl'ın davasını incelemekle görevlendirilmişti.

Genelkurmay Başkanı Dunford ise 2015 yılında eski Başkan Obama tarafından atanmış ve görev süresi Trump döneminde iki yıl daha uzatılmıştı.

Milley'in Genelkurmay Başkanlığı görevine başlaması için ABD Senatosundan onay alması gerekiyor.

“Halid bin Selman, toplumdan dışlanmalı”

NEW YORK (AA) – Washington Post, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın kardeşi olan ve ülkesinin Washington Büyükelçiliği görevini yürüten Halid bin Selman'ın Cemal Kaşıkçı cinayetinin örtbas edilmesine yardım ettiğini öne sürerek Halid'in toplumdan dışlanması çağrısında bulundu.

Washington Post yayın kurulu, "Halid bin Selman Cemal Kaşıkçı cinayetinin örtbas edilmesinde rol aldı. Toplumdan dışlanmalı." başlıklı bir makale kaleme aldı.

"Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul'daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda girdikten sonra ortadan kaybolduğu günlerde, Halid bin Selman, destansı bir yalan kampanyası başlattı." ifadelerine yer verilen makalede, Halid bin Selman'ın o tarihlerde Kaşıkçı'nın konsoloslukta gözaltına alındığı ya da öldürüldüğü iddialarını kesin bir dille reddettiği anımsatıldı.

Halid bin Selman'ın, babası Kral Selman bin Abdülaziz ve abisi Muhammed bin Selman'ın Kaşıkçı'ya ne olduğunu bilmediğini savunduğuna işaret edilen makalede, "Birkaç hafta sonra, Suud rejiminin Kaşıkçı'nın öldürülmesi ve cesedinin parçalanması için İstanbul'a bir suikast timi gönderdiği gerçeği inkar edilemez bir hale gelince Büyükelçi Halid, sinsice Washington'dan sıvışarak Riyad'a gitti." değerlendirmesi yapıldı.

  • "Halid'in Washington'a dönmesi küstah bir hareket"

Makalede, Halid bin Selman'ın çarşamba günü ABD'nin eski başkanlarından George H. W. Bush'un cenaze törenine katılmak için Washington'a döndüğü anımsatılarak "Bu, Suud rejiminin Cemal Kaşıkçı cinayeti hakkında pişman olmaktan uzak cüretkarlığını gözler önüne seren, şaşırtıcı derecede küstah bir hareketti." görüşüne yer verildi.

CIA'e göre Halid bin Selman'ın büyük ihtimalle emrini Veliaht Prens abisinin verdiği Cemal Kaşıkçı cinayetinin örtbas edilmesindeki rolünün açık olduğunun vurgulandığı makalede, Halid bin Selman'ın Kaşıkçı'ya konsolosluğa gitmesini söyleyerek bu cinayette yer almış olabileceği de kaydedildi.

  • "Halid, herkes tarafından dışlanmalıdır"

Makalede, Halid bin Selman ve abisi Muhammed bin Selman'ın Kaşıkçı cinayetindeki işbirliğinin ortaya çıkarılması için bağımsız bir uluslararası soruşturmaya ihtiyaç duyulduğunun vurgulandığı makalede şu ifadelere yer verildi:

"Halid bin Selman'ın diplomatik görevlerini sürdürmesine gelince: bir gazetecinin öldürülmesine, böyle bir suç için diplomatik bir tesisin kullanılmasına karşı gelmeyen herkes ya da bu cinayetin örtbası için yalan söyleyen ahlaksızlar, Halid bin Selman'ın Washington'a geri dönmesini olumlu karşılayacaktır. Halid, diğer herkes tarafından dışlanmalıdır."

Eski bakan Tillerson Trump'ı anlattı

WASHINGTON (AA) – ABD'nin eski Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, ABD Başkanı Donald Trump'ı "disiplinsiz", "okumayı sevmeyen", "detaylara bakmayı sevmeyen" biri olarak tanımlayarak, görevdeyken Trump'ın kendisinden çok defa yasaları ihlal edecek şeyler yapmasını istediğini iddia etti.

Amerikan CBS televizyonuna konuk olan eski bakan, gazeteci Bob Schieffer'e Trump'ı anlattı.

Tillerson, Trump'la çalışmasına ilişkin "Benim için zor olan şey, disiplinli, oldukça süreç odaklı ExxonMobil şirketinden gelip oldukça disiplinsiz, okumayı sevmeyen, brifing raporlarını okumayan ve birçok şeyin detaylarına bakmayı sevmeyen ve sadece 'ben buna inanıyorum' diyen bir adamla çalışmaktı." ifadelerini kullandı.

Trump'ın genellikle içgüdüleriyle hareket ettiğini ve bunun da zaman zaman fevrilik gibi göründüğünü anlatan Tillerson, "Fevri davranmak istemiyor aslında. Gerçekten içgüdüleri ile hareket etmeye çalıştığını düşünüyorum." diye konuştu.

Tillerson "Çok sık bir şekilde Başkan 'bunu yapmak istiyorum ve şöyle yapmak istiyorum' derdi. Ve ben de ona 'Sayın Başkan ne yapmak istediğinizi anlıyorum ama bunu yapamazsınız, bu kanunları ihlal ediyor' derdim." ifadesini kullandı.

Trump'ın Twitter kullanımını da eleştiren eski bakan, Amerikan halkının Trump'ın sosyal medya paylaşımlarıyla yetinmesinin kendisine rahatsızlık verdiğini belirtti.

Eski Exxon Mobil Üst Yöneticisi Tillerson, Trump'ın ilk kabinesinde dışişleri bakanı olarak bir yılı aşkın süre görev yaptı.

Trump ile özellikle Kuzey Kore ve Körfez ülkeleri politikalarında sık sık çatışan Tillerson, Trump tarafından 13 Mart'ta görevinden alınmıştı.

Trump'ı "moron" diye tanımladığı da iddia edilen Tillerson'ın yerine İran karşıtlığıyla tanınan ve o tarihte CIA Direktörlüğü görevini yürüten Mike Pompeo getirilmişti.

  • Trump'tan sert tepki

Diğer taraftan Trump ise twitter hesabı üzerinden Tillerson'a yanıt verdi.

Trump paylaşımında, "Mike Pompeo çok iyi çalışıyor. Selefi Rex Tillerson gerekli mental kapasiteye sahip değildi. Bir kaya kadar aptaldı, kendisinden yeterince hızlı kurtulamadım. Feci şekilde tembeldi. Şimdi artık dışişlerinde tamamen yeni bir durum ve büyük bir motivasyon var." ifadelerini kullandı.

Trump, Tillerson'ı dışişleri bakanlığı görevine getirdiğinde ise "Dışişleri bakanı olmak üzere dünyanın gerçek anlamda en büyük iş liderlerinden birini seçtim. ExxonMobil CEO'su ve Başkanı Rex Tillerson." paylaşımında bulunmuştu.

“ABD Münbiç'te 'bazı adımlar' için söz verdi”

ANKARA (AA) – ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Münbiç yol haritasıyla ilgili kriterleri en kısa sürede sağlamak için yıl sonuna kadar bazı adımlar atılacağını söyledi.

Jeffrey, Ankara'da yapılan Suriye konulu 3. ortak çalışma grubu toplantısının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

ABD temsilcisi, toplantıda Fırat'ın doğusundan İdlib'e, Suriye'ye ilişkin tüm konuları ele aldıklarını belirtti.

Münbiç'te yol haritası gereğince çeşitli devriye faaliyetleri yaptıklarını dile getiren Jeffrey şunları ifade etti:

"ABD'nin Münbiç'te bulunan PYD ve YPG üyelerinin ayrılması ve yerel konseyler ile yerel askeri personel arasında bu örgütlerin üyelerinin yer almaması konusundaki taahhütünü yerine getirerek güvenlik incelemesi (vetting) yapıyoruz. Yıl sonuna kadar kriterleri mümkün olan en kısa sürede sağladığımızdan emin olmak için bazı adımlar daha atacağız. Bunların bazıları aralık sonuna kadar tamamlanacak."

Jeffrey, Münbiç iş birliğinin Suriye'nin tümüne barış getirilmesi için model olduğunu vurgulayarak, "ABD ve Türkiye'nin yakın iş birliği olmadan Suriye'de nihai bir çözüm bulunması mümkün değil." dedi.

Bir soru üzerine Jeffrey, Münbiç modelini uygulayabilecekleri diğer alanları ortak planlama sürecinde ele alacaklarını, bu planlamanın başladığını söyledi.

Jeffrey, bu ortak planlamanın Türkiye'yi İdlib'de desteklemeyi de içereceğini ifade etti.

  • ABD'nin gözlem noktaları

ABD temsilcisi Jeffrey, Fırat'ın doğusundaki kurulacak gözlem noktalarına ilişkin bir soru üzerine, Savunma Bakanı James Mattis'in bu konuyu yeterince açıkladığını belirtti.

Gözlem noktalarının hedefinin, Türkiye'nin de güvenliği dahil olmak üzere, o bölgedeki güvenliği garantilemek olduğunu dile getiren Jeffrey şöyle konuştu:

"(Gözlem noktalarının) Amacı, taciz ateşi açılmasından vazgeçirmek. Onlar 'muharebe konuşlanması' değiller. 'Gözlem' noktaları. Kimseyi kimseye ateş açmaktan alıkoymayı amaçlıyor değiller. Bir alanda gözlem yapabiliyorsak, o alanda yüksek ihtimalle daha az ateş açılacağı fikriyle, orada ne olup bittiğini anlamayı amaçlıyorlar."

  • Astana süreci

Jeffrey, Astana süreciyle ilgili eleştirisinin hatırlatılması üzerine, eleştirisinin sürece yönelik olmadığını ifade ederek, "Astana süreci işliyor. Bununla hiçbir sorunumuz yok." dedi.

Geçen 6 yılda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararının alınmasının ardından geçen 3 yılda, kararın uygulanması için hiçbir adım atılamadığına dikkati çeken Jeffrey, endişe konularının İstanbul Zirvesi'nde zikredildiği üzere Anayasa Komitesi'nin 31 Aralık itibariyle kurulamamış olması halinde "ne yapılacağı" olduğunu kaydetti.

Jeffrey, Staffan de Mistura'nın yerine gelecek yeni arabulucunun sürecin ilerlemeyişinden kimin sorumlu olduğuna bakması gerektiğini söyledi.

"En güçlü şekilde inanıyoruz ki sürecin ilerlemeyişinin sorumlusu rejim." diyen Jeffrey, bundan ne Astana sürecini ne Rusya'nın ne İran'ın ne de çok iyi adımlar atan Türkiye'nin sorumlu olduğunun altını çizdi.

Jeffrey, "Soçi ya da başka herhangi bir sürece izin vermeyen rejim, sorumludur." ifadesini kullandı.

"Soçi sürecinin İstanbul'da 31 Aralık ile ilgili verilen taahhütü yerine getireceğini umuyoruz." diyen Jeffrey, bu olmazsa, BM'nin başarısızlığın nedenini açıklaması gerektiğini belirtti.

  • YPG/PKK ile iş birliği

Terör örgütü YPG/PKK ile işbirliğine ilişkin bir soru üzerine, Jeffrey, "Her zaman söylüyoruz. SDG ile DEAŞ'a karşı çalışmamız, kuzeydoğunun insanlarıyla geçici ve taktiksel nitelikte.“ iddiasında bulundu.

DEAŞ ile çatışmaların özellikle Deyrizor'un Hecin bölgesinde çok şiddetli şekilde sürdüğünü söyleyen Jeffrey, DEAŞ'ın Suriye'nin doğusunda yeniden yükselmesinden büyük endişe duyduklarını belirtti.

Jeffrey, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın, görüşmelerinde ABD'nin gözlem noktalarından vazgeçmesi ve YPG/PKK ile iş birliğini sonlandırması konusundaki hassasiyetleri kendisine ilettiğinin anımsatılması üzerine, "DEAŞ ile mücadelede kesinti olmayacağını kendilerine ilettik. Bakan, kuzeydoğudan Türkiye'ye yönelen tehdit konusunda çok açıktı. Bunu Washington'a ileteceğiz." değerlendirmesini yaptı.

Jeffrey, Gaziantep'te temaslarda bulunmak üzere Ankara'dan ayrıldı.