Tablet bilgisayar uygulaması sonuçları açıklandı

ANKARA (AA) – Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Bilim ve Sanat Merkezleri 1’nci ve 2’nci sınıf “tablet bilgisayar uygulaması” sonuçları açıklandı.

MEB’in internet sitesinde yer alan bilgiye göre, 2016-2017 eğitim öğretim yılından itibaren Bilim ve Sanat Merkezlerinde eğitimlerine devam edecek 1. ve 2. sınıf öğrencilerine yönelik tablet bilgisayar uygulaması 27 Şubat-24 Nisan tarihlerinde gerçekleştirildi.

Uygulamada genel zihinsel yetenek alanında bireysel incelemeye hak kazanan öğrenciler için taban puanlar, Türkiye ortalaması üzerinden belirlendi. Her soru 10 puan olmak üzere, uygulama 450 puan üzerinden değerlendirildi. 1’inci sınıflarda genel zihinsel yetenek alanı için 330 taban puan,
2’nci sınıflar için genel zihinsel yetenek alanı için 380 taban puan olarak, resim ile müzik yetenek alanında bireysel incelemeye hak kazanan öğrenciler, Bilim ve Sanat Merkezlerine yerleştirilecek öğrenci sayılarının dört katı üzerinden belirlendi. 1’inci sınıflarda resim ve müzik yetenek alanı için taban puan 300, 2’nci sınıflarda resim ve müzik yetenek alanı için taban puan 340 oldu.

Bireysel incelemeye hak kazanan öğrencilere en kısa zamanda il tanılama sınav komisyonu tarafından randevuları verilerek, öğrencinin devam ettiği örgün eğitim kurumu tarafından velilere bilgilendirme yapılacak.

Almanya Başbakanı Angela Merkel:

BERLİN (AA) – Almanya Başbakanı Angela Merkel, Avrupa’daki sığınmacı krizine ilişkin, ”Bazı ülkelerin ‘Müslümanlar ülkemize giremez’ demesini hoş bulmuyorum. Bu benim açımdan olamaz.” dedi.

Başbakan Merkel, Avrupa Birliği’ni ve politikasını öğrencilere, gençlere anlatmak amacıyla düzenlenen etkinlik kapsamında, Berlin’deki Fransız Lisesi’ni ziyaret ederek, öğrencilerin sorularını yanıtladı.

Suriye’nin de AB’nin bir komşusu olduğunu belirten Merkel, 500 milyon nüfuslu AB’nin sığınmacıları kabul etmesinin bir sorumluluk taşıdığını ifade ederek, “Bazı ülkelerin ‘Müslümanlar ülkemize giremez’ demesini hoş bulmuyorum. Bu benim açımdan olamaz.” diye konuştu.

Merkel, bu söylemin Avrupa değerleriyle ve din özgürlüğüyle uyuşmadığını kaydetti.

Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin bir soru üzerine Merkel, Türkiye’nin AB ile ucu açık görüşmeler yaptığını ve Türkiye’nin AB’ye girip girmemesi konusunda bir karar verilmediğine işaret ederek, burada AB’nin yeni üyeleri alma gücünün olup olmamasına da bakılması gerektiğini bildirdi.

Almanya’da oyları artan sığınmacı ve İslam karşıtı, aşırı sağcı “Almanya için Alternatif” (AfD) partisi ile mücadele konusuna da değinen Merkel, lideri olduğu Hristiyan Demokrat Birlik Parti’nin (CDU) AfD ile tartışmak için yeterince iyi argümana sahip olduğunu, ancak bu tartışmanın öfkeli ve ön yargılı olmamasını istedi.

– AB test ediliyor

Avrupa’nın bugüne kadar ki tüm başarılarının arkasında durup duramayacağının dışarıdan test edildiğini vurgulayan Merkel, AB’nin bir ulus devlet değil, ancak ortak para birimi avro ve serbest dolaşım hakkından dolayı dağınık bir birlik niteliği de taşımadığını anlattı.

Merkel, “Bunun için avro krizi iyi bir örnekti. Mali piyasalar birden ‘Bunlar birlikte mi duracak, yoksa farklı ekonomik güçlere sahip olmalarından dolayı dağılacaklar mı göreceğiz’ dediler. Avroya yapılan bu saldırıya karşı büyük ölçüde başarılı olduk.” diye konuştu.

Mali krizin henüz bitmediğini ancak buna karşı çeşitli mekanizmalar oluşturduklarını aktaran Angela Merkel, “Sığınmacı konusunu da Avrupa ülkelerine yönelik, dış sınırlarını koruyup koruyamayacaklarına ilişkin ikinci bir test edilme dalgası olarak görüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Şimdi de Avrupa’da serbest dolaşımı öngören Schengen sınırlarının baskı altında bulunduğunu belirten Merkel, “Özellikle de güneyde. Şimdi tüm dünya ‘Bakalım yeniden ulus devletlere geri mi düşecekler, yoksa dış sınırlarının korunmasını başarabilecekler mi’ diye izliyor” dedi.

AB’deki tüm ülkelerin konumlarından geriye gidişi istemediğine işaret eden Merkel, “Her ülkenin kalıcı bir şekilde kendi sınırlarını kontrol etmesi geri adım olur ve Avrupa’yı zayıflatır.” diye konuştu.

AB ile Türkiye arasındaki mutabakatın da deniz sınırının korunabilmesinden dolayı ortaya çıktığını ve komşular olmadan sınırların korunmasının başarılamayacağını kaydeden Merkel, Libya ile de benzer bir anlaşmanın yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Sri Lanka parlamentosunda kavga

COLOMBO (AA) – Güney Asya ülkelerinden Sri Lanka’nın parlamentosunda iktidar ve muhalefet milletvekilleri kavga etti.

Hükümet yetkilileri, güvenlik konseyinin milletvekillerinin güvenliği için sadece polislerin görevlendirilmesi doğrultusunda karar verdiğini açıklamasıyla başlayan tartışmaların kavgaya dönüşmesi üzerine yaralanan milletvekillerinden biri hastaneye kaldırıldı.

Muhalif milletvekilleri ise, eski Devlet Başkanı ve şu anda milletvekili olan Mahinda Rajapaksa’nın görevde olduğu sürede, ülkede çeyrek asır süren iç savaşı 2009’da ayrılıkçı Tamil Kaplanlarının yenilgiye uğratılarak sonlandırıldığı için Rajapaksa’nın tehdit alında olduğunu ve bu gerekçeyle asker korumalarının geri çekilmemesi gerektiğini savundu.

Çeşitli savaş suçları, azınlıklara baskı yapmak ve yolsuzluklarla itham edilen Rajapaksa, 2014’teki seçimlere kadar yaklaşık 10 yıl iktidarda kalmıştı.

Sri Lanka’daki Tamil grupları, 1970’lerin başında, Budizmin resmi din ilan edilmesi, Tamilcenin resmi dil olarak kabul edilmesi, Tamillerin karşılaştıkları ayrımcılıklarla mücadele için örgütlenme yoluna giderek Tamil Kaplanları’nı kurmuş ve bağımsız bir devlet talebiyle silahlı mücadele başlatmıştı. Sri Lanka ordusu, Tamil isyancılarını 2009 yılında yenilgiye uğratmıştı.

Ülkede 26 yıl süren iç savaşta yaklaşık 100 bin kişinin öldüğü sanılıyor. Birleşmiş Milletler, hükümet güçlerince iç savaşın son aylarında 40 bin sivil Tamilin öldürüldüğünü açıklamıştı.

BMGK’ya Halep için toplantı çağrısı

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (AA) – İngiltere, Esed rejimi ve Rus jetlerinin hedefinde olan Halep’teki durumu görüşmek için BM Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı.

İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Matthew Rycroft, Konsey’de yaptığı konuşmada, “Halep yanıyor ve siviller ölüyor. Bu nedenle Halep’teki durumu görüşmek üzere BM Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırıyoruz.” dedi.

Rycroft, toplantının açık yapılmasını ve BM Genel Sekreteri’nin son duruma ilişkin Konsey’i bilgilendirmesini istediklerini de kaydetti.

Fransa, ABD ve Ukrayna da İngiltere’nin talebine destek verdiklerini açıkladılar.

BMGK Başkanlığı, henüz toplantının ne zaman gerçekleşeceğine ilişkin açıklama yapmadı.

PEGIDA’nın kurucusu Bachmann para cezasına çarptırıldı

BERLİN (AA) – Almanya’da aşırı sağcı “Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar” (PEGIDA) hareketinin kurucusu Lutz Bachmann, Müslümanları aşağılamak ve kışkırtıcılık yapmak suçlarından 9 bin 600 avro para cezasına çarptırıldı.

Davaya bakan Dresden Sulh Ceza Mahkemesi, daha önce de hırsızlık ve uyuşturucu ticaretinden sabıkası bulunan 43 yaşındaki Bachmann’ı, “Facebook”ta yayınladığı bazı yorumlarında Müslümanları ve yabancıları aşağılamak ve halkı bu kişilere karşı kışkırtmaktan” suçlu buldu ve 9 bin 600 avro para cezasına çarptırdı.

Bugün görülen davanın ikinci duruşmasında savcılık Bachmann hakkında 7 ay hapis cezası talebinde bulunmuş, yorumların müvekkillerine ait olmadığını savunan avukatları ise Bachmann’ın serbest bırakılmasını talep etmişti.

“Darbelerle Yıkılan Değerler” paneli

İSTANBUL (AA) – Üsküdar Üniversitesi Öğrenci Konseyi’nin düzenlediği “Darbelerle Yıkılan Değerler” panelinde, Türk siyasi hayatında büyük etkileri bulunan darbeler konusu ele alındı.

Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Üsküdar Üniversitesi Postkolonyal Çalışmalar Araştırma ve Uygulama Merkezi (PAMER) Müdürü Doç. Dr. Merve Kavakçı yaptı.

Panelde konuşmacı olarak yer alan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sabah gazetesi yazarı Mehmet Barlas ve Yeni Birlik Gazetesi yazarı Avni Özgürel, Türk siyasi hayatındaki darbeleri değerlendirdi.

Gazeteci yazar Mehmet Barlas, bugünü ve son dönemde yaşanan siyasi olayları anlamak için tarihi iyi bilmek gerektiğini belirterek, “Biz cumhuriyet kuşakları olarak ne yazık ki tarihleri karıştıran bir eğitim aldık. Bir kere tarihi 1923’te başlayan bir olgu biçimde ele aldık. Oysa geçmişimizde çok uzun yüzyıllar var. Bu açıdan Türkiye’de neden darbeler oluyor? Türk demokrasisinin neden böyle aksak ve topal yürüdüğünü anlamak için Osmanlı tarihine kısaca bakmak lazım ve Avrupa tarihine.

Osmanlı tarihini yok sayarak, cumhuriyet tarihine baktığımız için darbelerin cumhuriyet yapımı olduğunu sanıyoruz. Oysa baktığımız zaman Lale Devri nasıl bitmiş? Patrona Halil isyanıyla. Oysa Lale Devri, Osmanlı tarihinin en reformist, en uzun barış devri ama Patrona Halil isyanıyla darbeyle padişah devrilmiş. İşte Kabakçı Mustafa İsyanı, Genç Osman vesaire.” değerlendirmesini yaptı.

Barlas, Osmanlı döneminde “kapıkulları”, cumhuriyet döneminde ise “cumhuriyet muhafızları”nın darbe yaptıklarını anlatarak, şöyle devam etti:

“Osmanlı dönemindeki darbelerin özünde şu var; Osmanlı kapıkulu yaratmış, Bizanslılardan aldığı bir sistem, devlete mahkum bir sistem yani kapıkullarına toprak vermiş, maaş vermiş ve onlara her istediklerini fazlasıyla vermiş. Cumhuriyette de böyle oldu. Yani eğer kapı kullarını doyurmazsanız, kapı kulları azgınlaşırlar. Cumhuriyet de bunlara benzer kapıkulları yarattı. Rahmetli Özal bunlara ‘cumhuriyet muhafızları’ derdi. Bunlar durmadan bir şeyler isterler ve halkı küçük görürler. Eğer tatmin olmazlarsa darbe yaparlar. ‘Darbeler niye oluyor?’ derseniz, cumhuriyet muhafızları tatmin edilmediği zaman, cumhuriyetin yarattığı hakim sınıflar tatmin edilmediği zaman, mutlaka bunlar devletten alacaklarını şu yolla, bu yolla ele geçirme faaliyetine başlıyorlar.”

Mehmet Barlas, darbe ihtimallerin geride kaldığını ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi kararlı bir liderin olduğunu ifade ederek, “Kenan Evren’le Ankara’da bir gün beraberiz, dedi ki ‘Sayın Barlas, bana çok kızmayın, darbe yaptım diye. Biz son kuşağız eğer bizden sonra gelenler, darbeciler olursa bir daha gitmezler. Biz kışlaya geri dönmeyi düşünen son kuşak askerleriz.’ O lafı hep kulağımdadır. Yani mesela elektronik muhtıra geldiği dönem, ödüm patlamıştı. ‘Bunlar geri dönmez’ dedim. Neyse ki Türkiye geri dönülmez bir yola girdi. Yani demokratik süreç işliyor. Bir de çok kararlı bir lider var, Tayyip Erdoğan. Sanıyorum o darbecilerden daha güçlü.” diye konuştu.

Gazeteci yazar Avni Özgürel ise “Bizim tarihimiz esas itibariyle bir darbeler tarihi. Orta Asya da böyledir. Bilge Kağan babasına darbe yaparak tarih sahnesine çıkmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de yapılan tüm darbelerin içinde Milli Savunma Bakanlarının yer aldığını savunan Özgürel, şunları kaydetti:

“Esas itibarıyla bizde bir vatandaşlık, ulus bilinci gelişmediği için belki hakimiyet Tanzimat ile bürokrasinin eline geçti. Türkiye’de kavganın esas odağı bürokrasidir. Asker ve sivil bürokrasi. Asker ve sivil bürokrasi devamlı iktidar talep etmiştir ve Tanzimat’tan sonra, belki Abdülhamid’i bir nebze ayrı tutmak mümkün, onun dışındaki hiçbir padişah gerçek hükümdar sayılmazlar.

Bürokrasi hakimiyeti İttihat Terakki ile tam kemikleşti. O bürokrasi, kendine yeni bir iktidar aracı, aygıtı bulmak durumunda.

Türkiye’deki bütün darbeler. Yani 60-70- 80 darbeleri, Milli Savunma Bakanların içinde olmadığı darbe yok neredeyse. Hepsinde varlar.”

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da 28 Şubat sürecinin 1994’te başladığını aktararak, darbecilerin psikolojik tahlilleri üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Trabzonspor’da Çaykur Rizespor maçı hazırlıkları başladı

TRABZON (AA) – Trabzonspor, Spor Toto Süper Lig’in 32. haftasında 8 Mayıs Pazar günü sahasında Çaykur Rizespor ile yapacağı maçın hazırlıklarına başladı.

Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’nde, teknik direktör Hami Mandıralı yönetiminde gerçekleştirilen idman, basına kapalı yapıldı.

Antrenmanın, kondisyon çalışmasının ardından gerçekleştirilen pas çalışmasıyla tamamlandığı belirtildi.

Trabzonspor, Çaykur Rizespor karşılaşmasının hazırlıklarını yarın yapacağı antrenmanla sürdürecek.

IMF: African growth falls to lowest level in 15 years

By Halima Athumani

KAMPALA, Uganda (AA) – Sub-Saharan Africa is set to experience a second difficult year in its economic growth.

According to the International Monetary Fund (IMF)’s April 2016 regional outlook report, economic activity has weakened markedly, with growth for the region as whole falling 3.5 percent in 2015 — the lowest in 15 years.

In the report, Antoinette Sayeh, director of the IMF’s African Department, says: “A large number of countries have been hit by considerable commodity price shocks, they have now lost revenue yet they have to keep paying civil servants or keep the minimum in expenditure.”

Adding that since such countries are already facing difficulties in employing citizens “many are expanding their financing and they can’t do that without getting into unsustainable debt”.

The IMF indicates that the slowdown reflects the “adverse impact of the commodity price slump in some of the larger economies and more recently the drought in eastern and southern Africa”.

Oil exporters such as Angola and Nigeria continue to face difficult economic conditions and their growth shows a further slump to two percent this year from six percent in 2014.

Oil prices before mid-2014 were at a high of $110 per barrel. However, prices tumbled with crude oil now costing below $50, hitting many African exporting countries but favorable to oil importers.

Sayeh said that the sharp decline in commodity prices put many of the largest Sub-Saharan African countries under severe strain: “As a result, oil exporters such as Nigeria and Angola but also most countries of the Central African Economic and Monetary Union continue to face particularly difficult economic conditions.”

In the report entitled ‘Time for a Policy Reset’ the IMF calls on African countries to remain vigilant to any signs of financial stress and set up early warning signs and for respective central banks to limit the use of advances to the government to mitigate short-term financing constraints among others.

On the other hand, non-energy commodity exporters such as Ghana, South Africa and Zambia have also been hurt by the decline in commodity prices. Countries such as Guinea, Liberia and Sierra Leone will also have slow growth as they gradually recover from the Ebola epidemic.

Several southern and eastern African countries — including Ethiopia, Malawi and Zimbabwe — are suffering from drought which has hit agricultural output and in some cases affected hydroelectric power generation.

The World Food Program and USAID predict that about 40-50 million people are at risk of inadequate food supply by the end of 2016, including 2.5 million already identified to be in an acute food crisis.

The IMF report notes: “If the abnormally hot and dry conditions persist, a regional food security crisis, including a substantial increase in the size of the extremely vulnerable population, could emerge in 2016 and early 2017.”

However, despite gloomy economic growth, the IMF stresses that the outlook remains favorable as many countries in the region continue to register robust growth. Most oil importers are generally faring better with growth in excess of five percent, such as Cote d’Ivoire, Kenya and Senegal.

Sur’da Miraç Kandili programı

DİYARBAKIR (AA) – Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki Ulu Cami’de, Miraç Kandili sebebiyle program düzenlendi.

Sur İlçe Müftülüğü tarafından Diyarbakır Ulu Cami’de ikinde namazına müteakip gerçekleştirilen etkinlik, Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Türkçe ve Kürtçe mevlit okunan programda, cemaate “Kandil simidi” ve hurma ikram edildi.

Sur İlçe Müftüsü Ramazan Tolan ve cemaat program sonunda dua etti. Yapılan duanın ardından, program sona erdi.

Ulu Cami İmam Hatibi Osman Yağmur, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Her Müslüman şu memleketin sulhu, selameti, sükuneti, kardeşliği ve terörün bitmesi için ellerini açıp Allah’a dua etmelidir.” diye konuştu.

Böyle mübarek gecelerde kardeşlik duygularının en üst seviyeye çıkması gerektiğine işaret eden Yağmur, şunları söyledi:

“Miraç gecesinin bütün İslam alemine özelde memleketimize ve bölgemize ve Diyarbakır’ımıza hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Miraç yükselmek demektir. Allah hepimize bu mübarek gecede bütün nefsani duygularımızı ayakları altına alıp, kardeşlik duygularımızı en üst seviyeye çıkarmayı bize nasip etsin. İslam kardeşlik dinidir. İslam din, dil ve renk ayırt etmeksizin bütün Müslümanların bir arada yaşama ahlakını öğreten bir dindir. Bütün ibadetlerimizde birliktelik vardır. Namaz ve hac gibi ibadetlerimizi birlikte yapıyoruz. Cenabı Allah tek başınıza da olsanız topluluktan, cemaatten, birliktelikten ve kardeşlikten ayrılmayın diye emrediyor. Böyle mübarek gecelerin ümmeti Muhammed’in birliğine, kardeşliğine vesile olmasını diliyoruz.”

“Bu memlekette fitne ve fesat çıkarmak isteyenlere Allah fırsat vermesin” ifadesini kullanan Yağmur, şöyle devam etti:

“Bu memlekette yaşayan 80 milyon kardeşimizin birlikte yaşayabileceği bir havayı teneffüs etmesini cenabı Allah’tan diliyorum. Bu memleketi doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle karıştırmaya çalışan, dış mihrakların oyununa gelen, fitne ve fesatla uğraşanlara Allah fırsat vermesin. Memleketimizin birlik ve beraberliği için çalışanlara da Rabbim muvaffakiyetler nasip etsin. İfsat, bozgunculuk ve kargaşa için çalışanlara da rabbim fırsat vermesin.”

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yolsuzluk algı endeksi

TUNUS (AA) – Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki yönetimlerin yolsuzlukla mücadelede başarılı olamadığı ve bölge insanlarının yüzde 30’unun temel hizmetler için rüşvet vermek zorunda kaldığı bildirildi.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün “Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Yolsuzluk Endeksi” raporu, düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

Toplantıda konuşan Örgütün Bölge Proje Koordinatörü Hinde Fellah, bölgede yaşayan vatandaşların yüzde 61’inin son 12 ayda yolsuzluğun arttığına kanaat getirdiğini söyledi.

Fellah, temel hizmetlere dair bir işlemin yerine getirilmesi için rüşvet vermek zorunda kalanların oranının yüzde 30’a ulaştığına ve bunun bölgede 50 milyon insana tekabül ettiğine dikkat çekti.

Endeksin Tunus’la ilgili bölümüne değinerek vatandaşların yüzde 64’ünün geçen yıla göre yolsuzluğun arttığına kanaat getirdiğini aktaran Fellah, vatandaşların, ticari kurumlarda müdürlerin yüzde 47’sinin, hükümet komisyonları üyelerinin yüzde 32’sinin, hükümet yetkililerinin ise yüzde 30’unun yolsuzluğa karıştığına inandıklarını söyledi.

Örgütün Bölge Başkanı Eşref Avadi de Tunus’ta vatandaşların yüzde 59’unun yolsuzlukla ilgili şikayetten korktuğunun tespit edildiğini dile getirerek, “Yolsuzlukla mücadelede vatandaşların güçlenmesi için ilgili şikayetçilerin korunması kanununa ilişkin çalışmalar bir an önce bitirilmelidir” dedi.

Rapor için 10 bin 797 kişi ile yüz yüze görüşülerek kamuoyu yoklamalarının yapıldığı belirtildi.

Çalışmanın Mısır, Sudan, Ürdün, Lübnan, Yemen, Cezayir, Tunus ve Fas’ta Eylül 2014 ile Kasım 2015 tarihlerinde yapıldığı kaydedildi.

Tunus’a ilişkin çalışmanın 1200 kişiyle bire bir görüşmelerle yapıldığı ifade edilirken, yolsuzluğun sona erdirilmesi için hükümete bağlı idarelerin yeniden yapılandırılması gerektiği dile getirildi.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü 1993 yılında Berlin’de kurulmuş sivil toplum kuruluşu olarak ülkelerde yolsuzluklarla mücadele ve şeffaflığın geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yürütüyor.