TBMM Genel Kurulu

TBMM (AA) – TBMM Genel Kurulunda milletvekilleri, YSK'nin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal etmesini değerlendirdi.

HDP, Danışma Kurulu toplanamadığı için seçim sonuçlarına ilişkin araştırma önergesinin bugün görüşülmesini grup önerisi olarak, Genel Kurul gündemine getirdi.

HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, "6 Mayıs'taki YSK kararının, 15 Temmuz darbe kalkışmasından bir farkı olmadığını, 15 Temmuz'un askeri yöntemlerle, askerler tarafından, 6 Mayıs'taki darbenin ise araçsallaştırılmış YSK eliyle yapıldığını" öne sürdü.

AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan, YSK'nin iptalinin 15 Temmuz'a benzetilmesinin hezeyan olduğunu, ülkenin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine hakaret anlamına geldiğini kaydetti.

-"YSK üyeleri istifa etmeli"

İYİ Parti Antalya Milletvekili Hasan Subaşı, YSK'nin İstanbul Büyükşehir Belediye seçimini iptal kararının bütün Türkiye'de, adeta bütün dünyada şok yarattığını, adalete ve seçim sistemine darbe vurulduğunu öne sürdü. Subaşı, YSK üyelerini istifaya çağırdı.

CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, sandık görevlileri nedeniyle seçimin iptalinin istendiğine işaret ederek, "Bu sandık görevlilerini kim yazdı? 'Şu kadar oyla kazanırsanız kabul edeceğiz' deyin ona göre yola çıkalım. Bartın, Muş, Karabük'te az oy farkla kazanılıyorsa o zaman da kesin bir şeyler olmuştur. Araştırılması gereken YSK üyelerinin kendisidir. Karar vermeden önce kiminle, ne kadar, hangi telefonlarla konuşulmuştur, açıklanmalıdır. AKP'li üyeler heyetler halinde nasıl YSK'ya baskı kurmuştur açıklanması gerekiyor." dedi.

AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven, 6 Mayıs'ta YSK'nin İstanbul için seçim yenilenmesi kararı verdiğini, YSK'nin kararını verirken tam hukuksuzluk durumuna ve bunun da sonuca etkili olup olmayacağına baktığını söyledi.

İptal kararından önce de YSK'nin kararı her ne olursa olsun kabul edeceklerini söylediklerini anımsatan Yurdunuseven, AK Parti olarak her zaman hukukun üstünlüğünü savunduklarını kaydetti. Yurdunuseven, YSK'nin yerinde, adaletli bir karar verdiğini ifade etti.

Konuşmaların ardından yapılan oylamada HDP'nin grup önerisi kabul edilmedi, daha sonra aynı içerikli CHP Grup önerisinin görüşmelerine geçildi.

  • "Binali Bey'i mağdur etmiştir"

CHP Kayseri Milletvekili Çetin Arık, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder." dediğini ifade ederek, "Kaybettiniz. Demokrasiyi içinize sindiremiyorsunuz. Ben kadın doğum uzmanıyım. YSK'nin kararını şuna benzetiyorum; adamın birinin dördüz çocuğu olmuş, 'üçü bana benziyor biri bana benzemiyor' diye dördüncüsünü red ediyor. Kabul etmediğiniz tam da bu. Çocuklar birbirine benzemiyorlar ama hepsi bu ülkenin çocuğu. Sizin kabul etmediğiniz çocuk da bu ülkenin menfaatleri için çalışacak. Bu ülkede vicdanı olan, demokrasiye inan herkes YSK'nin bu kararın demokrasiye darbe olduğunu biliyor." diye konuştu.

HDP Adana Milletvekili Kemal Peköz, YSK'nin neredeyse yandaş seçim kuruluna dönüştüğünü öne sürdü.

AK Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram, mağdur edebiyatı yapmaya kimsenin hakkı olmadığını, asıl mağdurun Binali Yıldırım olduğunu söyledi. Bayram, "Bizler, sayımlar yapılırken geçersiz oyların ve daha sonra bütün oyların tamamı sayılsın derken saydırmayanlar Binali Bey'i mağdur etmiştir. Tamamen sayılsaydı bugün Binali Bey belediye başkanıydı. Olanda hayır var. Er ya da geç bu milletin vereceği kararla 23 Haziran'da bu sonuç gerçekleşecek. Rahat olun. Ne kadar ittifak yaparsanız yapın, kimlerle iş tutarsanız tutun nafile. CHP, bugün bir itiraz yaptı, yapabilir. 6 Mayıs'ta verilen karar kesindir, geç kaldınız, o itirazlarınızı talep halinde yapacaksınız, geçti borun pazarı." diye konuştu.

CHP'nin grup önerisi de kabul edilmedi.

TBMM Genel Kurulu

TBMM (AA) – AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan, YSK'nin İstanbul'da büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin yenilenmesi kararına ilişkin, "YSK, ister beğenelim ister beğenmeyelim bir karar verdi. Bu karardan sonra tevil yollu bir darbe çığırtkanlığı milli iradeye, yaptığımız yasama faaliyetine ve demokrasiye hakarettir." dedi.

TBMM Genel Kurulunda, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Yavuz Ağıralioğlu, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya'nın sosyal medyada paylaşılan bir videosunda, hissettiklerini söyleyemediğini ancak söyleyemediği sözcüklerden dolayı kendisini alkışlattığını, bu durumun da İstanbul seçimlerine benzediğini ifade ederek, "Hem mağlup etmeyi becerememişsiniz hem mahcup olmamışsınız hem de aldığınız yanlış kararı alkışlattırmışsınız. İstanbul'daki sürece uygun bir aday bularak atadığınız için teşekkür ediyorum." diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, İstanbul'da seçimlerin yenilenmesine yönelik tartışmaların yurt içi ve yurt dışından bir kısım çevrelerce iftira, tehdit, hakaret gibi provokasyon çerçevesinde yürütüldüğünü söyledi.

Sorunun doğru tanımlanmasının önemine değinen Akçay, şöyle konuştu:

"İstanbul'da usulsüzlüğün yapıldığı açıktır. Bu tablonun mağduru Binali yıldırım ve İstanbul seçmenidir. Elbette demokrasilerde bir oy farkı dahi milli iradeyi inşa eder. Ancak bir oyun bile vicdana, kurallara ve ahlaka aykırı olmaması şarttır. Usulsüzlükle alınacak bir seçim sonucu, kimsenin kabul etmemesi gereken bir tablodur. Haksız bir seçimin kazananı olamaz. Türkiye bir hukuk devletidir ve hukukun üstünlüğü herkes için bağlayıcıdır. Kurumlara saldırmaya çalışmak ve yıpratmak adaletin hissedilmesini engelleme çabasıdır. YSK kararında millet iradesine yapılan müdahaleyi durdurarak demokrasinin tam manasıyla tesis edilmesinin önünü açmıştır."

HDP Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç da Cizre Belediyesi önüne beton bariyerler yerleştirilmek istendiğini ancak belediye yetkilileri ve vatandaşların bu duruma karşı çıkması üzerine güvenlik güçlerinin müdahalede bulunduğunu iddia etti.

Güvenlik güçlerinin olumsuz tutumunu kınadıklarını belirten Oluç, "Bu uygulamanın Silopi ve Mardin'de de yapıldığını öğrendik. AK Parti, İYİ Parti, CHP ve MHP'li belediyelere yönelik de benzer uygulamalar var mıdır? Bunun üzerinde durulması gerekiyor." dedi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç da YSK'nin İstanbul seçimlerinin iptaline yönelik kararının tam bir kanunsuzluk olduğunu ileri sürdü.

YSK'nin açık açık kendi içtihatlarına karşı çıktığını iddia eden Özkoç, "YSK başka yerlerden gelen emirleri uygulayan bir kurum haline getirilmişken bunu görmezlikten gelmek ciddi anlamda beka sorunudur. Şehitlerin vebalini ve kanını taşıyan kişilerle oturup ittifak yapmak beka sorunudur. Hukuka saldırandan, adaletten kaçandan, rüşvetçiler ve hırsızlara kol kanat geren kişilerle oturup ittifak yapmak beka sorunudur, kamu arazilerini zimmetine geçirmek de beka sorunudur. Türklüğü reddeden, TC'yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alanlarla birlikte olmak beka sorunudur." diye konuştu.

Özkoç'un konuşması üzerine sataşmadan söz isteyen MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, milliyetçiliğin ayaklar altında değil baş tacı olduğunu belirtti.

  • Kayışoğlu'na "darbe çığırtkanlığı" tepkisi

AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan ise milletten aldıkları yetkiyle görevlerini yerine getirmeye çalıştıklarını söyledi.

Yerinden söz alan CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu'nun konuşmasının "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ifadesine yakışmayan bir üslup içerdiğini vurgulayan Özkan, Kayışoğlu'nun "Kaynayan kazan taşmaz mı, sandıkları aşmaz mı, seçmenin oyunu yok sayan darbeyle buluşmaz mı?" sözlerinin bir darbe çığırtkanlığı yapmak olduğunu ifade etti.

Özkan, Kayışoğlu'nun ifadelerinin kabul edilebilir olmadığını CHP grubundan bu konuşma üzerine bir izahat beklediklerini belirterek, "Fiili yoldan veya doğrudan hiçbir milletvekilimizin bir darbe çığırtkanlığı içinde olmayacağını düşünüyoruz, milletvekilinden de bu konuda açıklama bekliyoruz. Kutsal Meclis çatısı altında yapılan yasal düzenlemelerle YSK, ister beğenelim ister beğenmeyelim bir karar verdi. Bu karardan sonra tevil yollu bir darbe çığırtkanlığı milli iradeye, yaptığımız yasama faaliyetine ve demokrasiye hakarettir." dedi.

Özkan'ın açıklamaları üzerine söz alan CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, milletvekillerinin yaptığı açıklamada bahsedilenin YSK darbesi olduğunu belirterek, "AK Parti Grup Başkanvekili arkadaşımız, CHP'nin darbelere karşı duran dimdik tarzına çamur atma anlayışı içerisinde hareket etmektedir. Arkadaşımızın tavrı çok açık ve nettir YSK darbesinden bahsedilmektedir." diye konuştu.

Kırıkkale Çocuk Trafik Eğitim Parkı açıldı

KIRIKKALE (AA) – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Trafik güvenliği sorunu uzun yıllardır içimizi acıtan ama günümüzde dünya genelinde yılda yaklaşık 1,3 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep olan küresel bir güvenlik meselesidir. Giderek ciddileşen bir meseledir." dedi.

Soylu, Kırıkkale'nin Bahşili ilçesi girişinde Kızılırmak Nehri kenarında 15 dönümlük alana kurulan ve çocukların trafik, itfaiye, ilk yardım ve AFAD eğitimlerini eğlenerek öğreneceği Çocuk Trafik Eğitim Parkı'nın açılışına katıldı.

Burada konuşan Bakan Soylu, Çocuk Trafik Eğitim Parkı'nın hayırlı olması dileğinde bulunarak, bu haftanın Karayolu Güvenliği ve Trafik Haftası olarak kutlandığını söyledi.

Bu sayede trafik güvenliği meselesiyle ilgili ülke genelinde bir farkındalık oluşturmaya gayret ettiklerini aktaran Soylu, şöyle konuştu:

"Trafik güvenliği sorunu uzun yıllardır içimizi acıtan ama günümüzde dünya genelinde yılda yaklaşık 1,3 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep olan küresel bir güvenlik meselesidir. Giderek ciddileşen bir meseledir. Ve sadece ülkemizde değil, dünyada da acil sorunlar ve bu sorunların çözümünü bekleyen bir meseledir. Ülke olarak uzun yıllardır bu sorunu çözmek için çaba içerisindeyiz. Özellikle son yıllarda pek çok yeni tedbir, uygulama ve projeler ortaya koyduk. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 2012 yılında ortaya koyduğu vizyonu takip eden, onu destekleyen ve uygulama alanında hayata geçirmeye çalışan bu projelerle birlikte geçtiğimiz ekim ayında adım attığımız ve bu yılın trafik teması olarak da belirlediğimiz 'yaya öncelikli trafik' gibi reform mahiyetinde stratejik adımlar attık. Hem bu stratejik adımları attık hem de kapasitemizi artırdık. Personel sayısından tutun motosiklet sayısına, İHA'larla denetimden fahri trafik müfettişlerine kadar pek çok noktada özellikle Cumhurbaşkanımızın destekleriyle kullandığımız teknik ve başarı kapasitemizi ciddi oranlarda artırdık."

Bakan Soylu, attıkları her adımdan, aldıkları her tedbirden rakamlara yansıyan olumlu sonuçlar elde ettiklerine işaret ederek, bir önceki yıla göre 2019 yılının ilk 4 aylık döneminde trafik kazalarındaki can kayıplarında yüzde 41 azalış sağladıklarını dile getirdi.

Otoyollarda klasik radar uygulaması yerine ortalama hız koridoru uygulamasına geçtiklerini anımsatan Soylu, şöyle devam etti:

"Ortalama hız koridoru uygulamasının olduğu otoyollarda yaptığımız ölçümlere göre, araç sayısı 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 26 artış göstermesine rağmen bu otoyollarda 2018 yılında bir önceki yıla göre trafik kazası sayısında yüzde 11, ölümlü trafik kazası sayısında yüzde 28 ve altını çizerek söylüyorum can kaybı sayısında yüzde 37 oranında azalış sağladık. İddialı bir şey söyleyeyim, bu kadar kısa bir zamanda bu azalış oranlarını başka bir ülkede görebilmek mümkün değildir. Herkese teşekkür ediyorum. Yerel yönetimlerden bütün kurumlara, kuruluşlara kadar, trafikte dikkat eden tüm vatandaşlara kadar ve özellikle kırmızı düdükleriyle ailelere trafikte nasıl hareket edeceğini tembih eden çocuklarımıza ayrıca teşekkür ediyorum. Elbette bu rakamlar bize işimizin bittiğini söylemiyor. Bilakis çok çalışmamız gerektiğini söylüyor. Aynı zamanda doğru istikamette olduğumuzu da ifade ediyor."

Soylu, trafik konusunda aldıkları tedbirlerin ve attıkları adımların önemli olduğunu belirterek, bunlardan birinin sürücü ve yayalarla ilgili olduğunu ifade etti.

Bunlarla ilgili aldıkları tedbirler ve yaptıkları ikazlar olduğuna dikkati çeken Bakan Soylu, "Otoyolda ortalama hız denetimleri, maket trafik ekibi uygulaması ve daha pek çok denetim uygulaması esasen trafikte bugün yaşanan kazaları önlemek, yeni acılar yaşanmasının önüne geçmek için yaptığımız çalışmalar. Ancak işin bir de gelecek boyutu var. Yani geleceğin sürücülerini, yayalarını şimdiden trafik konusunda doğru şekilde eğitmek ve bugünün çocukları ileride sürücü ve yaya olarak trafikte yer aldığında can kayıplarının önüne geçmek istiyoruz. 10 yıl sonrada 'lütfen emniyet kemeri takın, aşırı hız yapmayın, kırmızı ışıkta durun, direksiyon başında cep telefonu kullanmayın' gibi ikazları yapmakla uğraşmayalım istiyoruz. Çalışmaların ikinci boyutu olan ve burada açılışı yapılan eserin amacı da bu." diye konuştu.

Soylu, geleceğin trafiğini tamamlamada, trafik güvenliği için çocukların doğru alışkanlıklarla donanmış bilinçli sürücüler ve yayalar olarak yetişmesinde çocuk trafik parklarının çok etkili olacağına inandıklarını aktardı.

Halen ülke genelinde 39 ilde 79 çocuk trafik eğitim parkı bulunduğu anlatan Soylu, şunları söyledi:

"2018 yılında çocuk trafik eğitim parklarında 132 bin 963 öğrenciye, 2019 yılında 3 aylık dönemde de 2 bin 816 öğrenciye eğitim verildi. Tabii ki trafik eğitimlerini sadece bu parklarda gerçekleştiriyor değiliz. Bu konuda ulaşabileceğimiz herkese bir şeyler anlatmaya gayret ediyoruz. Trafikte, çok kazaya karışan vatandaşlarımıza güvenli sürüş kuralları eğitimi verdik. Bu kapsamda 2018 yılında 2 bin 701 sürücüye eğitim verildi. İnşallah 2019 yılı sonuna kadar da 3 bin sürücüye bu konuda eğitim verilecek. Yine 2018 yılı içerisinde 'Yaşam İçin Kısa Bir Mola' sloganıyla ilk defa araç sürücülerine ve yolculara yönelik Yaşam Tüneli Eğitim Projesi hayata geçirilmesi bu kapsamda araç sürücülerinin yol kenarı denetimi noktalarında araçtan inmeden görsel filmlerle doğrudan kısa süreli eğitime tabii tutulmaları ve dinlenmeleri sağlanmıştır. Bu kapsamda 2018 yılı içerisinde 58 bin 309, 2019 yılı 4 aylık dönemde ise yaklaşık 10 bin 500 araç sürücüsüne eğitim alması sağlanmıştır."

Soylu, okul önlerindeki geçitlerden öğrencilerin güvenli şekilde geçmelerini sağlamak için 2016 yılında eğitim verilen gönüllü okul geçit görevli sayısını 2018 yılında yüzde 300 artırarak 9 bin 376'ya çıkardıklarını belirtti.

2017 yılında 107 bin 983 okul servis aracı şoförünü de rehber personel eğitimine tabi tuttuklarını vurgulayan Soylu, "Tüm bu eğitimleri gerçekleştiren özellikle emniyet ve jandarma camiamıza, trafik polislerimize, jandarma trafik eğitim birimlerimize çok teşekkür ediyorum. Türkiye'de bunu sağlayan emniyet ve jandarma teşkilatımızı da tebrik ediyorum. 2018 yılında bu bahsettiğim sayıyı yüzde 60 artırarak 172 bin 729'a çıkardık. Eğitim ve öğretim yılı başlarında öğretmenlerimize yönelik trafik eğitimleri veriyoruz. Bu kapsamda 2018 yılında bir rekorun altına imza attık. 417 bin 671 öğretmenimizle trafik eğitimi gerçekleştirdik." ifadelerini kullandı.

  • "2019 yılı sonu hedefimiz 1 milyon 500 bin çocuğa eğitim verebilmek"

Soylu, 2014 yılında gerçekleştirilen 3-17 yaş gurubundaki çocuklara yönelik trafik dedektifleri eğitim projesi kapsamında ise şimdiye kadar 4 milyon öğrenciye ulaştıklarını aktardı.

2019 yılı 4 aylık dönemde ise yaklaşık 500 bin çocuğa temel trafik eğitimi verdiklerine işaret eden Soylu, şunları kaydetti:

"2019 yılı sonu hedefimiz ise 1 milyon 500 bin çocuğa eğitim verebilmektir. Bu eğitimlerimizin yanı sıra çok etkili kampanyalar da gerçekleştirdik. Kurban Bayramı döneminde, 'Bu Bayram Ben de Trafik Polisiyim' ve 'Hatalı Sürücüye Kırmızı Düdük' kampanyalarını hayata geçirdik. Bu çalışmalarla, ailelerle birlikte seyahat eden çocuklarımızın ebeveynlerini trafik kurallarına uymaları konusunda uyarılarda bulunmasını sağladık. Bu çalışmada özellikle çocuklarımızın aslında çok bilinçli ve etkili olduğunu gördük. Ben de buraya 5 öğrenci kardeşimizle beraber havadan trafik denetimi yaparak geldim. Bu, trafik eğitimi, AFAD, ilk yardım ve itfaiye parklarını yaygınlaştırarak çocukları ve ailelerimizi hem görerek hem de anlatarak yepyeni bir eğitim bilinciyle donatmak istiyoruz. 81 vilayette ve büyük ilçelerde hedefimiz budur. İnşallah gerçekleştireceğiz."

Konuşmasının ardından Kırıkkale'nin örnek sürücülerine ödül veren Bakan Soylu, öğrencilerle birlikte kurdele keserek Çocuk Trafik Eğitim Parkı'nın açılışını gerçekleştirdi.

Soylu ile beraberindeki Vali Yunus Sezer, Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya ve diğer protokol üyeleri parkı gezerek yetkililerden bilgi aldı.

TBMM Genel Kurulu

TBMM (AA) – AK Parti Kars Milletvekili Yunus Kılıç, ihraç edilip geri gönderilen tarım ürünlerine ilişkin, "Bu ürünlerden bizim kriterlere uygun olmayanlar toplumun tüketimine sunulmuyor." dedi.

İYİ Parti, Danışma Kurulu toplanamadığı için ihracattan geri dönen tarım ürünlerine ilişkin araştırma önergesinin bugün görüşülmesini, grup önerisi olarak TBMM Genel Kurul gündemine getirdi.

İYİ Parti Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu, yurt dışındaki vatandaşların yemeyip insan sağlığına zararlı olduğu için iade edilen ürünlerin imha edilmesi, tutanaklara geçirilmesi ve Bakanlığın bunu duyurması gerektiğini söyledi. Çulhaoğlu, bu ürünlerin iç piyasada satışa sunulup sunulmadığının araştırılmasını istedi.

HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan, çilek, domates gibi iade edilen bu tarım ürünlerinin sessiz sedasız iç pazara sunulduğunu, toksik madde içeren ürünlerin iç pazarda tüketilmesinin önlenmesi gerektiğini belirtti.

CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, tarım alanlarını, çevreyi koruyup gözetirken tarımsal üretim ve üreticilerin zarar görmemesi, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün çevre, tarım ve insan sağlığını gözeterek, güvenli alternatif çözümler üretmesi, zirai ilaçların ruhsatlarının ve dozlarının güncellenmesi gerektiğini ifade etti.

AK Parti Kars Milletvekili Yunus Kılıç, 4,5 milyon ton ihracat içinde sadece geriye dönen ürünün 450'de bir olduğunu aktararak, Türkiye'de bütün prosedürlerin, yönetmeliklere uygun şekilde yapıldığını bildirdi.

Kılıç, ihracatta geri dönen ürünlerin Türkiye'ye girmeden ihraç edildiği ülkede birtakım analizlerinin yeniden yapıldığını, sıkıntı varsa gümrük anlaşmaları çerçevesinde orada imha edildiğini kaydetti.

Kılıç, "Bazı ürünler, dünyada daha yüksek kriterleri kabul eden başka ülkelere ihracat ediliyor. Bizim ülkemizin de kendi kriterleri var. Bu ürünlerden bizim kriterlere uygun olmayanlar toplumun tüketimine sunulmuyor." dedi.

Konuşmaların ardından yapılan oylamada İYİ Partinin grup önerisi kabul edilmedi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç:

TBMM (AA) – CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) İstanbul seçiminin yenilenmesi kararına yönelik paylaşımlarına ilişkin, "Hem Sayın Abdullah Gül'ün hem de Sayın Davutoğlu'nun açıklamaları çok dikkat çekicidir ve önemlidir. İktidar partisinin bir zaman başbakanlığını, cumhurbaşkanlığını, milletvekilliğini yapmış bütün kesimlerden bu alınan kararın hiçbir vicdana sığmayacağı, Türkiye Cumhuriyeti'ni itibarsız, hukuksuz bir konuma sokacağı konusundaki uyarılar dikkate alınmalıdır." dedi.

Özkoç, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

YSK'nin İstanbul seçimlerine yönelik takvimini gösteren Özkoç, "Sandık kurullarının teşkiline dair ilçe seçim kararlarına karşı yapılan itirazın il seçim kurulunca kesin olarak karara bağlanmasının son günü, 2 Mart 2019. Bu tarihe kadar kimse itiraz etmedi. Hangi gerekçeyle İstanbul seçimlerini iptal ettiniz, itirazı kabul ettiniz ve tekrar seçim yaptırıyorsunuz? 2 Mart son günse, kimse itirazda bulunmadıysa tam kanunsuzlukla ilgili değilse nasıl iptal ediyorsunuz?" diye konuştu.

Özkoç, YSK'nin 31 Mart seçimlerinde sandık kurullarında görevlendirilen kişilere yönelik kararını da eleştirerek, "YSK'nin 130 sayılı genelgesi var. Sandık başında görevlendirilen memurların iki katı kadar memur görevlendirmesini talep ediyor oradaki hakim. Onların arasından kura ile belirliyor. Bu şekilde mümkün olmadığında, eksiklikler ilçe seçim kurulu başkanı tarafından o çevrede bulunan ve sandık kurullarında görev verilmesinde sakınca olmayan kimseler tarafından tamamlanır. 'İlla memur olması gerekir.' demiyor. Tamamlayacak olan YSK'nin sandıkta görevlendirdiği hakim. Hangi gerekçe ile iptal ediyorsunuz?" ifadelerini kullandı.

Kamu görevi ile ilgili olağanüstü başvuru süresi dolmasına rağmen bunun tam kanunsuzluktan değil, olağanüstü itiraz olarak kabul edilmesinin, İstanbul'un ilçeleri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iptalinin önlenmesine yönelik bir hareket olduğunu savunan CHP'li Özkoç, İstanbul seçimlerinde bir zarfın içerisindeki 4 oy pusulasından sadece birine ilişkin iptal kararı alınmasının "hukuk katliamı" olduğunu ileri sürdü. Özkoç, "Eğer bu süreç, bu şekilde devam eder, bugün yapılan itirazlarımıza da müspet cevap verilmezse, Türkiye Cumhuriyeti için 6 Mayıs kara bir gün olarak tarihe geçecektir." dedi.

  • "Cumhurbaşkanlığı yetkilileri sanatçıları fişleyemez"

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iş dünyasını tehdit ettiğini" öne süren Özkoç, "İş dünyası diyor ki, 'Bu doğru bir şey olmamıştır.' Bunu esnaf, akademisyenler, üniversiteler, memur, işçiler, öğretmenler söyleyebilir. Bunu yasaklamak doğru bir şey midir? Değildir. Siyasileri milletimiz seçiyor. Seni seçerken siyasetle ilgilenmesi doğru da sen yanlış yaptığın zaman yanlışını söylemesi mi hata oluyor?" diye konuştu.

Söz konusu çevrelerin CHP'yi veya Millet İttifakı'nı eleştirmesi halinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tehdit edilmeyeceğini savunan Özkoç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ama bizi eleştirirseniz bir cumhurbaşkanı sıfatıyla 'Size bunun bedelini ödettirim.' deme hakkını kim, hangi yasa veriyor? Bu nasıl bir vicdandır? Bu nasıl bir cumhurbaşkanlığı yetkisidir? Cumhurbaşkanı, hiçbir şekilde Türkiye Cumhuriyeti insanlarını özgürce fikirlerini söylemesinden dolayı tehdit edemez. Cumhurbaşkanlığı yetkilileri sanatçıların özgürce kendilerini ifade etmeleriyle ilgili onları fişleyemez. Sanatçılar kendi düşüncelerini özgürce söylerlerse, sanatlarını özgürce yerine getirirlerse, resim, film yaparken, şiir yazarken hem siyaseti hem toplumu, bütün dünyayı, evreni içine alacak eleştirisel gözle bakarlarsa o zaman sanatçıdır ve değerlidirler. Siz bunu hangi hakla engelleyebilirsiniz? Bunu şiddetle kınıyoruz."

  • "Hukuksuzluk meşrulaştırılıyor"

CHP'li Özkoç, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, YSK'nin İstanbul seçimlerine yönelik kararına ilişkin sosyal medya paylaşımı hatırlatılarak değerlendirmesinin sorulması üzerine şunları kaydetti:

"Hem Sayın Abdullah Gül'ün hem de Sayın Davutoğlu'nun açıklamaları çok dikkat çekicidir ve önemlidir. Sayın Abdullah Gül, kendisinin bugüne kadar başına gelenlerle ilgili hukuksuzluklara da atıfta bulunarak bir değerlendirme yapmıştır. İktidar partisinin bir zaman başbakanlığını, cumhurbaşkanlığını yapmış, milletvekilliğini yapmış bütün kesimlerden bu alınan kararın hiçbir vicdana sığmayacağı, Türkiye Cumhuriyeti'ni itibarsız, hukuksuz bir konuma sokacağı konusundaki uyarılar dikkate alınmalıdır. Toplumumuz ve iktidar tarafından da dikkate alınmalıdır. 'Seçimleri kaybederiz ama hukuksuz şekilde iptal ederiz, bir daha seçim yaptırırız. Bu sefer de şartları değiştirir seçimi kazanırız.' O zaman seçimlerin mantığı kalmıyor. O zaman da hukuksuzluk meşrulaştırılıyor. Buna karşı toplumun bütün kesimleri el birliğiyle karşı çıkmalıyız. Bu açıklamalarından dolayı ayrıca kendilerine teşekkür ediyoruz."

  • "Devlet Bahçeli yok hükmündedir"

Özkoç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik eleştirileri ile ilgili soruya şu yanıtı verdi:

"Sayın Bahçeli yok hükmündedir. Sayın Bahçeli, bir zamanlar 'Şehitlerin vebalini ve kanını taşıyan bebek katiliyle müzakere yapan kişi' olarak değerlendirdiği Erdoğan ile 'Adaletten kaçan, rüşvetçilere ve hırsızlara kol kanat geren' olarak değerlendirdiği kişiyle 'kamu arazilerini zimmetine geçiren, haysiyet ve inandırıcılığını kaybeden bir kişi' olarak gördüğü kişiyle ortaklık kurmuştur. 'TC'yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alan kişisin.' demiştir. Bunları kullanırken, 8 Nisan 2014 tarihinde MHP Genel Başkanıydı. Aynı Genel Başkan bu sözleri sarf ettiği Tayyip Erdoğan ile bugün ortaktır. Eğer Tayyip Erdoğan'a bu sıfatları yakıştırıyorsa, bugün onunla ortaklığı kabul eden, onu kucaklayan, onun avukatlığını ve şakşakçılığını yapan bir konuma düşen Devlet Bahçeli'yi millet nasıl sınıflandırır, onu kamuoyunun takdirine bırakıyorum."

CHP'li Özkoç, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın avukatları aracılığıyla duyurduğu açıklama ve "yeni bir çözüm süreci"ne yönelik değerlendirmelerinin sorulması üzerine ise "Yeni çözüm süreci var mıdır, yok mudur bilmem. Ama bu kadar tesadüf olur mu, onu sormak lazım. Daha önceden hukukçularına bildirilen metin, açıklandığı gün itibarıyla kayda değer midir, ona bakmak lazım. Bir de Bahçeli'ye sormak lazım; 'ne oluyor kardeşim' diye." ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin, "CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun, TBMM Grup Toplantısı'nda YSK hakimlerinin isimlerini okumasının suç unsuru olduğu" yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine de Özkoç, şöyle konuştu:

"Türkiye Cumhuriyeti'nin o günkü başbakanını ve ilgililerini vatana ihanetle, kendi parasını çocuklarına zimmetle, şehitlerin baş müsebbibi kişiyle masaya oturmakla suçlayıp 'bu vatan hainidir.' diyerek, kendi grup toplantısında yuhalatırken değil de, şimdi kendilerinin kurduğu, ortak olduğu kumpası açıklatırken suç sayıyor olması düşündürücüdür. Bunu da kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Devlet Bahçeli, şunun için yok hükmündedir; siyaset, doğru dürüst sözünün arkasında duran insanların işidir, dün söylediği dünde kaldı. 'Alçaktır, vatan hainleriyle beraber, milliyetçiliği ayaklar altına alan adamdır. Ama bugün, o günü unuttum. Sadece kendi siyasi varlığımı sürdürebilmek için bu adamı savunuyorum, avukatlığını yapıyorum' demek bir siyasetçiyi artık siyaset sahnesinde yok hükmünde sayar. Milletimiz de artık bunu görmüştür. Sayın Devlet Bahçeli'nin ne Türkiye ne dış dünya ne de siyaset dünyasında artık bir itibarı söz konusudur."

CHP'den İstanbul seçiminin tümü için iptal başvurusu

  ANKARA (AA) - CHP, İstanbul'da 31 Mart 2019'da yapılan tüm ilçe belediye başkanlığı seçimleriyle 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçiminin iptali için "tam kanunsuzluk" gerekçesiyle Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) dilekçe verdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, YSK'ye dilekçeyi verdikten sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

YSK'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu'nun mazbatasını İstanbul'da "sandık kurullarında kamu görevlisi olmayan kişilerin görev yaptığı" gerekçesiyle iptal ettiğini belirtti. Kurul'un, bunun seçim sonucunu nasıl etkilediğini hiç araştırmadığını savunan Erkek, YSK'nin geçmişte verdiği tüm kararlarının aksi yönde bir karar tesis ettiğini iddia etti.

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun'daki değişikliklerin, iktidar partisinin isteğiyle kabul edildiğini ve 13 Mart 2018'de yürürlüğe girdiğini aktaran Erkek, bu değişikliklerden sonra Türkiye'de 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi ile 31 Mart yerel seçimi olarak iki seçim yapıldığını ifade etti. Erkek, şöyle devam etti:

"Her iki seçim de aynı yasaya, aynı genelgelere, aynı uygulamalara dayanılarak yapıldı. Eğer siz, 'İstanbul'daki yerel seçimlerde organize usulsüzlükler yapıldı, şaibe var, sandık kurullarında kamu görevlisi olmayan kişiler görev yaptı.' diyorsanız aynı olaylar 24 Haziran'da da gerçekleşti. Yani bir şeyler olduysa eğer gerçekten 24 Haziran'da da oldu. Siz 'Sayın Ekrem İmamoğlu'nun seçimi şaibeli.' diyorsanız, 24 Haziran'daki Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimi de şaibelidir. Çünkü 24 Haziran'da da Türkiye genelinde on binlerce kamu görevlisi olmayan kişi sandıklarda görev yaptı. Siz eğer 'kamu görevlisi olmayan kişiler görev yaptı' gerekçesiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal ediyorsanız, 24 Haziran'da gerçekleşen Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Seçimini de iptal etmek zorundasınız. YSK'ye tam kanunsuzluk sebebiyle başvurduk. Tam kanunsuzlukta süre şartı aranmaz. Bu olağanüstü itiraz değil."

– "Bugün ne değişti?"

CHP Genel Başkanı Yardımcısı Erkek, YSK'nin önceki birçok kararında hatta bu seçim döneminde verdiği kararlarında İstanbul seçimiyle ilgili verdiği kararın tersi yönünde kararlar aldığını savunarak YSK'nin önceki kararlarında "Bir usulsüzlük varsa bu seçimin iptalini mümkün kılmaz, onlar cezalandırılır, ayrı bir konudur. Sandık kurullarının teşkilinde bir sorun varsa ben seçmenin iradesini sakatlayamam. Sandık başındaki iş ve işlemlerde usulsüzlük olduğu somut delilerle ortaya konmadıkça ben seçimi yenilemem." denildiğini aktardı.

YSK'nin önceki tüm kararlarında, idaresini hep seçmenin iradesinden yana koyduğunu anlatan Erkek, "Referandumdaki mühürsüz oy kararında, 'Benim için esas olan seçmenin iradesidir' demişti. Şimdi ne değişti, bugün ne değişti? Sandık kurullarında görev yapan kişilerin, o sandıktan çıkan sonucu etkilediklerine dair somut bir delil AK Parti'nin itiraz dilekçesinde dahi ortaya konulmadı." diye konuştu.

Sandık kurulunda görev yapan başkan ve memur üyelerin belirlenmesinde seçmenlerin, siyasi partilerin, adayların hiçbir dahlinin bulunmadığını ifade eden Erkek, "Tamamen YSK'nin denetiminde ve gözetiminde, ilçe seçim kurullarınca bu işlemler gerçekleştiriliyor. İstanbul'da görev yapan sandık kurulu başkan ve üyelerini Sayın Ekrem İmamoğlu mu belirledi? Siz kendi kusurunuzu nasıl seçmene yüklersiniz? Nasıl seçmenin iradesini yok sayarsınız?" şeklinde konuştu.

YSK'ye, "39 ilçede aynı zarftan çıkan diğer sonuçları niçin iptal etmiyorsunuz?" diye soran Muharrem Erkek, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal eden YSK'nin 39 ilçedeki tüm seçimleri de iptal etmek zorunda olduğunu iddia etti.

– "Güvenemiyoruz"

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Erkek, "YSK'nin tarafsız ve bağımsız olduğuna inanıyor musunuz? Vereceği karara güveniyor musunuz?" sorusu üzerine "Kesinlikle artık güvenemiyoruz, inanmıyoruz. Yargı bağımsızlığının nasıl zedelendiğini artık Türkiye'de herkes görüyor." dedi.

Erkek, son seçimde görev yapan sandık kurulu başkan ve üyelerinin büyük çoğunluğunun 24 Haziran'da sandık kurullarında görev yaptığını ileri sürdü.

– İptal dilekçesi

CHP tarafından YSK'ye verilen dilekçede, OHAL döneminde 24 Haziran 2018'de gerçekleşen Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinde "bir şeyler olduğu"nun açıkça ortaya çıktığı savunuldu.

Dilekçede, şu ifadeler yer aldı:

"Yüksek bir kurul olarak kendinizi ve önceki tüm kararlarınızı inkar eden öyle bir karar verdiniz ki 24 Haziran seçimlerinde de 10 binlerce kamu görevlisi olmayan kişinin İstanbul'da ve Türkiye'nin her yerinde sandık başkanı ya da üye olarak görev yaptığını tespit etmiş oldunuz. Evet, 10 binlerce sandık başkanı ve üye kamu görevlisi olmadığı halde 24 Haziran seçimlerinde görev yaptı. Resen yapacağınız bir inceleme sonucunda dahi günışığı gibi ortaya çıkacak bu gerçek karşısında artık Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel seçimleri de kesinlikle şaibelidir. Kamu görevlisi olmayan kişilerin görev yapmış olması tek başına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini şaibeli kılıyorsa verdiğiniz kararın doğru olduğuna inanıyorsanız ve 'Hukuka saygılı olun' diyorsanız 24 Haziran'da gerçekleştirilen seçimleri de iptal etmek durumundasınız."

Tam kanunsuzluk başvurularında süre aranmayacağı belirtilen dilekçede, ortaya bir tam kanunsuzluk çıkmışsa bu tam kanunsuzluğun sonucu olarak 24 Haziran seçimlerinin iptalinin de artık hukuken bir zorunluluk arz ettiği savunuldu.

– "Aynı şartlar 24 Haziran'da da mevcuttu"

"İnceleyin, 31 Mart’tan sonra olduğu gibi günlerce inceleyin, 24 Haziran seçimlerinde on binlerce kamu görevlisi olmayan kişinin sandık başlarında görev yaptığını tüm Türkiye görsün." değerlendirmesine yer verilen dilekçe, şöyle devam etti:

"Sandık kurulu başkanlarının ve sandık kurullarında görev yapacak kamu görevlilerinin belirlenmesi seçmenin, siyasi partilerin ve adayların iradesine bağlı olmamasına rağmen, sandık kurullarının teşkiline ilişkin konular bizzat Kurulunuzun kararıyla kabul edilen seçim takvimine göre 2 Mart 2019 tarihinde kesin olarak karara bağlanmasına rağmen, sandık kurullarında kamu görevlisi olmadığı halde görev yapanların seçim sonuçlarına ne şekilde etki ettiklerine dair somut tespitler bulunmamasına rağmen, önceki tüm kararlarınızda bu tip mesnetsiz, delilsiz ve soyut iddialar karşısında seçimlerin yenilenmesinin mümkün olmadığını önemle vurgulamanıza rağmen, sandık başındaki iş ve işlemlerde herhangi bir usulsüzlük ortaya konulamamasına rağmen, Anayasa'da güvence altına alınmış seçme ve seçilme hakkını zedeleyerek ve seçmen iradesini yok sayarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini ve seçimi kazanan Ekrem İmamoğlu'nun mazbatasını iptal ettiyseniz 24 Haziran 2018'de seçilen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve milletvekillerinin de mazbatalarını iptal ederek 24 Haziran seçimlerini de yenilemek zorundasınız. Çünkü, aynı şartlar 24 Haziran'da da mevcuttu."

Yerel seçimlerinde sandık kurulları nasıl oluşturulduysa, 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinde de aynı şekilde oluşturulduğuna dikkat çekilen dilekçede, "Sayın Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını şaibeyle kazandıysa, Sayın Recep Tayyip Erdoğan da Cumhurbaşkanlığı seçimini şaibeyle kazanmıştır. Sayın Ekrem İmamoğlu’nun seçimi meşru değilse Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimi de meşru değildir." görüşü savunuldu.

– "Meşruiyetini yitirmiş tüm seçimleri yenilemesiniz"

Dilekçede, 14 Nisan 2019 Erzurum Pasinler ve 20 Nisan 2019 Bursa Mustafakemalpaşa kararları hatırlatılarak YSK'ye "Bugüne kadar ki yerleşmiş, kökleşmiş kararlarınızın tam aksi bir kararla seçim sonucuna doğrudan doğruya müdahale ediyorsanız, 24 Haziran seçimlerinin sonucuna da müdahale ederek meşruiyetini yitirmiş tüm seçimleri yenilemesiniz." çağrısında bulunuldu.

YSK'nin bugüne kadar "Bir usulsüzlük ya da suç söz konusu ise suç isnat edilen ya da usulsüzlük yapan kişilerin hakkında yürütülen soruşturmalar ayrı bir konudur ve seçmen iradesi esas olduğundan seçimin iptali mümkün değildir." dediği aktarılan dilekçede, şunlar ifade edildi:

"Bugün ne değişti? Kamu görevlisi olmayan kişilerin görev yaptığı sandık kurullarında sandık başındaki iş ve işlemlerde herhangi bir usulsüzlük iddia edilmediği halde, o sandıklarda oy kullanan seçmenin iradesi sakatlanmadığı halde, madem iptal kararı verdiniz, aynı takdir ve iradeyle 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel seçimlerini de iptal etmek durumundasınız. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın vurguladığı gibi, kasten suçlar işlenmişse, organize işler ve usulsüzlükler gerçekleşmişse mutlaka kendi seçiminde de gerçekleşmiştir. Yüksek Seçim Kurulu bu incelemeden artık kesinlikle kaçamaz. İstanbul'un tüm ilçe belediye başkanlıkları ve belediye meclis üyelikleri seçimlerinin de artık bu kararınızdan sonra iptali bir zorunluluk yaratmıştır. Yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimini değil, İstanbul'un tüm seçimlerini iptal edin."

– "İstanbul'da tüm seçimler iptal edilmeli"

Dilekçede, 39 ilçede İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ile pusulası aynı zarftan çıkan tüm seçim türlerinin de iptal edilmesi gerektiği savunularak şunlar kaydedildi:

"İktidarın isteğiyle TBMM'de kabul edilen seçim mevzuatındaki değişikliklerin 13 Mart 2018'de yürürlüğe girmesinden sonra yapılan tüm seçimlerde 'bir şeyler olduğu' açıkça ortaya çıktıysa, artık seçmenin iradesinin ortadan kaldırılmasının bir önemi yoksa, artık sandık kurullarında görev yapanların seçim sonuçlarına ne şekilde etki ettiklerine dair açık, kesin, somut deliller aranmayacaksa ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin ve Sayın Ekrem İmamoğlu'nun mazbatasının iptali kararı doğruysa, 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin tam kanunsuzluk sebebiyle iptaline, 24 Haziran seçimleri sonucunda verilen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın mazbatasının ve milletvekillerinin mazbatalarının tam kanunsuzluk sebebiyle iptaline, İstanbul'da gerçekleşen 39 ilçedeki tüm seçimlerin tam kanunsuzluk sebebiyle iptaline, milletin vicdanında adaletin tecelli ettirilmesi için karar verilmesini arz ve talep ediyoruz."

Kapadokya'ya yasal koruma kalkanı

TBMM (AA) – AK Parti'li milletvekillerinin, Kapadokya'nın tarihi, kültürel ve doğal dokusunun birlikte korunması, farklı kurumlara ait planlama yetkilerinin kurulacak Kapadokya Alan Başkanlığında toplanmasını öngören kanun teklifi TBMM Başkanlığına sunuldu.

Teklife göre, Kapadokya'da geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ile meri planlara ve komisyon kararlarına aykırı uygulama yapılamayacak.

Kapadokya Alan Başkanlığı bu alanda her türlü aykırı uygulamanın giderilmesini sağlamaya, gerektiğinde aykırı uygulamaya konu yapı ve tesisleri yıkma veya yıktırmaya yetkili olacak.

Kapadokya alanında bulunan Hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarının özel mülkiyetindeki taşınmazların satışı, trampası, arsa veya kat karşılığı inşaat yaptırılması, kiraya verilmesi, ön izin verilmesi ve üzerlerinde irtifak hakkı kurulması, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi, ön izin ve kullanma izni gibi işlemler Kapadokya Alan Başkanlığının uygun görüşüyle yapılacak. Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresi ve denetiminde bulunan mazbut vakıflar ile temsilen yönetilen mülhak vakıflara ait taşınmazlar bu kapsamın dışında tutulacak.

Kapadokya Alanı'nda yapılacak uygulamalar meri planlar ile geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına göre yürütülecek. Kapadokya Alanı'nın bütününe ilişkin üst ölçekli plan Kapadokya Alan Başkanlığınca hazırlanacak ya da hazırlatılacak. Bu plan, komisyonun
uygun görüşü ve bakan onayı ile yürürlüğe girecek. Üst ölçekli planlara uygun
olarak hazırlanan ya da hazırlatılan nazım ve uygulama imar planları ise komisyonun uygun görüşü ve idarenin onayıyla yürürlüğe girecek. Böylece, alandaki plan hazırlık ve onama sürecinde bugüne kadar yaşanan yetki karmaşasının ortadan kaldırılması amaçlanıyor.

Kapadokya Alanı'nda, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile kültür varlıklarını koruma bölge kurulları ile tabiat varlıklarını koruma bölge komisyonlarına verilen yetki ve görevler Kapadokya Alan Komisyonu tarafından kullanılacak. Komisyon ayrıca, Kapadokya Alanı içerisinde doğal sit alanlarının tescili, sınır değişiklikleri ve yeniden değerlendirilmesine yönelik karar almaya yetkili olacak.

Komisyonun, Kapadokya Alanı'nda geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ile meri planlara ilişkin her türlü fiziki ve inşai uygulamaya yönelik karar yetkisi bulunacak. Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ile gerçek ve tüzel kişiler komisyon kararlarına uymak zorunda olacak.

Nevşehir İl Özel İdaresi, Kapadokya Alanı sınırları içerisindeki belediyeler, Ürgüp Ticaret ve Sanayi Odası ve Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odasının bir önceki yıl kesinleşmiş bütçe gelirlerinden en az yüzde bir oranında ayrılacak paylar, idarece verilecek idari para cezalarından elde edilecek gelirler, Bakanlık Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü bütçesinden aktarılacak tutarlar Başkanlığın gelirlerini oluşturacak.

Başkanlık, faaliyetleri dolayısıyla yapılan işlemler yönünden Harçlar Kanunu ile Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınan harçlardan ve harcamalara katılma paylarından, düzenlenen kağıtlar yönünden damga vergisinden, kendisine yapılan bağış ve yardımlar nedeniyle veraset ve intikal vergisinden, sahip olduğu taşınmazlar dolayısıyla Emlak Vergisi'nden ve tapu ve kadastro döner sermaye hizmet bedelinden muaf olacak.

  • Tarihi dokuya yönelik tedbirlere uymayanlara ceza

Kapadokya Alanı'nın tarihi ve kültürel değerleri ile jeolojik/jeomorfolojik dokusunun ve doğal kaynak değerlerinin korunmasına ve yaşatılmasına yönelik alınan tedbirlere aykırı davranılması halinde 50 bin ila 200 bin lira, bu kapsamda olmayan ve Kapadokya'nın mevcut durumunu bozmayan ve yapısal uygulamalar içermeyen konulara ilişkin belirlenecek tedbirlere aykırılık halinde ise 500 ila 5 bin lira idari para cezası uygulanacak. İdari para cezası uygulanacak fiiller ile idari para cezasının miktarı Başkanlıkça belirlenecek.

Başkanlık tarafından talep edilmesi halinde Kapadokya Alanı sınırları içerisinde kalan Hazinenin özel mülkiyetindeki veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlar, ormanlık alanlar dahil tahsisli olanların tahsisleri kaldırılarak yasada belirtilen amaçlara uygun olarak kullanılmak üzere bedelsiz olarak idareye tahsis edilecek.

İdareye ait taşınır ve taşınmazlar devlet malı hükmünde olacak. Bunlar aleyhine suç işleyenler devlet malları aleyhine suç işleyenler gibi cezalandırılacak. Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen devlet memurları, kamuda çalışan sürekli işçiler ile öğretim elemanlarından gerekli nitelikleri taşıyanlar, kendilerinin isteği ve kurumlarının muvafakatiyle idare kadrolarında istihdam edilebilecek.

“CHP'deki hazımsızlığı anlayabilmiş değilim”

TBMM (AA) – SİNAN USLU – AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş, "CHP'deki bu hazımsızlığı anlayabilmiş değilim. Halka gitmekten, halkın iradesine başvurmaktan bu kadar çekinen bir parti daha ben görmedim." dedi.

Muş, AA muhabirinin, Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline ve yenilenmesine karar vermesine ilişkin soruları yanıtladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali yönünde oy kullanan 7 YSK üyesini "çete" olarak nitelendirdiği hatırlatılarak değerlendirmesi sorulan Muş, "Bunu tasvip etmiyoruz. Çok yanlış bir ifade. Orası yüksek yargıçlardan oluşan bir kurul. İşinize gelen karar verdiği zaman 'saygın' oluyorlar, işinize gelmeyen ya da kabullenmek istemediğiniz bir karar verdiği zaman 'çete' oluyorlar. Bu ne bir siyasetçiye yakışacak bir ifade olabilir ne de Yüksek Seçim Kurulunun hak ettiği bir ifade olabilir. Bunu reddediyoruz, kınıyoruz." diye konuştu.

YSK'nin, kendisine sunulan deliller kapsamında karar verdiğini vurgulayan Muş, şöyle devam etti:

"Biliyorsunuz ilk açıklandığı zaman 27 bin, CHP'nin açıklamasına göre 29 bin fark vardı. Bu fark düşe düşe 13 binlere kadar düştü. İstatistik diye bir bilim var. Burada iki aday da yüzde 48 oy almışlardır. Küsuratlarda bir fark var. Oy oranları bu kadar birbirine yakınsa hatalar da her iki aday için de eşit olarak ortaya çıkar. Neden hatalar ve düzeltmeler Binali Yıldırım lehine oluyor? Fark neden Binali Yıldırım lehine azalıyor? Burada gerçekten ciddi maddi hatalar, yanlışlıklar, eksiklikler varsa bunlar her iki aday için de olması lazım. Bunlar eğer Binali Bey lehine ortaya çıkıyorsa demek ki burada bir şekilde yanlış bir mekanizma işlemiş ve bir aday aleyhine bir süreç işlemiştir. Dolayısıyla YSK bizim sunduğumuz deliller çerçevesinde bunu tespit etmiştir ve seçimlerin yenilenmesine karar vermiştir."

"Seçimlere şaibe düştüğünü", YSK'nin karar verdiğini ve çözüm olarak halka gidileceğini, tekrar halk iradesine başvurulacağını belirten Muş, "Bugün bakıyorum da yapılan eleştiriler aslında haksız eleştirilerdir. Türkiye demokrasisi bu süreçlerden güçlenerek çıkacaktır. Çünkü başka hiçbir alana tevessül etmeden tekrar sandık işaret edilmiştir. Bu meselenin çözümü için halka gidilmiştir." dedi.

Bu işin kilidini 16 milyon İstanbullunun açacağını söyleyen Muş, "Bütün bu gelişmeler milletimizin gözü önünde cereyan etmektedir. Milletimiz 23 Haziran'da bu meseleyi de çözecektir. Hakem millettir. Arada başka bir kişi yoktur. Bu, aslında Türkiye'deki demokrasi kültürünün ne kadar güçlendiğinin ve nereye geldiğinin en önemli göstergesidir. CHP'deki bu hazımsızlığı anlayabilmiş değilim. Halka gitmekten, halkın iradesine başvurmaktan bu kadar çekinen bir parti daha ben görmedim." değerlendirmesini yaptı.

  • "367 garabeti o şekilde çözülmüştür"

YSK'nin İstanbul kararına ilişkin açıklamalar hatırlatılarak "Sandığa gidilmekten mi çekiniliyor?" sorusuna Muş, "Bunu anlamakta biz de zorlanmaktayız. Burada başka hiçbir adres işaret edilmemiştir. Neresi işaret edilmektedir? Sandık. Vatandaş, milletimiz, 16 milyon İstanbullu işaret edilmektedir. Buradan kim, niye rahatsızlık duyar? Eğer siz davanızda haklıysanız vatandaşımız bir değerlendirme yapacaktır. 23 Haziran'da sandık başına gidecektir ve bu değerlendirmeler neticesinde bir karar verecektir." cevabını verdi.

YSK'nin, kararını açıklamadan önce "Ne yönde karar verirse versin YSK'nin vereceği karar saygılıyız" dediklerini hatırlatan Muş, şöyle konuştu:

"YSK'yi tehdit etmedik, YSK'ye hakaretler yağdırmadık. 'Kızılay'da gezemezsiniz', 'Sizi Yüce Divan'da yargılarız.' demedik. Hangi kararı veriyorsanız, deliller çerçevesinde değerlendirmenizi yapın, bir karar verin, vereceğiniz karara saygılıyız dedik. Tekrar millete gidilecektir. Herkes tezini ortaya koyacaktır. Millete anlatacaktır ve milletimiz bu meseleyle alakalı da düğümü çözecektir. Geçmiş dönemlerde de ortaya çıkan pek çok sorunda AK Parti sürekli sandığı işaret etmiştir, millete gitmek suretiyle sorunları çözmüştür. 367 garabeti o şekilde çözülmüştür. Sandığa, millete gidilmiştir. Burada da itirazlarımız haklı göründü. Tekrar sandık işaret edilmiştir. Biz derdimizi, amacımızı, ne yapmak istediğimizi milletimize en iyi şekilde anlatacağız ve 16 milyon İstanbulludan destek isteyeceğiz. Takdir yüce Türk milletinindir."

  • "Gündemi meşgul etmeye çalışıyorlar"

"23 Haziran'da yapılacak seçimde AK Parti'nin kaybetmesi durumunda genel seçime gidileceği" iddiasını değerlendiren Muş, "Çok farklı yorumlar yapılıyor. Meseleler farklı noktalara çekilmekte. Biz bir yerel seçimi yapacağız. İstanbul'da bir seçime gideceğiz ve İstanbul'un yönetimiyle alakalı Büyükşehir Belediye Başkanını seçeceğiz. İlçe belediye başkanları, meclis üyeleri zaten seçildi. Birileri dereyi görmeden paçayı sıvamayı adet edinmişler. 'Bu olursa böyle olur, şu olursa şöyle olur' gibi tezler üzerinden Türkiye'nin gündemini farklı şekilde meşgul etmeye çalışıyorlar." ifadelerini kullandı.

  • "Elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyacağız"

Bir taraftan Türkiye'nin gelişmesi için çalışma içinde olduklarını diğer taraftan yasama anlamında da Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu düzenlemelerin yapılması konusunda sonuna kadar çalıştıklarına değinen Muş, "23 Haziran'da milletimize güveniyoruz. Milletimizin bizi sandıktan birinci çıkaracağına da inancımız tam. Elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyacağız. Milletimizden bu anlamda destek isteyeceğiz." dedi.

UPDATE – Israeli daily publishes terms of 'Deal of Century'

                  *UPDATES WITH REMARKS BY ISLAMIC JIHAD CHIEF

By Abdelraouf Arnaout

JERUSALEM (AA) – An Israeli newspaper published a document Tuesday which was circulated between officials in Israel’s Foreign Ministry that details elements of the U.S. back-channel peace plan known as the "Deal of the Century".

No American, Israeli or Palestinian authorities have confirmed the leaked document published by Israel Hayom, which is close to Prime Minister Benjamin Netanyahu.

The U.S. intends to publish its plan next month.

According to the Israeli daily, the plan includes the following main points:

1. Agreement

A tripartite agreement will be signed between Israel, the Palestine Liberation Organization (PLO) and Hamas. A Palestinian state called "New Palestine" will be established in "Judea and Samaria" (the West Bank) and Gaza, with the exception of Israeli settlements in the West Bank.

2. Evacuation of land

The settlement blocs in the West Bank will remain under Israeli control and will stretch to reach other isolated settlements.

3. Jerusalem

Jerusalem will not be divided or shared between Israel and New Palestine and will be the capital of both Israel and New Palestine. The Arab population in Jerusalem will be citizens of New Palestine.

The Israeli Jerusalem municipality will be responsible for all areas of the city except for education, which will be dealt with by the new Palestinian government. The new Palestinian Authority will pay taxes and water costs to the Jerusalem municipality.

Jews will not be allowed to buy Arab homes, Arabs will not be allowed to buy Jewish homes, no additional areas will be annexed to Jerusalem and the present status of the holy sites will continue.

4. Gaza

Egypt will lease new land to Palestine to construct an airport and factories and serve the commercial and agriculture sectors without allowing Palestinians to reside on this land. The borders of these lands and leasing price will be determined between the two parties through the mediation of the supporting countries.

5. Supporting States

The parties that will financially support the implementation of this agreement are the U.S., the European Union and the oil-producing Gulf states.

The supporting countries will provide a budget of $30 billion over five years for national projects in the new Palestine.

The budget will also include the cost of connecting Jewish settlements and large settlements to Israel.

The U.S. will pay 20% of the cost for such projects and the EU 10%, while oil-producing Gulf states will fund 70%, which will be determined by oil revenues of the countries.

Most of the financial support burden will fall on the oil-producing countries because they will be the main beneficiaries of this agreement.

6. The military

The new Palestine will not be allowed to create an army. The only weapons it will be allowed to possess will be light weapons for the police.

A protection treaty would be signed between Israel and New Palestine under which it will pay Israel to defend it from foreign aggression.

The cost of this payment must be determined in negotiations between the parties which would be mediated by the supporting states.

7. Timelines and stages of implementation

When signing the agreement:

  • Hamas will deposit all its weapons, including personal arms, with the Egyptian authorities.
  • Hamas members, including leaders, will continue to receive salaries from supporting countries until the government is formed.
  • The border of the Gaza Strip, including the maritime border, will be open to the movement of goods and workers to Israel and Egypt, as the current situation of the West Bank.
  • Within one year, democratic elections will be held and a government of New Palestine will be elected and every Palestinian citizen will be able to run for election.
  • One year after the elections and establishment of the government, Palestinians held in Israeli prisons will be released gradually over the course of three years.
  • Within five years, a seaport and airport will be established in New Palestine, and until then, Palestinians will use airports and seaports in Israel.
  • The border between New Palestine and Israel will be open to the movement of citizens and goods as is the case with friendly countries.
  • A highway connecting the West Bank and Gaza Strip will be established. China will pay 50% of its cost, while South Korea, Australia, Canada, the U.S. and the EU will each pay 10%.

8. The Jordan Valley

  • The Jordan Valley will remain under Israeli control.
  • Road 90 will become a four-lane road.
  • Israel will issue a tender to widen the road.
  • New Palestine will be given two new routes to Jordan with crossings under its control.

9. Responsibility

  • If Hamas and the PLO refuse to sign the ‘Deal of the Century’, the U.S. will cancel all financial support to the Palestinians and ensure that no country transfers funds to them.
  • If the PLO signed the deal but Hamas or Islamic Jihad refused, the leaders of these two movements will be considered responsible. In a new war between Israel and the Gaza Strip, the U.S. will back Israel in targeting these leaders.
  • If Israel refused to sign the deal, the U.S. would cease all financial support.
                  <p><br>

Meanwhile, secretary general of the Islamic Jihad resistance group, said he is expecting "an Israeli war on Gaza Strip in the summer".

Speaking to the Beirut-based Al-Mayadeen TV, Ziyad Al-Nakhaleh said that such war would come as part of efforts to apply the so-called Deal of the Century.

"We as a resistance in Gaza are ready for any war," Al-Nakhaleh said.

He described the recent Israeli attacks on civilians in Hamas-run coastal enclave as an attempt to pressure the Palestinian resistance in Gaza.

The Israeli military pounded the coastal enclave over the weekend with airstrikes and artillery barrages while Gaza-based resistance factions responded by firing rockets towards southern Israel.

The violence ended at dawn on Monday, when a ceasefire — the exact terms of which remain unclear — went into effect.At least 27 Palestinians were killed in the exchange and scores more injured, while four Israelis were killed, according to Israeli media reports.

The escalation began last Friday when four Palestinians were killed by Israeli military strikes on Hamas-affiliated positions in Gaza.

*Writing by Mahmoud Barakat

Jordan PM paves way for anticipated cabinet reshuffle

            By Laith al-Juneidi <br>

AMMAN (AA) – Jordanian Prime Minister Omar al-Razzaz on Wednesday asked members of his cabinet to tender their resignations in advance of an anticipated government reshuffle.

According to official Jordanian sources, the reshuffle is expected to be carried out “within days”.

Al-Razzaz has been quoted by official Jordanian news agency Petra as saying that the planned reshuffle “comes in line with the requirements of the upcoming phase”.

He did not elaborate further.

Notably, the anticipated reshuffle will be the third such government shake-up since al-Razzaz formed his first cabinet in June of last year.