CHP TBMM Grup Toplantısı

TBMM (AA) – CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Kendi milletine ve devletine güvenmeyip bir Amerikan şirketine güvenen bir hükümetin Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yeri yoktur. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni ve 16 bakanlığı bir Amerikan şirketine denetletiyorsanız sizin sarayda da yeriniz yoktur. Düşün milletin yakasından." dedi.

Kılıçdaroğlu, Meclis'teki CHP Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin büyük bir ekonomik kriz yaşadığını belirterek, "Saray'a koşulsuz itaat eden beslemeler, müteahhitler ve havuz medyacılarının krizden etkilenmeyeceklerini" ileri sürdü.

Bu krizin yükünü maaş ve ücretleri artmayan işçi ve emeklinin, halkın, Osmanlı'nın deyimiyle "avam"ın çekeceğini savunan Kılıçdaroğlu, iktidarın stokçuluk yapanları suçladığını belirtti.

Kemal Kılıçdaroğlu, "Ne suçluyorsun kardeşim, sen devlet değil misin? Tek başına devletsin, kim yapıyorsa git yakasından tut. 'Bana ihbar et.' Vatandaşları ihbar etmeye davet ediyor. Vatandaş muhbir mi kardeşim? Sen görevini yapsana, stokçuluk yapan, köşeyi dönen, dolar istifleyenler senin adamların. Sen, zaten dolar baronlarının adamı değil misin, onları korumuyor musun, onların yanında değil misin? 5 saatte 84 bin dolar para kazandırmadın mı? Bunların hepsinin belgeleri de dokümanları da var. Esnafı suçlayacak, çünkü gücü ona yetiyor. Çünkü esnaf korkudan ses çıkaramıyor." diye konuştu.

– Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a 10 soru yöneltti

Hükümetin, birçok ülkeye giderek tefecilerden para istediğini öne süren Kılıçdaroğlu, söz konusu kişilerin "Türkiye'ye güvenmediklerini, ancak bir Amerikan firmasıyla çalışılması halinde borç verebileceklerini" iletmeleri üzerine iktidarın, Amerikan McKinsey ile anlaşma yaptığını kaydetti.

Kılıçdaroğlu, "3 ayda bir gelip denetleyecekler. Bu söylendiği zaman 'Sıradan bir sözleşme niye bu kadar gürültü koparıyorsunuz' diye bir sürü laf söylediler. Ben Erdoğan'a 10 soru soruyorum. Eğer sarayda beni dinliyorsa not alsın. Not almaktan acizse kendisine bu 10 soruyu göndereceğim, cevaplarını 81 milyon vatandaşım adına bekliyorum." ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik 10 soruyu şöyle sıraladı:

"Erdoğan'a göre, yaşadığımız ekonomik krizin sorumlusu 'dış güçler'di. Dış güçlerin başında da Amerika ve Trump geliyordu. Peki, krizi aşmak için kimden liderlik istiyorsunuz? Bir Amerikan danışmanlık şirketinden… 'Bizi batırıyorlar' dediğiniz bir ülkenin şirketinden sizi kurtarmasını hangi akılla istiyorsunuz?

Erdoğan'a göre bunlar 'ezanımıza bayrağımıza saldıranlar'dı. Peki 'ezanımıza, bayrağımıza saldıranlar'dan para karşılığı yardım istemeyi bu millete nasıl anlatacaksınız? Hangi yüzle bu anlaşmayı yaptınız? Daha acı olanı ise bu tutumunuz 'Biz bu ekonomiyi yönetemiyoruz, gelin siz yönetin' anlamına gelmiyor mu?

Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde Kamu Maliyesi Değişim ve Dönüşüm Ofisi olacak ve bu Ofis'te de 16 bakanlıktan temsilci olacak. Bunların aldıkları her karar, yaptıkları her uygulama, düzenledikleri her rapor, 3 ayda bir McKinsey tarafından kontrol edilecek. Türkiye'de bunu yapacak, kurum, kuruluş ya da şirket yok mu? Bunu içinize nasıl sindirdiniz?

Devletin kozmik odasını FETÖ'ye teslim ettiniz. Şimdi de devletin tüm mali bilgilerini 'ezanımıza ve bayrağımıza saldıranlara' teslim edeceksiniz. Bunu hangi ahlaki temele dayanarak yapacaksınız?

Size Türkiye'de liderlik yapacak McKinsey'e , bu işi ihaleyle mi, yoksa birilerinin tavsiyesi üzerine mi verdiniz? Tavsiye üzerine verdiyseniz, size bu şirketi kim ya da kimler önerdi?

Bu anlaşmanın tutarı, kapsamı ve süresi nedir? Bunları açıklayacak mısınız? Biliyorum ki açıklamayacaksınız, 'ezanımıza, bayrağımıza saldıranlar' bunu biliyorlar ama necip Türk milleti bunu öğrenemeyecek. Bu tutum aynı zamanda sizin gayrıyerli ve gayrımilli karakterinizi göstermiyor mu?

Diyorsunuz ki 'Söz konusu danışmanlığın hiçbir icra fonksiyonu ya da yetkisi olmayacaktır. Fonksiyonsuz ve yetkisiz bir şirkete hangi vicdanla milyonlarca dolar para ödeyeceksiniz? Fonksiyonsuz ve yetkisiz bir şirketse neden 3 ayda bir 16 bakanlığı denetlesin?

'Allah aşkına', neyin nasıl tasarruf edileceğini Türkiye'de hiç kimse bilmediği için mi Mckinsey firmasından milyon dolarlar ödeyip görüş alacaksınız?

Sevgili Erdoğan, 15 Mart 2015 tarihinde Balıkesir'de yaptığın konuşmada, 'Benim derdim ne biliyor musunuz? Bir anonim şirket nasıl yönetiliyorsa, Türkiye de öyle yönetilmelidir?' diyordun. McKinsey ile yapılan anlaşma, devleti bir şirket gibi yönetme arzusundan mı kaynaklanmaktadır? Bu anlayış 'hanedan devlet' anlayışı değil midir?

McKinsey'in üç ayda bir düzenlediği raporları kamuoyuna açıklayacak mısınız? Açıklayamazsınız. 'Ezanımıza bayrağımıza saldıranlar' raporları bilecek ama bizler, 600 milletvekili dahil, öğrenemeyeceğiz. Bu sizin vatanseverlik anlayışınızı mı yansıtıyor?"

Kılıçdaroğlu'nun "Kendi milletine ve devletine güvenmeyip bir Amerikan şirketine güvenen bir hükümetin Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yeri yoktur. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni ve 16 bakanlığı bir Amerikan şirketine denetletiyorsanız sizin sarayda da yeriniz yoktur. Düşün milletin yakasından." şeklindeki ifadelerini partililer ayakta alkışladı.

– "Onur, gurur ve haysiyet sahibiysen anlaşmayı iptal et, uçağı da iade et"

6 Mart 1922 tarihinde TBMM'deki gizli bir toplantıda Gazi Mustafa Kemal'in "Hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir." ifadelerini kullandığını aktaran Kılıçdaroğlu, bir yabancıya teslim olanların geleceği olamayacağını kaydetti.

İktidarın 21. yüzyılda Türkiye'ye "kendi kendini yönetemeyen, denetleyemeyen ve kurumlarına güven duymayan" bir duruma getirdiğini savunan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sarayda oturuyorsun, kışlık sarayda, yazın oluyor yazlık sarayda, bir yere gideceksin uçan sarayda… Yetmiyor, şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nin ekonomisini Amerikalılar'a teslim edeceksin. Amerika şirketine teslim edeceksin, milletin önüne çıkacaksın yüzün kızarmadan 'yerli, milli' diyeceksin. Saraydaki zata çok açık ve net söylüyorum, onurun, gururun ve haysiyetin varsa, onur, gurur ve haysiyet sahibiysen anlaşmayı iptal et, uçağı da iade et."

Bu arada, grup salonunda, tahliye edilen ve dün Genel Kurul'da yemin eden CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'na partililer ilgi gösterdi.

Toplantı salonuna gelen bir grup işçi, "Sendika hakkı engellenemez" şeklinde sloganı attı.

"Cumartesi Anneleri" ile 24 Haziran'da seçim gecesi tutuklanan ve 83 gün tutuklu kalan Antalya Gençlik Kolları üyeleri de salonda yer aldı.

Öte yandan, salondakilere "Erdoğan'a McKinsey Soruları" başlıklı, Kemal Kılıçdaroğlu imzasını taşıyan broşür dağıtıldı.

(Bitti)

CHP'den af tartışmaları değerlendirmesi

TBMM (AA) – CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, af konusunun, toplum tarafından sindirilmesi, topluma rağmen bir karar verilmemesi gerektiğini belirterek, "Mafya örgütlerinin liderleri, gözde tatil merkezlerini haraca bağlayan birtakım suç örgütü liderleri, kapkaççılar, ilkokul önlerine kadar sızan uyuşturucu satıcıları, Soma davasının sanıkları çıkacak mı Sayın Bahçeli? Çıkmayacakları saymak kolay, onu konuşuruz." dedi.

Özel, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konuları değerlendirdi.

Kurdaki önlenemez yükselişin, yayıncıları zor durumda bıraktığını ifade eden Özel, hükümetin, "Dolar çok yükseldi, Trump bizimle uğraşıyor, gazete fiyatları yükseldi, gazeteler de basılamıyor." deme lüksünün bulunmadığını, önlem alması gerektiğini söyledi.

Cumartesi annelerine yapılanların, herkesin vicdanını sızlattığını savunan Özel, hükümetten özür, geleceğe yönelik pozitif mesaj beklerken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun dün talihsiz açıklama yaptığını vurguladı. Özel, Soylu'nun, cumartesi annelerini, istismarcılıkla, yalanı sürdürmekle, devletin sırtına başkalarının işlediği suçları yıkmaya çalışan bir organizasyon olmakla suçladığını belirtti.

-"Beyaz torosları sahiplenmiştir"

Özel, Soylu ve AK Parti'nin, 12 Eylül ürünü Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu'nun bile gerisinde olduğunu öne sürerek, "Bu kanun, bunlara göre çok daha özgürlükçüdür. Bu kanun uygulansa hiç olmazsa bugünleri yaşamayacağız." diye konuştu.

"AK Parti'yi erdemliler hareketi olarak kurduk", "Anaların gözyaşı duracak, anaları ağlatmayacağız, güldüreceğiz." diyenlerin, "AB hedefi" diye yola çıkanların savruldukları yeri görmek gerektiğini ifade eden Özel, "Soylu'nun açıklamaları üzerinden, AK Parti beyaz torosları sahiplenmiştir. AK Parti, 'Devlet devlettir ama derin devlet de derin devlettir. Derin devlet de benimdir.' demiştir. Geçmişin derin devletinin bütün ayıplarını sahiplenmiştir." görüşünü savundu.

Özel, Soylu'nun bundan sonra olacakları cesaretlendirdiğini öne sürdü.

Meclisin 1994'te hazırladığı rapora göre, 1974-1994 yılları arasında 908 faili meçhulün olduğunu belirten Özel, Soylu'nun bu raporu incelemesi gerektiğini kaydetti. Özel, Soylu'nun, 12 Eylül 2011 referandumunda niçin evet dediklerini anlatırken ilk başa faili meçhul cinayetlerle hesaplaşmayı koyduğunu dile getirdi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın, cumartesi annelerini kabulü sırasında çekilen fotoğrafı gösteren ve grup toplantısında bu görüşmeyi anlattığı haberi izleten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Soylu çıkacak ya, 'Erdoğan, terör örgütünün suçlarını devletin sırtına yıkmaya çalışan bir istismarcıdır' diyecek ya dün söylediği sözler için hepimizden özür dileyecek. Ya da Erdoğan, Soylu'ya yapması gerekeni yapacak. Böyle İçişleri Bakanı, böyle vicdansızlık, adaletsizlik olmaz. Soylu, dün yaptığı açıklamalar için özür dilemeli, işgal ettiği koltuğu boşaltmalı. Her şeye hakim olan tek adam var ya, önce sen İçişleri Bakanı'na, onun ağzına hakim ol. Senin sahiplendiklerine, bugün bu sözleri söylüyorlar. Ya da çık, 'Geçmişte Cumartesi anneleri tarafından kandırılmışım.' de."

-"Bütün suçlar Trump'a yükleniyor"

Ekonomideki gelişmelere de değinen Özel, Türkiye ve ekonomide yapısal sorun bulunduğunu, bunun nedenlerinin, kuvvetler ayrılığının, hukuk güvencesinin olmaması, tek adam rejiminin ekonomiyi yönetmesi olduğunu öne sürdü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, her gece, "Trump benim için belki de Allah'ın lütfudur" dediğine emin olduğunu öne süren Özel, "Trump, Türkiye, ABD, dünya barışı, dünya demokrasisi için talihsizliktir ama Erdoğan için Allah'ın lütfudur. Çünkü bütün suçlar Trump'a yüklenip daha sonra yola devam edilmektedir." dedi.

Özel, 1 Ocaktan beri bütün kırılgan ekonomilerin dolar karşısında değer kaybettiğini, Endonezya rupisinin dolar karşısına yüzde 7,7, TL'nin ise yüzde 64 değer kaybettiğini söyledi. Özel, Arjantin'deki G-20 Zirvesi'nden Endonezya'ya iki aktarma yaparak, tarifeli uçakla ülkesine dönecek bakana, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank'ın "kıyak yaparak" Ata uçağıyla İstanbul'a getirdiğini söyledi.

Erdoğan'ın konvoyunun yüzde 80'inin ABD aracı olduğunu savunan Özel, "ABD'nin en meşhur markasına, 4 litrelik benzinli motorlara sahip o dev araçlara da mazotuna da dolar gidiyor. " değerlendirmesinde bulundu.

Özel, kuvvetler ayrılığının ayaklar altına alınmasına direnmesi gereken makamın TBMM Başkanlığı olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Sayın Binali Yıldırım, Başbakanlığın bütün aracı, korumaları, şaşasıyla geldi, makama oturdu, kendisini hala Başbakan veya unvansız ama her şeyi hak etmiş bir Cumhurbaşkanı yardımcısı sanıyor, öyle gidiyor, geziyor, öyle konuşuyor. Yıldırım, hafta sonu, 'Döviz kurları, faizle, ekonomiyle Türkiye'yi hiza vermeye çalışıyorlar. Buradan söylüyorum, hükümetin merkezinden söylüyorum yine başaramayacaksınız.' dedi. Hani Binali Bey, esas kuvvetler ayrılığı şimdi olacaktı, güçlü Meclis olacaktı.15 gün içinde cevaplanması gereken binlerce soru önergesi verilmişken sadece 5'i cevaplandı. Hükümetin merkezinden söylüyorsan yol basit; buradaki başkanlığı, milletvekilliğini bırakırsın, reis alır seni yanına hükümetin merkezinden konuşursun. Ama yasamanın merkezinden çıkıp, kuvvetler ayrılığını ayaklar altına almak senin haddine değil. Yıldırım'ın bu tür söylemlerden, hükümetin içindeymiş gibi ziyaretlerden, o ziyaretlerde kullandığı dilden vazgeçmesi gerekiyor."

– "Uzlaşıyla yapılırsa katkı sağlarız"

Özel, TBMM'de ihtisas komisyonu başkanı seçilenlerden bazılarının AK Parti MYK'ya da seçildiğini anımsatarak, bunun kuvvetler ayrılığını zedelediğini, bu kişilerin Meclisteki makamlarını boşaltması gerektiğini savundu.

TBMM İçtüzüğü'nde yapılacak değişikliğe de işaret eden Özel, "8 partiden oluşan Meclis var. Burada siyasi uzlaşma aramayacaksanız nerede arayacaksınız? 8 parti birlikte tartışacağız. İş birliğiyle, uzlaşıyla yapılırsa katkı sağlayacağız. Uzlaşmayı, içtüzüğün inşasında başlarlarsa olur." değerlendirmesinde bulundu.

-Af tartışmaları

MHP'nin af konusuna yönelik hazırlığının sorulmasına CHP Grup Başkanvekili Özel, "Anayasaya göre 360 milletvekilinin desteğine bağlı. MHP'nin tek başına yapacağı bir şey değil. Sayın Bahçeli ve MHP, bunu Cumhur İttifakı adına mı söylüyor yoksa kendileri 'seçim öncesi oy alırız diye söyledik, seçim sonrası da biz koyalım, 360 zaten yok, ne olursa olsun' diye mi söylemektedir." karşılığını verdi.

Özel, seçim atmosferinde "Gündemimizde yok" diyerek red ettikleri af teklifine AK Parti'nin bugün ne dediğini sordu.

CHP Grup Başkanvekili Özel, CHP'nin ilkesel olarak affa, toplumsal uzlaşı, toplumsal talep ve anayasanın eşitlik ilkesini zedelememek noktasından baktığını anlatarak, şöyle devam etti:

"Terör, kadına yönelik şiddet, çocuk istismarının af kapsamında olmayacağı söyleniyor. Bir de olacakları saysana. Mafya örgütlerinin liderleri çıkacak mı? Türkiye'yi, gözde tatil merkezlerini haraca bağlayan bir takım suç örgütü liderleri çıkacak mı? Kapkaççılar, ilkokul önlerine kadar sızan torbacılar, uyuşturucu satıcıları, Soma davasının sanıkları çıksın mı Sayın Bahçeli? Çıkmayacakları saymak kolay, onu konuşuruz. Bir toplumsal mutabakat arayalım, kim kimi affediyor görelim. Bu affı kim, niye tartıştırıyor görelim. CHP, kategorik olarak hiçbir zaman affa karşı olmadı ama affa ilkesel şekilde bakıyoruz, toplumsal mutabakat arıyoruz. Toplumsal mutabakat varsa, parlamentoda aranması gereken siyasi mutabakattır, kapsamın da evrensel ölçütler içinde kimsenin vicdanını rahatsız etmeyecek, en az mağdur, en yüksek memnuniyet yaratacak şekilde tartışılması, toplum tarafından sindirilmesi, topluma rağmen bir karar verilmemesi gerekiyor."

Özel, erken yerel seçim tartışmalarının sorulması üzerine ise bunun için anayasa değişikliği gerektiğine işaret etti. Özel, "Bunun için AK Parti artı MHP artı ya CHP ya HDP olması gerekiyor. Biz CHP olarak yokuz. AKP-MHP bloğu, HDP ile birlikte seçimleri öne alırlarsa alırlar. AK Parti ve MHP'ye, 'CHP yokuz' dedi. HDP ile anayasa değişikliği yapacak mısınız?" diye sorulması gerekiyor. Bizim açımızdan böyle bir şey gündemimizde yok." ifadelerini kullandı.

“Bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik”

ANKARA (AA) – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "cumartesi anneleri"nin, 700. hafta gösterisine izin vermediklerini belirterek, "Çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik. Bu ikiyüzlü kandırmacanın son bulmasını istedik. Ne yapsaydık yani, anneliğin, terör örgütü tarafından istismar edilmesine, anneliğin teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık?" dedi.

Soylu, Eğitim Daire Başkanlığı Durmuş Yalçın Konferans Salonu'nda düzenlenen "104. Dönem Kaymakamlık Kursu Açılış Programı"na katıldı.

Türkiye'nin küresel terör örgütleriyle eşzamanlı mücadele ettiğini, güneyinden gelen ciddi bir göç dalgasını başarılı ve insani ölçülere göre yönetebildiğine işaret eden Soylu, terörün ana finansman kaynağı uyuşturucu ticaretinin ana geçiş güzergahında bulunan Türkiye'nin buna karşın hem dünya hem de kendi gençliğini korumaya çalıştığını vurguladı.

Soylu, DHKP-C'sinden, PKK'sına FETÖ'den DEAŞ'ına kadar Türkiye'yi tehdit eden hemen hemen bütün terör örgütlerinin, Avrupa Birliği üye ülkelerinden açık veya örtülü destek gördüğünü, sığınma ve korunma taleplerinin karşılandığını, eğitildiğini, silahlandırıldığını ve ceplerine para konulduğunu belirterek, bütün bunlar yapılırken de Türkiye'nin "Batı'nın müttefiki" olarak tarif edildiğini, kamuoyunun buna inandırılmaya çalışıldığını dile getirdi.

Türkiye'de de terör örgütlerinin ele geçirdiği veya etkilediği siyasal yapıların bulunduğunu aktaran Soylu, şöyle devam etti:

"Doğrudan doğruya terör örgütünün sözcülüğünü yapıyorlar, savunuyorlar, hiçbir şey yapamıyorsa eylemlerine sessiz ve tepkisiz kalıyorlar. Örgütlere bir 'poker yüzü' temin etmeye ve aslında bir meşruiyet alanı açmaya çalışıyorlar. Terör örgütleri Türkiye'de her zaman bir istismar içinde olmuştur. Kadın istismarı yaptılar, çocuk istismarı yaptılar, etkin köken istismarı yaptılar, mezhep istismarı yaptılar. Bugün terör örgütleri, bu odaklar eliyle bir başka istismar alanı peşinde koşuyorlar, anne istismarı. Yapılmak istenen çok açıktır. Annelik kavramı üzerinden bir mağduriyet oluşturup, hem teröre bir mağduriyet maskesi giydirmeye çalışıyorlar, hem de toplumu ayrıştırmaya çalışıyorlar."

– "Yıllardır annelik üzerinden bir istismar ortaya konuluyor"

Bakan Soylu, 1995'den beri süregelen "cumartesi anneleri" adı verilen bir eylemin yapıldığını anımsatarak, şu değerlendirmelerde bulunudu:

"Galatasaray Lisesi önünde toplanıyorlar. Peki bu işin aslı nedir? 1995 yılında, resmi raporlarla ve örgüt içi itiraflarla

belgelenmiş, aşırı sol TKP/ML örgütü tarafından gerçekleştirilmiş bir örgüt içi infazın suçunu devlete yıkmaya çalışan bir eylem. Kayıp falan değil, gözaltına alınmış değil, örgüt infaz etmiş, bir kenara bırakmış. Bu olay üzerinden bir mağduriyet hikayesi üretildi ve yıllardır annelik üzerinden bir istismar ortaya konuluyor. Bugün de terör örgütü ve bölge sorumlusunun bahane edildiği bir anlayış söz konusudur. Dikkat edin, son günlerde renkli listelerde aradığımız teröristleri, bölge sorumlularını etkisiz hale getirdikçe bu tepkiyle karşılaşıyoruz. Bu bir tesadüf değildir. Bunu kabul etmek de mümkün değildir.

Hasan Ocak, Galatasaray Meydanı'ndaki eylemlerin başlama sebeplerinden sadece birisidir. Servis ediliyor. Çok affedersiniz, bu kişiler, Eminönü Meydanı'nda gezerken mi kayboldu? Neden her şeyi açık açık konuşmuyorlar? Hasan Ocak, TKP/ML Terör Örgütü üyesi değil miydi? Örgüt tarafından infaz edilmedi mi? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bu konuda dava açılmadı mı? Bu davada komisyona ifade veren bir başka örgüt üyesi, bu işin örgüt içinde bir infaz olduğunu anlatmadı mı? Muhatapları bu dediklerimin detaylarını çok iyi bilirler. Bu ve bundan sonra bu eylemlere konu edilmiş kişiler, yasa dışı örgüt üyesi değiller miydi?"

– "Göz mü yumsaydık"

"Cumartesi anneleri"nin 700. gösterilerini yapmak istediğini belirten Soylu, "İzin vermedik, doğrudur. Çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik. Bu ikiyüzlü kandırmacanın son bulmasını istedik. Ne yapsaydık yani, anneliğin, terör örgütü tarafından istismar edilmesine, anneliğin teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık? Çocuklarımızı terör örgütü üyeliğine özendirip, 'İstanbul'un göbeğinde anılacaksınız' diye teşvik etmelerine, anneleri gözü yaşlı bir şekilde evlat yolu gözler halde bırakmalarına göz mü yumsaydık?" dedi.

"Ne yapalım yani terörle mücadeleyi rafa mı kaldıralım? DHKP-C kiralık katil tarzı eylemlerine devam etsin, diğer sol gruplar eylemlerine devam etsin, PKK Doğu ve Güneydoğu'da acı üstüne acı yaşatsın, FETÖ Türkiye'nin tamamını eline geçirmek için bir gece topla tüfekle saldırsın, biz sırtımızı mı dönelim, devleti, ülkeyi bunlara teslim mi edelim?" diye soran Soylu, buna asla müsaade

edemeyeceklerini bildirdi.

Bakan Soylu, Galatasaray Meydanı'nın, terör örgütlerinin sözde ortak meşruiyet alanı haline getirilmesine de müsaade etmeyeceklerini vurgulayarak, "Anne, devlet, millet gibi kavramları, yıllarca bunların düşmanlığını yapmış terör örgütlerine ve onların çağrısıyla toplanan payandalarına istismar ettirmeyiz. Bu millet yüz yıl önce bunların ağababalarına bu ülkeyi teslim etmemişti, bugün onların paçozlarına da teslim etmez, bunu herkes böyle bilsin." ifadesini kullandı.

(Sürecek)

Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarlarına yönelik soruşturma

İSTANBUL (AA) – Cumartesi Anneleri, Cumhuriyet gazetesinin yönetici ve yazarlarına yönelik soruşturmayı protesto etti.

Gazetenin önüne gelerek dayanışma eylemi yapan Cumartesi Anneleri ve beraberindekiler, “Susma sustukça sıra sana gelecek”, “Ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganını atarak basın açıklamasını yaptı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan, Cumhuriyet gazetesinin yanında olduklarını, çünkü Cumhuriyet Gazetesinin basın özgürlüğü demek olduğunu o nedenle burada bulunduklarını söyledi.

Cumhuriyet Gazetesiyle dayanışma için burada olduklarını belirten Arcan, şunları kaydetti:

“Gözaltında kaybedilenlerin aileleri ve kayıplar için mücadele eden insan hakları savunucuları olarak, basın özgürlüğün değerini en çok biz biliyoruz. Cumhuriyet bizim yanımızdaydı, biz Cumhuriyet’in yanındayız. Bu nedenle Özgür Gündem, İMC TV, TV 10, Hayatın Sesi bizim yanımızdaydı, biz onların yanındayız. Cumhuriyet çalışanlarının yanında olduğumuz için bugün buradayız.”

1995’de Diyarbakır’da gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ise, “Bir kayıp yakını, bir Cumartesi Annesi olarak şunu söylüyoruz, bu ülkeyi yönetenler bunu görmeli. Bugüne kadar yanımızda olan basın kuruluşlarının hepsini kapatmış bir Cumhuriyet gazetesi kalmıştır. Bizim yanımızda oldukları için biz de onların yanındayız. Bizim sesimizi dünyaya duyuran bütün gazetecilerin yanındayız.” ifadelerini kullandı.

1995 yılında İzmir’de gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız da basın özgürlüğü için burada olduklarını aktararak, “Basın özgürlüğünün kısıtlanmasının, biz kayıp yakınları ne anlama geldiğini daha çok biliyoruz. Çünkü basın bizim sesimizi duyuruyor. Ne biz susarız ne de basın susar. Çünkü, özgür basın herkesin özgürlüğü için çalışıyor. Biz de basının özgürlüğü için buradayız.” dedi.

1 Kasım 1980’de İstanbul’da gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kız kardeşi İkbal Eren Yarıcı ise şunları söyledi:

“Biz 36 yıl önce bu mücadeleye başladığımızda yanımızda sadece Cumhuriyet gazetesi vardı. 21 yıl önce Galatasaray meydanında Cumartesi Anneleri, kayıp yakınları olarak oturmaya başladığımızda yine yanımızda Cumhuriyet gazetesi ve bir sürü muhalif medya kuruluşu vardı. Bizim gözümüz, kulağımız oldular.”

Diğer taraftan, Cumhuriyet gazetesinin bulunduğu sokakta polisin geniş güvenlik önlemleri devam ediyor.

CHP İstanbul Gençlik Kollarının da gazete binası önündeki bekleyişleri sürüyor.

“Cumartesi Anneleri” 600. kez buluştu

İSTANBUL (AA) – Kayıp yakınlarının oluşturduğu “Cumartesi Anneleri”nin, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi yaptığı oturma eyleminin 600. hafta etkinliği İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirildi.

Galatasaray Meydanı’nda toplanan ve ellerinde gözaltında kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını taşıyan grup, oturma eylemi yaptı.

Grup adına açıklama yapan Serpil Taşkaya, 600 haftadır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayışlarına devam etmek için buluştuklarını belirtti.

Taleplerinin her zaman olduğu gibi açık ve net olduğunu ifade eden Taşkaya, ”Biz gözaltındayken kaybolan yakınlarımızın akıbetlerinin açıklanmasını istiyoruz. Bunun yanında onların kaybolmasına neden olan ise yargılansın. Bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin. 600 haftadır bunun için mücadele ediyoruz. ” diye konuştu.

Etkinliğe TBMM Başkanvekili HDP İstanbul Milletvekili Pervin Buldan ve CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da katıldı.

Grup açıklamanın ardından dağıldı.

“Cumartesi Anneleri” 596. kez buluştu

İSTANBUL (AA) – Kayıp yakınlarının oluşturduğu “Cumartesi Anneleri”nin, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi yaptığı oturma eyleminin 596. hafta etkinliği İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirildi.

Galatasaray Meydanı’nda toplanan ve ellerinde gözaltında kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını taşıyan grup, oturma eylemi yaptı.

Grup adına açıklama yapan Esra Koç, 596 haftadır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayışlarının sürdüğünü belirterek, ”Adalet arayışımız devam edecektir. Bu hafta Tolga Baykal Ceylan için toplandık. Onun akıbeti hakkında cevap bekliyoruz. Hurşit Külter’in de nerede olduğunu bilmiyoruz.” dedi.

Etkinliğe HDP milletvekili Dilek Öcalan da katıldı.

Grup açıklamanın ardından dağıldı.

“Cumartesi Anneleri” 589. kez buluştu

İSTANBUL (AA) – Kayıp yakınlarının oluşturduğu “Cumartesi Anneleri”nin, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi yaptığı oturma eyleminin 589. hafta etkinliği İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirildi.

Galatasaray Meydanı’nda toplanan ve ellerinde gözaltında kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını taşıyan grup, oturma eylemi yaptı.

Grup adına açıklama yapan Ebrim Başkurt, 589 haftadır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayışlarının sürdüğünü belirtti.

Kayıpların aranmaya devam edileceğini dile getiren Başkurt, ”Hurşit Külter’den 44 gündür haber alınamıyor. Annesi Kelime Külter, evladının nerede olduğunu merak ediyor. Bunun yanında hala kayıp olanlar nerede? Bunun cevabını bekliyoruz.” dedi.

Etkinliğe CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da katıldı.

Grup açıklamanın ardından dağıldı.

“Cumartesi Anneleri” 588. kez buluştu

İSTANBUL (AA) – Kayıp yakınlarının oluşturduğu “Cumartesi Anneleri”nin, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi yaptığı oturma eyleminin 588. hafta etkinliği İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirildi.

Galatasaray Meydanı’nda toplanan ve ellerinde gözaltında kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını taşıyan grup, oturma eylemi yaptı.

Grup adına açıklama yapan Tekgül Bozoğlu, 588 haftadır adalet arayışlarının devam ettiğini kaydetti.

Kayıpların her hafta aranmaya devam edildiğini ifade eden Bozoğlu, ”Bu arayışımızdan vazgeçmeyeceğiz. Kaybolan kişiler için açıklama bekliyoruz. Hurşit Külter’den hala cevap yok. Annesi onu hala bekliyor. Yetkililerden bu konu ve diğer kayıplar hakkında açıklama yapılmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Etkinliğe CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da katıldı.

Grup açıklamanın ardından dağıldı.

“Cumartesi Anneleri” 21. yılda Galatasaray’da buluştu

İSTANBUL (AA) – Kayıp yakınlarının oluşturduğu “Cumartesi Anneleri”nin, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi yaptığı oturma eyleminin 21. yıl dönümü etkinliği, Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirildi.

Meydanda toplanan ve ellerinde gözaltında kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını taşıyan grup, oturma eylemi yaptı.

Katılımcılar, 21. yıldaki 583. buluşmada, “Failler belli, kayıplar nerede” yazılı pankartı yere sererek, üzerine karanfil bıraktı.

Grup adına yapılan açıklamada, 21 yıldır kayıp yakınları, insan hakları savunucularının her cumartesi yağmur, kar, güneş demeden İstanbul’un dört bir yanından Galatasaray’a geldiği kaydedildi.

Açıklamada, 3 kuşaktır katılımcıların Galatasaray’a toplandığı aktarılarak, annelerin bir araya gelmesiyle başlayan etkinliğe sonra eşlerin, çocukların ve torunların da katıldığı anlatıldı.