Ağırlığının 2 katı tümörle doğdu

İZMİR (AA) – TEZCAN EKİZLER – İzmir'de erken doğumla dünyaya geldikten iki gün sonra ameliyatla vücudundan 3,2 kilogram kitle alınan Süleyman Umut Soysal, sağlığına kavuştu.

Eşi Ömer Soysal ile Menemen'de yaşayan Hilal Soysal, hamileliğinin 4. ayında gittiği doktor kontrolünde bebeğinin kuyruk sokumu kısmında büyük bir kitle olduğunu öğrendi.

Bir yakınının önerisiyle Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Perinatoloji Bölümüne başvuran Soysal'ı doktorlar takibe aldı. Anne, hamileliğinin 33. haftasında hastanede sezaryenle doğum yaptı.

Yaklaşık 4,5 kilogram olarak dünyaya gelen ve Süleyman Umut adı verilen bebeğin, hastanenin Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi'ne alınarak tetkikleri yapıldı. Ardından yaklaşık 2 saat süren ameliyatla kuyruk sokumundaki tümör alındı. 3,2 kilogram ağırlığındaki tümörden kurtulan Süleyman Umut, kuvöze alındı.

– 40 binde bir görülen hastalık

Ameliyatı yapan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Tunç Özdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kuyruk sokumu tümörünün 40 bin doğumda bir görülen bir vaka olduğunu söyledi.

Bebeğin sağlığına kavuştuğunu aktaran Doç. Dr. Özdemir, şu bilgileri verdi:

"Bebek, anne karnından çıktığında vücudunun göbek kordonu ile tümör arasındaki bağlantıya dolanmış olduğu belirlendi. Bebeğin durumu bize geldiğinde riskliydi. Bebeğin kendisi kitleyle beraber 4,5 kilogram doğdu, kitleyi çıkarınca bebek 1,3 kilogram kaldı. Yani kitlesinin ağırlığı 3 bin 200 kilogramdı. Ağırlığınının iki katı kadar tümörü vardı. Çocuğun kendi kan hücreleri kitlenin içinde parçalanıyordu. 2 gün bu sorunla uğraştık, kan verdik, pıhtılaşmayı sağlayan trombosit hücrelerini verdik. Bunlar yeterli olmadı, trombosit vererek ameliyata aldık. Ameliyatla kitlenin tümünü, tümörün kaynaklandığı kuyruk sokumu kemiğini de aldık."

Özdemir, tümörün patolojik sonucunun henüz gelmediğini, prematüre olarak dünyaya geldiği için bebeğin kuvözde bir süre daha kalacağını ifade etti.

Ameliyattan sonra bebeğin ailesiyle ilk karşılaştığı anı unutamadığını anlatan Özdemir, "Aile zaten bebeğin yaşamayacağını düşünüyormuş. Yeniden bebek sahibi olmuşlar gibi oldu. Sağlıklı bir bebek ellerine verilmiş gibi çok mutlu oldular. Aile sağlıklı bir bebekleri olduğu için çok mutlu." şeklinde konuştu.

– "Evladıma ilk kez dokunduğumda çok mutlu oldum"

Anne Hilal Soysal da hamileliğinin çok zor geçtiğini, doğumdan sonra ilk kez bebeğini kuvözde gördüğünü söyledi.

Bebeklerinin hayatlarına umut getirmesi için bu adı verdiklerini anlatan anne Soysal, "Bizim ilk çocuğumuz olması için bir yıl bekledik. Evladıma ilk kez dokunduğumda çok mutlu oldum. Doktorlar çok başarılı bir ameliyat yapıp bebeğimi kurtardılar. Allah da bize yardım etti." ifadelerini kullandı.

Ömer Soysal da doğumdan sonra bebeklerinin vücudundaki tümörü görünce çok korktuğunu, eşine bir şey söyleyemediğini belirtti.

Doktorların evlatlarının yaşaması için olağanüstü çaba harcadığını vurgulayan baba Soysal, "Daha önce özel bir doktora gittik. 'Bu çocuğu aldırın, daha sizin iyi günleriniz. Aldırmazsanız doğum sonrası büyük ameliyatlar geçirir, bu ameliyatlar büyük para gerektirir.' dediler. Biz ailecek karar aldık çocuğumuzu aldırmadık." dedi.

Soysal, çocuklarının kontrollerinin devam ettiğini, onu kucağına alacağı günü sabırsızlıkla beklediğini sözlerine ekledi.

Advertisements

Her yıl 13 milyon bebek dünyaya gözlerini erken açıyor

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Yenidoğan Bilim Dalı Başkanı ve Türk Neonatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Esin Koç, "Her yıl dünyada 13 milyon, Avrupa'da yarım milyon, Türkiye'de ise 150 bin bebek hayata gözlerini erken açıyor." dedi.

Koç, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, vaktinden önce doğan bebeklerin organ gelişimi tamamlanmadığından dünyaya geldikleri için birçok sisteme ait problemler yaşayabildiğini söyledi.

Bebek ne kadar erken doğmuşsa ya da vücut ağırlığı ne kadar düşükse problemlerin de o kadar çok ve ağır olduğunu ifade eden Koç, solunum problemleri, beslenmede güçlük, enfeksiyonlara yatkınlık, daha ileri dönemde yürüme, dengede durma, emekleme gibi motor becerileri ve öğrenme yeteneklerinde gecikme gibi konularda zamanında doğan bebeklere kıyasla daha fazla sorunla karşılaşılabildiğini vurguladı.

Koç, erken doğan bebeklerde ilk karşılaşılan sorunun akciğerlerin gelişmemesine bağlı olarak ortaya çıkan RDS (respiratuar distres sendrom) diye isimlendirilen solunum sıkıntısı olduğuna dikkati çekti.

Bu problemin daha sonra kronik hale gelerek BPD (bronkopulmoner displazi) hastalığına dönüşebildiğini dile getiren Koç, solunum probleminin bu küçük bebeklerin ilk problemi olmasına rağmen tek problemi olmadığının altını çizdi. Koç, "Zaman içinde patent duktus arteriozus (PDA) denilen bir kalp hastalığı ortaya çıkabilmektedir. Zamanla, bu bebeklerin bağırsak sistemlerinin de gelişmemiş olması sebebiyle nekrotizan enterekolit (NEC) denilen problemle karşılaşılabilir." diye konuştu.

Prof. Dr. Koç, erken doğan bebeklerde körlüğe kadar götürebilecek prematüre retinopatisi (ROP) diye isimlendirilen sorunun da söz konusu olabildiğini anlatarak şöyle devam etti:

"Bu bebekler, bağışıklık sistemlerinin gelişmemiş olduğundan enfeksiyonlara eğilimi yüksek olup, her an ağır enfeksiyonlarla da karşılaşılabilmektedir. Bu komplikasyonların azaltılabilmesi için bebeklerin, yenidoğan uzmanlarının ellerine doğmaları ve uzun süren hastane yatışları sırasında yine yenidoğan uzmanları tarafından takip ve tedavi edilmeleri gerekmektedir."

– "Türkiye, tedavide altyapı olarak gelişmiş ülkeler düzeyinde"

"Her yıl dünyada 13 milyon, Avrupa'da yarım milyon, Türkiye'de ise 150 bin bebek hayata gözlerini erken açıyor. Bu da ortalama her 10 bebekten birinin hayata erken başladığı anlamına geliyor." bilgisini paylaşan Koç, Türkiye'de bebeklerin yüzde 12'sinin 37'sinin gebelik haftası tamamlanmadan, yüzde 2'sinin ise 32'nci gebelik haftasından önce yani düşük doğum diye tanımlanan 2 bin 500 gramın altında dünyaya geldiğini söyledi.

Koç, bu bebeklerin hayata tutunabilmesi için doğum anından itibaren uygulanacak ve taburcu olduktan sonra devam edecek takip ve tedavi gerektiğini bildirdi.

Prematüre bebeklerin dünyaya geldikleri ilk andan itibaren özenli bir tedavi altına alınmasının önemine vurgu yapan Koç, özenli ve kaliteli bakımla prematüre doğan bebeklerin de hayata zamanında doğan bebekler gibi sıkı sıkıya tutunabildiğini ifade etti.

Koç, bu süreçte sağlıklı beslenmenin çok önem taşıdığını dile getirerek bunun için en ideal beslenmenin anne sütü olduğunu vurguladı. Anne sütü miktarının yeterli olmaması durumunda, bu bebekler için özel olarak hazırlanmış prematüre mamaları ve hastaneden çıktıktan sonra da devam mamaları kullanıldığını anlatan Koç, şöyle devam etti:

"Türkiye, prematüre bebek tedavisinde altyapı olarak gelişmiş ülkeler düzeyinde. Yaşatılan erken doğan bebek oranları açısından da sayı, gelişmiş ülkelere yakındır. Ancak, yaşatılan küçük bebeklerin ileride yaşayacakları hastalıklar, komplikasyonlar açısından gelişmiş ülkeler ile aramızda önemli bir fark ortaya çıkmaktadır. Yani yaşatılan bebeklerimiz çok daha fazla sağlık problemleriyle yaşamak durumunda kalmaktadırlar. Bu problemleri azaltmak için, ideal olarak bu bebeklerin yenidoğan uzmanlarının ellerine doğmaları gerekmektedir."

Yenidoğan servislerinde yatan hasta bebeklere bakan hemşire sayısı ve eğitiminin önemine dikkati çeken Koç, "İdeal olarak, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde, bir hemşirenin bir veya iki prematüre bebeğe bakması gerekirken, ülkemizde bu oranlara ulaşılamamakta, bir hemşire çok daha fazla hasta bebeğe bakmak durumunda kalmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.