Prematüre bebekler ücretsiz kuvözler ile hayata tutunuyor

CAKARTA (AA) – MAHMUT ATANUR – Endonezya'da, yoksul ailelerin prematüre bebekleri, ücretsiz kuvöz projesiyle hayata tutunuyor.

Depok kentindeki Endonezya Üniversitesi tarafından ticari amaçla başlatılan ancak daha sonra sosyal sorumluluk projesine dönüşen kuvöz çalışması, ülke genelinde prematüre bebeklerin hayatını kurtardı.

Özellikle yoksul bölgelerde, erken doğan bebeklerin bakımı konusunda toplumsal duyarlılık ve farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen ücretsiz kuvöz projesinde, prematüre bebeklerin doğumdan sonraki gelişimlerinde hayati öneme sahip hijyen, nem ve sıcaklık değerlerinin sağlanarak ölüm vakalarının önüne geçilmesi amaçlanıyor.

Bugüne kadar 2 binden fazla prematüre bebeğin kuvöz ihtiyacının karşılandığı girişimde, internet üzerinden mesaj yoluyla üniversiteye ulaşan prematüre bebek sahibi ailelere, bağışçıların yardımıyla evde kullanıma hazır kuvöz sağlanıyor.

Kuvöz ihtiyacının yeterince karşılanamadığı ülkede, kullanımı pratik ve taşınabilir kuvöz çalışmasıyla birçok bilim ödülü kazanan proje ekibi, şimdiye kadar yaklaşık 80 kente ulaşırken ücretsiz kuvöz çalışmalarının 2020'ye kadar yaygınlaştırılmasını hedefliyor.

  • "Tüm ihtiyaçları karşılayacak kuvöz yapıyoruz"

Mühendislik Fakültesinde görev yapan ücretsiz kuvöz projesinin öncüsü 63 yaşındaki Prof. Dr. Raldi Artono Koestoer, gelir seviyesi yetersiz prematüre bebek sahibi ailelerin sorunlarına dikkati çekti.

Koestoer, ''Prematüre bebek sahibi aileler, genellikle sağlık sigortalarının kuvöz desteğini kapsamaması ya da bulundukları bölgede yeterli cihazın bulunmamasından bu sağlık hizmetinden yararlanamıyor. Sağlık sigortası olanlar da ancak birkaç güne kadar hastanelerin kuvöz hizmetinden yararlanabiliyor. Biz de kuvöz temininde yaşanan sıkıntı nedeniyle bu projeyi başlattık.'' ifadesini kullandı.

Prematüre bebeklerin temel bakım ihtiyaçlarını karşılayacak kolay bir teknikle kuvöz üretimi yaptıklarını aktaran Koestoer, ''İnternet üzerinden oluşturduğumuz sistemle de aileler rahatça bizlere ulaşıyor. Belli kayıt işlemlerinin ardından projemiz kapsamında bağışçı ve gönüllülerimizin desteğiyle yapımını 250 dolara tamamladığımız kuvözlerimizi, ulaşım masrafları dahil ailelere ücretsiz şekilde ulaştırıyoruz.'' diye konuştu.

Her pazartesi kuvöz sağladıkları bebeklerin sağlık durumu ve gelişimleriyle ilgili ailelerden bilgi aldıklarını vurgulayan Koestoer, ihtiyacın karşılanmasının ardından kuvözlerin ihtiyacı olan başka ailelere verildiğini söyledi.

Kendini ''Prematüre bebeklerin babası'' olarak tanımlayan ve yaptığı çalışmadan duyduğu memnuniyeti dile getiren Koestoer, şöyle devam etti:

"2 kişi ile başladığımız projede, şu an 6 kişi çalışıyoruz. Tüm ekibim, böyle bir projenin içinde yer almaktan çok mutlu. Şu ana kadar ürettiğimiz 250 kuvöz ile 2 binden fazla prematüre bebeğin hayatını kurtardık. Kuvöz verdiğimiz ikiz ve üçüz prematüre bebek sahibi aileler de var. Çok şükür şu ana kadar hiçbir ölüm vakası ile karşılaşmadık. Projemizi daha da genişletmek istiyoruz. Şu anki üretimimiz, tropikal ülkelerdeki hava sıcaklığı değerlerine göre yüzde yüz çalışır vaziyette ve bu sistemi öncelikli olarak Ekvatoral iklim kuşağında yer alan ülkelere de yardım amaçlı yaymak istiyoruz. Kurduğumuz sistemi başka ülkelerden uzmanlar da gelip inceleyebilir. Bazı basit teknik değişikliklerle başka ülkelerin ikliminde de kullanılmaya hazır hale getirilebilir."

  • ''Masraflardan dolayı hastaneden çıkmak zorunda kaldım''

İkiz prematüre bebek sahibi 40 yaşındaki taksi şoförü Irwan Fitri Setiawan, ''Bebeklerimiz, 34 haftalıkken biri 1,6 ve diğeri de 1,5 kilogram doğdu. Sağlık sigortam, sadece 4 günlük kuvöz kullanımını kapsıyordu. Daha sonraki her gün için ortalama 70 dolar istenen kuvöz ücretini karşılayacak imkanım olmadığı için hastaneden çıkmak zorunda kaldım.'' dedi.

İnternette ucuz kiralık kuvöz ararken bir yakınının önerisiyle projeden haberi olduğunu söyleyen Setiawan, "Çok basit bir başvuruyla kimlik kartı ve doğum belgelerinin ibraz edilmesinin ardından bana ikiz bebekler için tasarlanmış kuvöz sağladılar. 3 haftadır kullanıyorum ve sağlık durumları çok şükür iyi. Her ikisi de 2,3 kilogram ağırlığına ulaşana kadar kullanacağız. Bu program beni büyük maddi külfetten kurtardı ve bebeklerimin sağlığına ilişkin endişelerim konusunda rahatlattı." şeklinde konuştu.

Yıllık ortalama 680 bin prematüre bebek sayısıyla dünyada 5. sırada yer alan yaklaşık 260 milyon nüfuslu Endonezya'da, her 100 canlı doğumdan ortalama 16'sında erken doğum gerçekleşiyor. Yoksul ve kırsal kesimde yaşayan halk, erken doğan bebekleri için yüksek tedavi masrafı ya da sağlık altyapısından kaynaklı kuvöz hizmetinden faydalanamıyor.

514 gram doğan bebeğe “hayat” operasyonu

KONYA (AA) – SAVAŞ GÜLER – Konya'da erken doğan ve anne karnındayken vücuda temiz kan götüren ana atardamar ile akciğer atardamarı arasındaki "ductus" damarının kapanmadığı belirlenen 514 gram ağırlığındaki Ebrar bebek, koltuk altından 1 santimetrelik kesiden yapılan operasyonla hayata tutundu.

Musa ve Havva Nur İnce çiftinin ilk çocukları Ebrar, hamileliğin 22. haftasında Dr. Ali Kemal Belviranlı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde dünyaya geldi.

Anne karnında, vücuda temiz kan götüren ana atardamar ile akciğer atardamarı arasındaki "ductus" damarının kapanmadığı belirlenen 514 gram ağırlığındaki bebek, doğumun hemen ardından Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ameliyata alındı.

Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Öç ve ekibinin başarılı operasyonuyla hayatta kalan Ebrar bebek, hem doktorların hem de ailesinin sevinci oldu.

Operasyonu gerçekleştiren Prof. Dr. Mehmet Öç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, anne karnındaki bebeğin akciğerlerinin çalışmadığını, bu nedenle oksijen ihtiyacını akciğer damarı ile kalpten çıkan ana atardamar arasındaki "patent ductus arteriosus" adı verilen damarla sağladığını söyledi.

Erken doğan bebeklerde bu damar bağlantısının açık kaldığını belirten Öç, "Zamanından erken doğan bebeklerde açık kalan damar nedeniyle kanın bir kısmı akciğere gider. Dolayısıyla bebeğin akciğer basıncı ve tansiyonu yükselir. Kalp daha fazla çalışacağından, kalp yetmezliğine neden olur." diye konuştu.

  • Bir santimetrelik kesiyle hayata tutundu

Öç, operasyonu deneyimli bir ekiple gerçekleştirdiklerini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bebeği, patent ductus arteriosusun kapatılması amacıyla anestezi bölümünden Prof. Dr. Bahar Öç ile ameliyata aldık. Hastamıza genel anestezi sonrası koltuk altından 1 santimetrelik kesi uyguladık. Bebeği, tüm hayati bulguları normal sınırlarda olarak ameliyathaneden yoğun bakım ünitesine aldık. Şu anda bebeğin sağlık durumu iyi."

Operasyona katılan ekipten çocuk kardiyoloji uzmanı Doç. Dr. Hayrullah Alp ise 22 haftalıkken dünyaya gelen Ebrar bebeğin, solunum fonksiyonlarında akciğer gelişiminin yetersiz olmasından dolayı gerekli tedavinin uygulanmaya başlandığını anlattı.

  • "Ailenin inancı, bizim de gayretlerimizle bu aşamaya geldi"

Ameliyatın başarılı geçtiğine işaret eden Alp, şunları kaydetti:

"Dünyada ve Türkiye'de, bu hafta aralığında doğan bebeklerin yaşam oranın düşük olduğunu biliyoruz. Hatta Türkiye'de bu yaşam oranı 24 haftaya kadar indi. İnşallah şu ana kadar gösterdiği gayret ve dirençle taburcu edebileceğimiz bir bebek olur. Bu hikayenin sonunu biz de çok merak ediyoruz. Hastamız 22. haftada dünyaya geldi, yani yolun yarısında dünyaya gözlerini açtı. Hatta gözlerini açmayı bırakın, dünyaya geldiğinde gözleri kapalıydı. Fakat ailenin inancı, bizim de gayretlerimizle bu aşamaya geldi."

Baba Musa İnce (26) de ameliyatın ardından bebeklerinin kilosunun 570 grama çıktığını ifade etti.

Yapılan müdahalenin ardından umutlu olduklarını vurgulayan İnce, "Prematüre bebek sahibi olan aileler umutlarını asla yitirmemeli. Yaşamaz zannettik ama bugün 32. gününde. Çocuğumuzun durumu iyiye gittikçe bizim de günden güne moralimiz düzeliyor." ifadelerini kullandı.

510 gram doğan bebek hayata tutundu

İZMİR (AA) – İzmir'de 22 haftalık olarak 510 gram doğan Havva bebek, 111 günlük tedavisinin ardından sağlığına kavuştu.

Selma ve Osman Çelik çiftinin 4. çocukları olarak İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 510 gram ağırlıkla dünyaya gelen Havva Çelik, bir özel hastanenin Yeni Doğan Bakım Yoğun Bakım Servisi’nde tedavi altına alındı. Havva bebek, 111 gün süren tedavinin ardından taburcu edildi.

İnşaat işçisi baba Osman Çelik, gebeliğin 22'nci haftasında dünyaya gelen bebeklerinin yaşadığına inanamadıklarını söyledi. Bebeklerinin yaşaması için doktor Cem Çiçek ve ekibinin inanılmaz çaba sarf ettiğini dile getiren Çelik, "Yoğun bakım sürecinde de çok zorlu günler geçirdik. Her gün bebeğin yaşaması için dua ettik. Şimdi evimize götürmenin mutluluğunu yaşıyoruz." dedi.

Anne Selma Çelik de üzüntüden sütünün kesildiğini, bebeklerinin iyi bir bakımla yaşama tutunarak kendilerini bile şaşırttığını anlattı.

Yeni Doğan Yoğun Bakım Servisi Sorumlusu Uzman Dr. Cem Çiçek ise literatürde 22 haftalık ve 510 gram olarak doğan bir bebeğin sağlıklı yaşama ihtimalinin çok düşük olduğuna işaret etti.

Bebeğin birkaç kez ölüm tehlikesi geçirdiğini bildiren Çiçek, "Bugün 2 kilo 350 gram olan bebeğimizi, normal doğmuş bir bebek gibi taburcu ediyoruz. 111 gün süren bu mücadeleyi kazandığımız için çok mutluyuz.” dedi.

Ağırlığının 2 katı tümörle doğdu

İZMİR (AA) – TEZCAN EKİZLER – İzmir'de erken doğumla dünyaya geldikten iki gün sonra ameliyatla vücudundan 3,2 kilogram kitle alınan Süleyman Umut Soysal, sağlığına kavuştu.

Eşi Ömer Soysal ile Menemen'de yaşayan Hilal Soysal, hamileliğinin 4. ayında gittiği doktor kontrolünde bebeğinin kuyruk sokumu kısmında büyük bir kitle olduğunu öğrendi.

Bir yakınının önerisiyle Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Perinatoloji Bölümüne başvuran Soysal'ı doktorlar takibe aldı. Anne, hamileliğinin 33. haftasında hastanede sezaryenle doğum yaptı.

Yaklaşık 4,5 kilogram olarak dünyaya gelen ve Süleyman Umut adı verilen bebeğin, hastanenin Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi'ne alınarak tetkikleri yapıldı. Ardından yaklaşık 2 saat süren ameliyatla kuyruk sokumundaki tümör alındı. 3,2 kilogram ağırlığındaki tümörden kurtulan Süleyman Umut, kuvöze alındı.

– 40 binde bir görülen hastalık

Ameliyatı yapan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Tunç Özdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kuyruk sokumu tümörünün 40 bin doğumda bir görülen bir vaka olduğunu söyledi.

Bebeğin sağlığına kavuştuğunu aktaran Doç. Dr. Özdemir, şu bilgileri verdi:

"Bebek, anne karnından çıktığında vücudunun göbek kordonu ile tümör arasındaki bağlantıya dolanmış olduğu belirlendi. Bebeğin durumu bize geldiğinde riskliydi. Bebeğin kendisi kitleyle beraber 4,5 kilogram doğdu, kitleyi çıkarınca bebek 1,3 kilogram kaldı. Yani kitlesinin ağırlığı 3 bin 200 kilogramdı. Ağırlığınının iki katı kadar tümörü vardı. Çocuğun kendi kan hücreleri kitlenin içinde parçalanıyordu. 2 gün bu sorunla uğraştık, kan verdik, pıhtılaşmayı sağlayan trombosit hücrelerini verdik. Bunlar yeterli olmadı, trombosit vererek ameliyata aldık. Ameliyatla kitlenin tümünü, tümörün kaynaklandığı kuyruk sokumu kemiğini de aldık."

Özdemir, tümörün patolojik sonucunun henüz gelmediğini, prematüre olarak dünyaya geldiği için bebeğin kuvözde bir süre daha kalacağını ifade etti.

Ameliyattan sonra bebeğin ailesiyle ilk karşılaştığı anı unutamadığını anlatan Özdemir, "Aile zaten bebeğin yaşamayacağını düşünüyormuş. Yeniden bebek sahibi olmuşlar gibi oldu. Sağlıklı bir bebek ellerine verilmiş gibi çok mutlu oldular. Aile sağlıklı bir bebekleri olduğu için çok mutlu." şeklinde konuştu.

– "Evladıma ilk kez dokunduğumda çok mutlu oldum"

Anne Hilal Soysal da hamileliğinin çok zor geçtiğini, doğumdan sonra ilk kez bebeğini kuvözde gördüğünü söyledi.

Bebeklerinin hayatlarına umut getirmesi için bu adı verdiklerini anlatan anne Soysal, "Bizim ilk çocuğumuz olması için bir yıl bekledik. Evladıma ilk kez dokunduğumda çok mutlu oldum. Doktorlar çok başarılı bir ameliyat yapıp bebeğimi kurtardılar. Allah da bize yardım etti." ifadelerini kullandı.

Ömer Soysal da doğumdan sonra bebeklerinin vücudundaki tümörü görünce çok korktuğunu, eşine bir şey söyleyemediğini belirtti.

Doktorların evlatlarının yaşaması için olağanüstü çaba harcadığını vurgulayan baba Soysal, "Daha önce özel bir doktora gittik. 'Bu çocuğu aldırın, daha sizin iyi günleriniz. Aldırmazsanız doğum sonrası büyük ameliyatlar geçirir, bu ameliyatlar büyük para gerektirir.' dediler. Biz ailecek karar aldık çocuğumuzu aldırmadık." dedi.

Soysal, çocuklarının kontrollerinin devam ettiğini, onu kucağına alacağı günü sabırsızlıkla beklediğini sözlerine ekledi.

Her yıl 13 milyon bebek dünyaya gözlerini erken açıyor

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Yenidoğan Bilim Dalı Başkanı ve Türk Neonatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Esin Koç, "Her yıl dünyada 13 milyon, Avrupa'da yarım milyon, Türkiye'de ise 150 bin bebek hayata gözlerini erken açıyor." dedi.

Koç, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, vaktinden önce doğan bebeklerin organ gelişimi tamamlanmadığından dünyaya geldikleri için birçok sisteme ait problemler yaşayabildiğini söyledi.

Bebek ne kadar erken doğmuşsa ya da vücut ağırlığı ne kadar düşükse problemlerin de o kadar çok ve ağır olduğunu ifade eden Koç, solunum problemleri, beslenmede güçlük, enfeksiyonlara yatkınlık, daha ileri dönemde yürüme, dengede durma, emekleme gibi motor becerileri ve öğrenme yeteneklerinde gecikme gibi konularda zamanında doğan bebeklere kıyasla daha fazla sorunla karşılaşılabildiğini vurguladı.

Koç, erken doğan bebeklerde ilk karşılaşılan sorunun akciğerlerin gelişmemesine bağlı olarak ortaya çıkan RDS (respiratuar distres sendrom) diye isimlendirilen solunum sıkıntısı olduğuna dikkati çekti.

Bu problemin daha sonra kronik hale gelerek BPD (bronkopulmoner displazi) hastalığına dönüşebildiğini dile getiren Koç, solunum probleminin bu küçük bebeklerin ilk problemi olmasına rağmen tek problemi olmadığının altını çizdi. Koç, "Zaman içinde patent duktus arteriozus (PDA) denilen bir kalp hastalığı ortaya çıkabilmektedir. Zamanla, bu bebeklerin bağırsak sistemlerinin de gelişmemiş olması sebebiyle nekrotizan enterekolit (NEC) denilen problemle karşılaşılabilir." diye konuştu.

Prof. Dr. Koç, erken doğan bebeklerde körlüğe kadar götürebilecek prematüre retinopatisi (ROP) diye isimlendirilen sorunun da söz konusu olabildiğini anlatarak şöyle devam etti:

"Bu bebekler, bağışıklık sistemlerinin gelişmemiş olduğundan enfeksiyonlara eğilimi yüksek olup, her an ağır enfeksiyonlarla da karşılaşılabilmektedir. Bu komplikasyonların azaltılabilmesi için bebeklerin, yenidoğan uzmanlarının ellerine doğmaları ve uzun süren hastane yatışları sırasında yine yenidoğan uzmanları tarafından takip ve tedavi edilmeleri gerekmektedir."

– "Türkiye, tedavide altyapı olarak gelişmiş ülkeler düzeyinde"

"Her yıl dünyada 13 milyon, Avrupa'da yarım milyon, Türkiye'de ise 150 bin bebek hayata gözlerini erken açıyor. Bu da ortalama her 10 bebekten birinin hayata erken başladığı anlamına geliyor." bilgisini paylaşan Koç, Türkiye'de bebeklerin yüzde 12'sinin 37'sinin gebelik haftası tamamlanmadan, yüzde 2'sinin ise 32'nci gebelik haftasından önce yani düşük doğum diye tanımlanan 2 bin 500 gramın altında dünyaya geldiğini söyledi.

Koç, bu bebeklerin hayata tutunabilmesi için doğum anından itibaren uygulanacak ve taburcu olduktan sonra devam edecek takip ve tedavi gerektiğini bildirdi.

Prematüre bebeklerin dünyaya geldikleri ilk andan itibaren özenli bir tedavi altına alınmasının önemine vurgu yapan Koç, özenli ve kaliteli bakımla prematüre doğan bebeklerin de hayata zamanında doğan bebekler gibi sıkı sıkıya tutunabildiğini ifade etti.

Koç, bu süreçte sağlıklı beslenmenin çok önem taşıdığını dile getirerek bunun için en ideal beslenmenin anne sütü olduğunu vurguladı. Anne sütü miktarının yeterli olmaması durumunda, bu bebekler için özel olarak hazırlanmış prematüre mamaları ve hastaneden çıktıktan sonra da devam mamaları kullanıldığını anlatan Koç, şöyle devam etti:

"Türkiye, prematüre bebek tedavisinde altyapı olarak gelişmiş ülkeler düzeyinde. Yaşatılan erken doğan bebek oranları açısından da sayı, gelişmiş ülkelere yakındır. Ancak, yaşatılan küçük bebeklerin ileride yaşayacakları hastalıklar, komplikasyonlar açısından gelişmiş ülkeler ile aramızda önemli bir fark ortaya çıkmaktadır. Yani yaşatılan bebeklerimiz çok daha fazla sağlık problemleriyle yaşamak durumunda kalmaktadırlar. Bu problemleri azaltmak için, ideal olarak bu bebeklerin yenidoğan uzmanlarının ellerine doğmaları gerekmektedir."

Yenidoğan servislerinde yatan hasta bebeklere bakan hemşire sayısı ve eğitiminin önemine dikkati çeken Koç, "İdeal olarak, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde, bir hemşirenin bir veya iki prematüre bebeğe bakması gerekirken, ülkemizde bu oranlara ulaşılamamakta, bir hemşire çok daha fazla hasta bebeğe bakmak durumunda kalmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.