Dekandan şehir mimarilerine tepki

KAYSERİ (AA) – Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Veysel Aslantaş, “Şehirlere bakıyorsunuz, sanki yer altında yaşayan bir canavarın yeryüzüne ulaşmış dişleri gibi. İnanın bugün mağaralarda yaşamaya kalksak daha az ruhi sıkıntı çekeriz.” dedi.

Aslantaş, Mimarlık Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlenen 4. Çevre Tasarım Kongresi’nin açılışında yaptığı konuşmada, insanın, çevresini etkileyen ve çevresinden etkilenen bir varlık olduğuna işaret etti.

Toprak yoldan asfalt yola geçmenin bile fert ve cemiyet üzerinde tesiri olduğunu vurgulayan Aslantaş, iyi veya kötü her ne yapılırsa yapılsın etkilerinin er geç görüleceğini kaydetti.

Aslantaş, günümüzdeki yapılaşmanın hem tarihi çevrede hem de şehirlerde ciddi bir dejenerasyon meydana getirdiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

“Bunlar bizim dışımızda, bizim haricimizde gelişmiş, mantar gibi ortaya çıkmış şehirler değil. Bunları biz inşa ettik. Biz, ‘önce dışımızı imar edelim’ derken içimizi harap ettik. İçimizi harap edince dışımızı da berbat ettik. Her ne yapıyorsak, ilmi olsun, teknolojik olsun, sanatsal olsun, klişeleşmiş bir ifadeyle ‘insanın faydasına’ yapıyoruz. Kimse ‘ayranım ekşi’ demiyor. Fakat unuttuğumuz, sorgulamadığımız bir gerçek var. ‘İnsan nedir’ sualinin cevabını aramıyoruz. İnsanı bilmeyince, insana neyin faydalı, neyin zararlı olduğu bilinebilir mi? İnsan bilinmeyince onun hak ve hürriyetleri bilinebilir mi?”

Yapılaşmada Batı’nın “mümkün olan yapılmalıdır” anlayışıyla hareket edildiğini ileri süren Aslantaş, ortaya insandan uzak, insanı daha çok dejenere eden işler çıktığını kaydetti.

– “Bir buldozer gibiyiz”

İnsan elinin dokunmadığı yerlerde muazzam bir tasarım olduğunu söyleyen Aslantaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz bir buldozer gibi ortalığı tahrip etmek için canavar haline dönüşmüşüz. Şehirlere bakıyorsunuz, sanki yer altında yaşayan bir canavarın yeryüzüne ulaşmış dişleri gibi, gözlerine mil çekilmiş ama gibi evler, apartmanlar. Bunlar içerisinde yaşamaktan meydana gelen ruhi sıkıntımız… İnanın bugün mağaralarda yaşamaya kalksak daha az ruhi sıkıntı çekeriz. Barınmak, maddi bünye için gerçekten bir ihtiyaçken ruhi ihtiyaçlarımız da var. Bunu ihmal ederek ve sadece maddi ihtiyaçlarımızı karşılamak için yapılmış bu binaların, şehirlerin ruhumuzu tahrip ettiği evlerin içerisinde artık gülmekten, neşeden uzak botokslu insanlar gibi yaşıyoruz. Gülme, konuşma, bağırma, yürüme robotvari. Bunlar ruhumuzu öldürüyor, insanlığımızı öldürüyor.”

Aslantaş, insanın kendi çevresini yaşanabilir hale dönüştürmesi için önce insan haklarını ve hürriyetlerini tanınması gerektiğini anlattı.

“Zirve bir medeniyetin sahibiyken bugün Mimar Sinan’ın dünya çapında tanınan eseri Süleymaniye Camisi’ni restore bile edemeyecek duruma gelindiğini” ifade eden Aslantaş, zirveye nasıl ulaşıldığının ve zirveden nasıl inildiğini analizinin yapılması gerektiğini vurguladı.

Açılış programına, ERÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammet Güven, Talas Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu ve Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar da katıldı.

“Tarihi çevrede tasarım” konusunun ele alınacağı kongre yarın sona erecek.

Mersin’deki otogar tartışması

MERSİN (AA) – Açıldığı günden bu yana firmaların yüksek kira bedellerini gerekçe göstererek yaptıkları protestolarla gündeme gelen Mersin Şehirlerarası Terminal İşletmesi’nin (MEŞTİ) işletmeci firması ile Mersin Büyükşehir Belediyesi arasında, otopark ve kapı işletmeciliği konusunda gerginlik çıktı.

Sabah saatleri itibariyle çok sayıda zabıta ekibiyle MEŞTİ’ye gelen belediye yetkilileri, mahkeme kararını gerekçe göstererek, otogarın kapı giriş ve çıkışları ile otoparkının işletmesinin Büyükşehir Belediyesine ait olduğunu iletti.

Kararın hukuksuz olduğunu savunan, MEŞTİ işletmeciliğini 3 yıllığına alan Şimşek Grup Yönetim Kurulu Başkanı Halit Şimşek ile belediye yetkilileri arasında tartışma çıktı.

Büyükşehir Belediyesinin avukatlarından Salih Ateş, gazetecilere yaptığı açıklamada, 184 bin metrekare alanın kullanımına ilişkin, otogarı işleten firmanın açtığı davanın mahkemece reddedildiğinden dolayı belediyenin söz konusu alanları kullanmak için harekete geçtiğini söyledi. Ateş, amaçlarının, alınan karar doğrultusunda otogara giriş ve çıkışlar ile otopark kullanımını sağlamak olduğunu belirterek, yasal haklarını kullandıklarını aktardı.

Şimşek ise çok fazla yatırım yapmalarına rağmen işletmeden henüz para kazanamadıklarını ifade ederek, mağdur olduklarını söyledi.

Belediyenin girişiminin hukuksuz olduğunu savunan Şimşek, “Mahkeme kararı doğrultusunda, 20 Mayıs’ta bilirkişiler otogara keşfe gelecekler, ölçüp, biçecekler ve fiyatını belirleyecekler. Ancak gelmiyorlar. Belediye de burada kanun dışı, orman kanunlarıyla gelip işlem yapmaya çalışıyorlar.” dedi.

Şimşek Grup Genel Müdürü Alp Alpaydın ise kapı giriş ve çıkışları ile otoparkın işletilmesini içeren T1 belgesinin kendilerine ait olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

“T1 belgesi bizde olduğu sürece kapı çıkışları ve otopark gibi yerlerle ilgili belediyenin hiçbir yaptırımı olamaz. Çünkü bu belge Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığından alındı. Belediyenin şu an yaptığı şey, 184 bin metrekare alanın ruhsatını yanlışlıkla verdiğini söylüyor. Bunu belediye gibi bir kurum ihaledeki şartnameye rağmen söylüyor, sonra da iptal ettiğini söylüyor. Biz bunla ilgili dava açtık, süreç devam ediyor.”

Polis ekiplerinin otogar ve çevresinde tedbirleri sürüyor.

Hizmete açıldığı 28 Şubat 2015’ten bu yana sorunlarla anılan MEŞTİ’de, bazı seyahat firmalarının sahipleri kira bedellerini yüksek buldukları için alternatif olması için seyyar bir otogar kurmuş, buranın kapatılmasının ardından bazı firmalar yolcuları otogar çevresindeki benzin istasyonlarından almaya başlamıştı.

Eczacıbaşı’ndan Sinop Boyabat YBO’ya “hijyen” yenilemesi

İSTANBUL (AA) – Eczacıbaşı Topluluğu’nun, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) işbirliğiyle Yatılı Bölge Ortaokulları’nın (YBO) fiziksel koşullarını iyileştirmek hedefiyle yürüttüğü Eczacıbaşı Hijyen Projesi kapsamında bir okul daha yenilendi.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, çağdaş ve sağlıklı bir okula kavuşan Sinop Boyabat Yaşar Topçu YBO öğrencilerinin sevincini paylaşmak üzere, 3 Mayıs’ta bir tören düzenlendi. Törene, Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Faruk Eczacıbaşı, Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu Başkanı Atalay Gümrah, Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürü Dr. Cem Gençoğlu ve yerel yöneticiler katıldı.

Açıklamada, okulun tesisat altyapısının MEB tarafından onarılmasının ardından, derslik ve pansiyon bölümlerindeki temizlik alanları ile yemekhaneyi kapsayan toplam 1.215 metrekarelik alan, VitrA ve Artema’nın ürünleriyle yenilendiği belirtildi.

İpek Kağıt markalarından Selpak, tüm öğrencilere kişisel hijyen ve tuvalet eğitimi verdi, okuldaki tuvalet ve banyolar için temizlik kağıdı desteğinde bulundu. Topluluk kuruluşlarından Eczacıbaşı Girişim ve Eczacıbaşı Profesyonel temizlik ürünleriyle projeye katkı sağlarken, yine topluluk çalışanlarından oluşan “Eczacıbaşı Gönüllüleri” de okula bir müzik odası armağan etti.

Törende bir konuşma yapan Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Faruk Eczacıbaşı, çocukların sağlıklı, temiz, modern ortamlarda yaşamalarının ve eğitim görmelerinin en doğal hakları olduğunu belirterek, “Aydınlık yarınlar için onlara bu ortamları sağlamak ise toplum olarak hepimizin ortak sorumluluğu. Öğrencilerinin büyük çoğunluğunun haftanın 7 gününü içinde geçirdiği YBO’ların, birer eğitim yuvası olmanın çok ötesinde rol oynadığını biliyoruz. Okulda çocuklarımıza sunulan öğrenme ve yaşam ortamı, kişisel gelişimlerine destek oluyor ve düşünce sistemlerini şekillendiriyor. Bu yüzden YBO’larla ortaklaşa yürütülen projeler, çok değerli öğretmenlerin, idarecilerin attığı her adım, hepimizin geleceği açısından büyük önem taşıyor” dedi.

2007 yılından bu yana devam eden Eczacıbaşı Hijyen Projesi kapsamında, öğrencilerin kullandığı banyo ve tuvaletlerde fiziksel koşulların iyileştirilmesine özen gösterdiklerini vurgulayan Faruk Eczacıbaşı, “Proje kapsamında okula kazandırılan müzik odasının, öğrencilerimizin yeni beceriler kazanmalarına, hayata ve geleceğe farklı bir pencereden bakmalarına katkı sağlayacağını umuyoruz” diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürü Dr. Cem Gençoğlu da 2010 yılında imzalanan protokol ile başlayan iyileştirme çalışmalarının, dokunduğu her yatılı okulu hijyen anlamında güzelleştirdiğini ifade ederek, “Bakanlığımız ve Eczacıbaşı Holding arasında yatılı bölge ortaokullarının fiziki şartlarını iyileştirecek kaliteli ve sağlıklı yaşam koşulları sunulmasını sağlamak amacıyla 2015 tarihinde tekrar yenilenen proje kapsamında faaliyetler hız kesmeden devam etmektedir. Bu proje aslında bizim bakanlık olarak yaptığımız iyileştirme çalışmalarının anlamlı bir parçasıdır” ifadelerini kullandı. Dr. Gençoğlu, Hijyen Projesi’nde eğitime ve çocuğa yapılan her yatırımda olduğu gibi “Ben de Varım” diyen bir tecrübe ve içten bir paylaşımdan bahsetmenin mümkün olduğunu vurguladı.

Açılış töreninin ardından, okulun VitrA ve Artema’nın ürünleriyle yenilenen derslik ve pansiyon bölümleri gezildi. Topluluk çalışanlarının armağan ettiği müzik odasında, öğrencilerin törene özel hazırladığı müzik performansı izlendi. Spor ve sanat dallarındaki başarılarıyla dikkat çeken Boyabat Yaşar Topçu YBO’da öğrencileri bir de sürpriz bekliyordu. Eczacıbaşı Kadın Voleybol Takımı oyuncularından Neslihan Demir Güler ve Gülden Kayalar Kuzubaşıoğlu ile altyapı oyuncularından Mısra Aşçı ve Selmin Karahan, voleybolda çok sayıda il birinciliğine sahip öğrencilerle maç yapmak üzere Sinop’a geldi. Öğrencilerin kazanmak için kıyasıya rekabet ettiği maçta skor 14-14 iken, hakem iki tarafı da kazanan ilan ederek maçı bitirdi.

Eczacıbaşı Hijyen Projesi kapsamında, 2020 yılına kadar toplam 60 YBO’nun yenilenmesi hedefleniyor.

“Diyabetik Ayak” raporu yayımlandı

İSTANBUL (AA) – Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin (KLİMİK) hazırladığı ”Di̇yabeti̇k Ayak” raporu açıklandı.

Hilton Oteli’nde ”Diyabet Ayak” sempozyumunun açılışında konuşan KLİMİK Derneği̇ Di̇yabeti̇k Ayak i̇nfeksi̇yonları Çalışma Grubu Başkanı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi̇ Öğreti̇m Üyesi̇ Prof. Dr. Neşe Saltoğlu, raporun diyabetik ayakların kurtulması için sağlık personeline rehber olması için önem taşıdığını kaydetti.

Raporun “diyabetik ayak” konusunda Türkiye’de yayınlanmış ilk multidisipliner çalışma olduğunu vurgulayan Saltoğlu, hastalara en iyi hizmeti sunabilmek, hastanın yaşam kalitesini yükseltmek, oluşan komplikasyonları, ayak amputasyonlarını (kaybını) azaltmak, diyabetik ayağın yol açtığı kişisel, toplumsal sorunları ve ekonomik maliyeti azaltmanın da önemli önemli olduğunu söyledi.

Saltoğlu, Türk KLİMİK Derneği’nin, Diyabetik Ayak Çalışma Grubu öncülüğünde konuyla ilgili diğer 12 derneğin katılımı ve Sağlık Bakanlığı’nın desteği ile bir Ulusal Uzlaşı Raporu çalışmasına 2013 yılında başlandığını ifade ederek, “Hastaların klinik önceliklerine göre güncel tanısı, tedavisi ve önlenmesinde yapılması gereken işlemleri, öncelik sırası ve uygunluğunu belirlemek burada esas alınmıştır. Bu rapordan beklentimiz ülkemizde diyabetik ayak hasta yönetiminde; koruma, tanı ve tedavi standartını oluşturmaya katkı sağlamaktır. Dileğimiz diyabetik ayak takibi konusunda hekimlere ve diğer sağlık personeline yol gösterici olmasıdır, içeriğinde yer alan çok sayıda soru ve yanıtı ile tanı, tedavi ve önleme hakkında hastaya en etkili, yararlı olabilecek seçimler hakkında ışık tutması, farkındalık oluşturmaktır.” dedi.

Düzenli ayak kontrolünün önemine de değinen Saltoğlu, ”Hasta her gün ayaklarını kontrol etmelidir. Aile hekimine gitmeli, periyodik olarak ayak muayenesi en azından yılda iki kez yapılmalıdır. Yara var ise de hemen hekime başvurmalıdır. Yara bakımı için uygun günlük pansuman yapılmalıdır. Enfeksiyon var ise yaranın şiddetine göre antibiyotik tedavisi tablet şeklinde ya da enfeksiyon şiddetli ise damar yolu ile başlanmalıdır. Ayakta kötü kokulu, kötü görünümlü siyah nekrotik görünümlü alanlar var ise hızla debridman (enfekte alanın ortadan kaldırma) işlemi yapılmalı, yara kültürü alınmalı, hastanın tedavisi planlanmalıdır.” şeklinde konuştu.

– “Her 20-30 saniyede bir kişi ayağını kaybediyor”

KLİMİK Derneği Diyabetik Ayak Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Ayten Kadanalı ise dünyada her 20-30 saniyede bir kişinin ayağını kaybettiğini belirterek, diyabetik ayak yarasının enfekte olması ve bu enfeksiyonun kemiğe kadar ilerlemesinin ampütasyon oranlarını arttırdığını ifade etti.

Kadanalı, ekip çalışmasının etkin olarak uygulanmasının yaranın özelliğine göre önemli oranda ampütasyon riskini azalttığını aktararak, şunları söyledi:

“Fakat ağır diyabetik ayak enfeksiyonlu vakaların tedavisinde debridmanla enfekte dokunun tamamen temizlenmesinin mümkün olmadığı ve hastanın kalan enfeksiyon yüküyle başa çıkamayacağı durumlarda, enfeksiyon bulunmayan güvenli bir düzeyden ampütasyon yapılması yaşam kurtarıcı olacaktır. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde yapılan ampütasyon sayısı yılda 12 bin civarındadır. Bunun önemli bir kısmında sebep diyabete bağlı komplikasyonlardır.”

– “Diyabetik Ayak” raporu

Sempozyumda açıklanan raporda, günümüzde diyabet sıklığı ve yarattığı sorunlar nedeniyle tüm dünyada önemi gittikçe artan bir hastalık olduğuna dikkat çekilerek, şu ifadelere yer verildi:

“Yaşam tarzındaki hızlı değişim ile birlikte gelişmiş ve gelişmekte olan toplumların tümünde özellikle tip 2 diyabet hasta sayısı giderek artmakta. 2013 yılı itibari ile dünyadaki diyabetli birey sayısı 382 milyon iken bu sayının 2035 yılında yüzde 55 oranında artarak 592 milyona ulaşacağı belirtiliyor. Türkiye’de yapılan bir çalışmada 2011 yılı itibarıyla, diyabeti olan hasta sayısı 1998’den itibaren yaklaşık iki kat artmış ve yüzde 13.7’ye ulaşmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Medula Sistemi kayıtlarına göre diyabeti olan 5 milyon 218 bin hasta vardır. Bunların bir milyondan fazlasında diyabetik ayak yarası, 500 bininde de diyabetik ayak enfeksiyonu bulunduğu söylenebilir.”

Hollandalı eski yıldızlar teknik direktörlüğe ilk adımı attı

LAHEY (AA) – Hollanda’nın efsane futbolcularından Mark van Bommel, Ruud van Nistelrooy ve Jaap Stam, teknik direktörlük diploması aldı.

Hollanda Kraliyet Futbol Federasyonundan (KNVB) yapılan açıklamada, federasyon bünyesinde iki yıldır devam eden kursu başarıyla tamamlayan 3 yıldız oyuncunun profesyonel teknik direktörlük diploması almaya hak kazandıkları belirtildi.

Sabırla kendisini geliştirdiğini ve teknik direktörlüğün hayali olduğunu anlatan Van Nistelrooy, önümüzdeki sezon PSV’nin teknik heyetinde göreve başlayacağını söyledi.

Van Bommel, antrenörlük hayatına ilişkin hedefini henüz belirlemediğini ama bu yolda yavaş yürüdüğünü belirtirken, Stam ise teknik direktörlük yolunda yeni bir kademe atlamak için söz konusu diplomanın gerekliği olduğuna işaret etti.

Hollanda A Milli Futbol Takımı’nda yıllarca görev alan her üç oyuncu da şu anda farklı ekiplerde yardımcı antrenörlük yapıyor. Van Bommel, Suudi Arabistan Milli Takımı Teknik Direktörlüğü görevini sürdüren Bert van Marwijk’in, Van Nistelrooy ise Hollanda Milli Takımı Teknik Direktörü Danny Blind’in yardımcısı olarak görevde bulunuyor. Temmuz ayında milli takımdaki görevinden ayrılacak olan Van Nistelrooy, daha önce yaptığı açıklamada PSV’nin altyapısında çalışmaya başlayacağını duyurmuştu.

Stam ise Ajax’ın altyapısında görev yapıyor.

Turkey-EU relations ‘never so close’

By Emin Avundukluoglu

ANKARA (AA) – Turkey’s ties to the EU have never been stronger, Deputy Foreign Minister Naci Koru said Thursday.

Speaking at the Ankara Chamber of Commerce, the career diplomat said: “We have never been so close in our relationship with the EU during our European adventure.

“Turkey and the EU should maintain their cooperation not only for visa-free travel but also in every area.”

Koru was speaking the day after the European Commission recommended that Turkish nationals be allowed to travel in Europe’s border-free Schengen zone without the need for a visa by the end of June.

The EU and Turkey are also closely cooperating to stem the flow of refugees to Europe and the visa liberalization scheme is part of a migration deal agreed in November. The deal also provides for the speeding up of Turkey’s EU accession.

Addressing the same panel discussion, Hansjorg Haber, the head of EU delegation to Ankara, said Turkey’s growing economy made it an attractive investment base for European business.

“This makes Turkey a key partner for EU,” he said.

Outlining the basis of a strong Turkey-EU relationship, he added: “We have a solid, long-standing and mutually beneficial relationship. We are de facto economically integrated. Turkey has become an investment base for European business within increasing integration into EU.”

Referring to the five remaining benchmarks Turkey has been asked to satisfy to fulfill its obligations for visa liberalization, Haber said he was confident of a successful outcome.

“I think that if we continue like we did in the last two months we will eventually succeed,” he said.

Açık Öğretim Okulları diploma töreni

ANKARA (AA) – Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, “Açık öğretim okulları, yarıştan kopmayanların, eğitimlerini devam ettirme azmini yitirmeyenlerin okullarıdır. Hayatın getirdiği bazı zorluklara takılmayanların, bütün engellere rağmen öğrenimlerine devam etme gayreti gösterenlerin okullarıdır. Bu sebeple açık öğretim okullarından mezun olmak, takdire layık bir başarıdır.” dedi.

Bakan Avcı, MEB Şura Salonu’nda, Açık Öğretim Lisesi mezunlarının diploma töreninde yaptığı konuşmada, diploma alan öğrencileri ve ailelerini tebrik ederek, hayırlı olmasını diledi.

Açık Öğretim Okulları’nın bir şekilde örgün eğitimlerine devam edemeyenler için daima açık tutulan “eğitim kapısı” ve eğitimin her yaşta devam edebileceğinin göstergesi olduğuna dikkati çeken Avcı, “Açık öğretim okulları yarıştan kopmayanların, eğitimlerini devam ettirme azmini yitirmeyenlerin okullarıdır. Hayatın getirdiği bazı zorluklara takılmayanların, bütün engellere rağmen öğrenimlerine devam etme gayreti gösterenlerin okullarıdır. Bu sebeple açık öğretim okullarından mezun olmak takdire layık bir başarıdır.” diye konuştu.

Bakan Avcı, eğitimi sadece okullarda, belli bir yaşta başlayıp, biten bir şekilde görmenin, zamanın ruhuna aykırı olduğunu belirterek, insanın bütün hayatı boyunca öğrenmeye devam ettiğini, her yaşta öğrendiklerine yeni bilgiler ilave ettiğini bildirdi.

Teknolojik imkanların devreye girmesiyle açık öğretim kavramının daha da güçlendiğini vurgulayan Avcı, “açık akademi” kavramının giderek ön plana çıktığını anlattı.

Milli Eğitim Bakanlığının 1992’den itibaren açık öğretim faaliyetlerini düzenlediğini, Anadolu Üniversitesi bünyesinde de 1982’de kurulan Açık Öğretim Fakültesinin hizmet verdiğini anımsatan Avcı, bugün birçok üniversitenin uzaktan eğitim metoduyla çok sayıda öğrenciye eğitim verdiğini belirtti.

– “3 milyon 697 bin 698 kayıtlı öğrencimiz var”

Başta açık öğretim kurumları olmak üzere uzaktan eğitim alanların, ülkenin insan kaynağının daha güçlü olmasına katkı sağladığını aktaran Bakan Avcı, “Bakanlığımıza bağlı açık öğretim okullarında ortaokul, lise ve mesleki lise olmak üzere 3 milyon 697 bin 698 kayıtlı öğrencimiz var. Bunların 1 milyon 554 bin 24’ü aktif olarak eğitime katılıyorlar. 2014- 2015 yılı itibariyle mezun öğrencilerimiz 180 bini aşmış durumda.” ifadelerini kullandı.

Bakan Avcı, açık öğretim hizmetlerinden, hükümlü, engelli ve yurt dışında çalışan vatandaşların da yararlandığını belirterek, 23 bin 903 hükümlü-tutuklu, 10 bin 540 engelli, 6 bin 119 yurt dışında yaşayan vatandaşın bu sistem üzerinden eğitimlerine devam ettiğini aktardı.

Kayıtlı öğrenciyle aktif öğrenci arasındaki farklara da değinen Avcı, öğrencilerin mezuniyet için teşvik edilmesi gerektiğini belirtti. Bakan Avcı, “Açık öğretim okullarımızdan alınan diplomaların örgün eğitimdeki diplomalardan hiç bir farkının olmadığını, örgün eğitim diploması olanlarla açık öğretim diploması olanların aynı haklara sahip olduğunu hem öğrencilerimize hem de kamuoyuna daha iyi anlatmamız gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Ali Rıza Altunel de açık öğretim liselerine ilişkin bilgi vererek, mezun öğrencilere bundan sonraki yaşamlarında başarılar diledi.

Törende konuşan Açık Öğretim Lisesi mezunu 77 yaşında Mehmet Emin Gürbüz de çok istemesine rağmen imkan olmadığı için sadece ilkokulu bitirebildiğini anlattı. 9 çocuk babası ve 10 torun sahibi Gürbüz, kendi okuyamadığı için bütün çocuklarını okuttuğunu belirterek, “Çocuklarımı büyüttüm ama okuma azmimi hiç kaybetmedim. Ömrüm boyunca rüyalarımda kendimi hep okul sıralarında gördüm.” dedi.

Açık öğretim okullarında önce ortaokul, sonra da lise diplomasını alan Gürbüz, “Bu sene ilahiyat Fakültesine kayıt yaptırdım. İnşallah üniversiteye hazırlanan oğlumla birlikte üniversite okuyacağım. Gençlere şunu söylemek istiyorum; zaman kıymetli, o zamanı boşa geçirmeyin, bir meslek sahibi olun. İlim aşktır, ilim sevgidir ve çok nazlıdır, sevmezseniz sizi terk eder.” ifadelerini kullandı.

Serebral palsi hastası 22 yaşındaki Büşra Ayder ise hikayesiyle salondakileri duygulandırdı. Okula gitmeyi çok istediği halde engeli dolayısıyla okul sıralarında oturamadığını ve eğitimini açık öğretim okullarında tamamladığını anlatan Ayder, annesinin yardımı ve azmi sayesinde 3 şiir kitabı çıkardığını söyledi.

Geçen yıl kaybettiği annesi için okuduğu şiirle salondakileri duygulandıran Ayder, Bakan Avcı’dan yeni kaybettiği annesinin adının bir okula verilmesini ve engelli konusunun ayrı bir ders olarak okullarda verilmesini istedi.

Bakan Avcı da annesinin adının okula verilmesiyle ilgili çalışacaklarını, ayrı bir ders verilmesi konusunun ise mümkün olmadığını, derslerin içine engellilerle ilgili duyarlılık artıracak konuların yerleştirildiğini anlattı.

Başörtüsü sorunu dolayısıyla eğitimini yarıda bırakan Fatma Betül Akbaş ve Kalecik Cezaevinde hükümlü olan 48 yaşındaki Yusuf Çalışkan da açık öğretim okullarının kendileri için önemini anlattı.

Açık öğretim liselerinin tanıtıldığı sinevizyon gösterimi ve halk oyunları gösterisinin de sunulduğu tören sonunda Altunel, Bakan Avcı’ya halk eğitim öğrencilerinin yaptığı bir tabloyu hediye etti.

Daha sonra Bakan Avcı, diploma almaya hak kazanan 86 öğrenciye diplomalarını vererek, hatıra fotoğrafı çektirdi.

UHİM’in “Avrupa’nın Suriyeli Mültecilerle İmtihanı” çalışması

İSTANBUL (AA) – Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin (UHİM), Suriyeli sığınmacıların Avrupa’ya göç sürecinde ve sonrasında maruz kaldıkları sorunları ele alan “Avrupa’nın Suriyeli Mültecilerle İmtihanı” çalışması açıklandı.

UHİM Yönetim Kurulu Üyesi Metin Kutlubay, merkezin Üsküdar’daki binasında düzenlediği basın toplantısında, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana ülkede yaşayan milyonlarca insanın evini ve vatanını terk etmek zorunda kaldığını söyledi.

Sığınmacıların sayısının ülkedeki kaos ortamı derinleştikçe giderek arttığını ve büyük göç dalgaları oluşturduğunu belirten Kutlubay, sığınmacıların savaşın ilk yıllarında öncelikli olarak Türkiye, Ürdün, Irak ve Lübnan gibi komşu ülkelere yöneldiğini, bugün yaklaşık 3 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye başta olmak üzere söz konusu ülkelerde 5 milyonun üzerinde Suriyeli sığınmacı bulunduğunu ifade etti.

Suriyeli sığınmacıların, 2015 yılından itibaren yeni bir rota olarak Avrupa ülkelerine sığınmayı denediğini aktaran Kutlubay, şöyle konuştu:

“Bu yöneliş sancılı bir süreci de beraberinde getirmiştir. Binlerce mültecinin yaşamına mal olan zorlu göç yolculuğu sırasında ve sonrasında Suriyeli mülteciler Avrupa’da pek çok sorunla karşı karşıya kalmışlardır. Avrupa’nın Suriyeli Mültecilerle İmtihanı başlıklı çalışmamız, Suriyeli mültecilerin Avrupa’ya göç sürecinde ve sonrasında maruz kaldıkları sorunları ele almaktadır. Çalışmamızda konuyla ilgili olarak başta Avrupa medyası olmak üzere ulusal ve uluslararası yayın organlarında yer alan haberlerden hareketle mültecilerin karşı karşıya kaldıkları sorunlar farklı başlıklar altında toplanmıştır.”

Kutlubay, yasa ve düzenlemeler konusunda Avrupa ülkelerinde Suriyeli sığınmacılarla ilgili uygulanmaya konan yasa ve düzenlemelerin oldukça katı şartlar içerdiğini, sığınmacıların Avrupa devletlerine kabulüne büyük oranda kısıtlama getirildiğini, kabul koşulları arasında etnik ve dini tercihlerin bir kriter olarak öne çıktığını vurguladı.

Örneğin, Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da sığınmacılarla ilgili uygulamalarda Hristiyan olma kriterinin belirleyici rol oynadığını aktaran Kutlubay, şöyle devam etti:

“Avrupalı siyasilerin Suriyeli mültecilerle ilgili demeçlerinde, küçümseyici ve hakaret ifade eden beyanlara sıklıkla rastlanmakta. Devlet yöneticileri ırkçılık ve İslam karşıtlığı içeren ifadeler kullanmaktan çekinmemektedirler. Avrupa ülkelerine sığınan Suriyeli mültecilerin mal varlıklarına önce insan kaçakçıları ve çeteler, sonra da bizzat Avrupa devletleri el koymaktadır. Bizzat Avrupalı sivil toplum kuruluşları ve resmi kurumlar tarafından yapılan çalışmalarla gerek güvenlik önlemleri gerekse sıhhi koşullar bakımından Avrupa’daki mülteci kamplarının pek çoğunun insan yaşamı için gerekli asgari şartları taşımadığı kanıtlanmıştır. Avrupa medyası Suriyeli mültecilerle ilgili yayınlarında, oldukça dışlayıcı ve negatif bir dil kullanmaktadır.”

Kutlubay, Avrupa ülkelerine sığınmacı olarak kabul edilen Suriyelilerin bulundukları ülkelerde can ve mal güvenliği açısından büyük bir tehdit altında olduğunu, Avrupa’da hemen her gün mülteci yurtlarının kundaklandığını, Suriyeli mültecileri hedef alan ırkçı ve islamofobik saldırılar gerçekleştirildiğine dikkati çekti.

İnsan kaçakçılığı, fuhuş ve organ mafyasının Avrupa’daki Suriyeli sığınmacılar açısından çok büyük bir sorun teşkil ettiğini aktaran Kutlubay, şunları kaydetti:

“Suriyeli sığınmacılar açık denizlerde ölüme terk edilmekte, sınırlarda gayri insani koşullarda bekletilmekte, basit gerekçelerle tutuklanmakta, kötü muamele ve işkenceye maruz kalmaktadır. Suriye’de devam eden iç savaşın bitirilmesiyle ilgili Avrupa merkezli olarak devam eden siyasi çözüm sürecinin geciktirilmesi, milyonlarca Suriyelinin yaşadığı sıkıntıların temelini oluşturmaktadır. Bu noktada, Avrupa devletleri çıkar odaklı siyasi yaklaşımı terk etmeli, iç savaş ve kaos ortamı ortadan kaldırılarak Suriyelilerin vatanlarına dönmesi sağlanmalıdır.”

2. Uluslararası Dijital Yaşam Ortamları Kongresi

İSTANBUL (AA) – İstanbul Üniversitesi Enformatik Bölümü Öğretim Üyesi ve Uluslararası Dijital Yaşam Ortamları Kongresi Başkanı Doç. Dr. Fatih Gürsul, “Bilişim, en kısa vadede en yüksek katma değeri yaratabilecek bir sektördür. Kore’nin milli geliri 1960’da Türkiye’nin yarısı iken, şimdi sadece Samsung’un cirosunun Türkiye’nin toplam gelirinden fazla olması bu olgunun en önemli göstergelerinden biridir.” dedi.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı İnternet Geliştirme Kurulu, CEBIT Bilişim Eurasia, İnsan, Toplum ve Teknoloji Derneği (İTTD) ve İstanbul Üniversitesi (İÜ) iş birliğiyle düzenlenen kongre, İÜ İletişim Fakültesi’nde gerçekleştirildi.

İÜ Enformatik Bölümü Öğretim Üyesi ve Kongre Başkanı Doç. Dr. Fatih Gürsul, kongrenin açılışında yaptığı konuşmada, bilişimin, en kısa vadede en yüksek katma değeri yaratabilecek bir sektör olduğuna dikkati çekerek, “Kore’nin milli geliri 1960’da Türkiye’nin yarısı iken, şimdi sadece Samsung’un cirosunun Türkiye’nin toplam gelirinden fazla olması bu olgunun en önemli göstergelerinden biridir.” dedi.

Bilgi ve iletişim sektöründeki yüzde 10’luk büyümenin GSMH’ye yüzde 1-2 arasında katkı sağladığını, bilgi ve iletişim sektöründeki büyümenin, ekonomik büyümede çarpan ve çoğaltan etkisi yarattığını anlatan Gürsul, şöyle konuştu:

“Türkiye’ye baktığımız zaman ne yazık ki bu sürekli gelişen sektör için yapılan çalışmaların bazen popüler yaklaşımlar ve geçici politikalar ile kimi zaman heba edildiği görülmektedir. TBMM Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu tarafından gerçekleştirilen Avrupa’daki 25 ülkede bilişim okuryazarlığı konusunda yapılan araştırmasında, Türkiye’nin son sırada yer aldığını görülmüştür. Türkiye’deki dijital oyuncu sayısının 20 milyona ulaştığını, 10 milyon kişinin de internette düzenli okey oynadığı saptanmıştır. Bilgi ve iletişim sektörünün önümüzdeki 5 sene içerisinde dünya genelinde doğrudan 1.2 milyon yeni istihdam ve dolaylı olarak da 25.3 milyon yeni istihdam yaratma potansiyeli bulunmaktadır. Ülkemizde bilişim sektörü uzman açığının ise 2016 yılında 200 binin üzerinde olması beklenmektedir. Gerek ülke kalkınmasında, gerekse istihdamın arttırılmasında en az yatırımla iş olanağı sağlanabilen sektör bilişim sektörüdür.”

Kongrenin, akademisyen, öğretmen, öğrenci, işveren, kamu/özel sektör insan kaynakları yöneticisi ve STK temsilcilerini bir araya getirdiğini belirten Gürsul, bilişim sektöründe istihdam politikaları ve mesleki uygunluk konularının tartışılarak sorunlara çözüm önerileri getirmeyi amaçladıklarını anlattı.

Kongre kapsamında Türkiye’de yerel unsurları ve Türkiye bilişim sektöründeki çalışma pozisyonlarını içeren özel bir kişilik envanteri yazılımının da tanıtılacağını belirten Gürsul, şunları kaydetti:

“Bilişim Sektörüne Özel Kişilik Envanterine Dayalı Mesleki Uygunluk Yazılımı, danışmanlığımda İstanbul Üniversitesi Enformatik Bölümü Doktora Öğrencisi Kemal Şahin’in doktora tezi kapsamında geliştirildi. Tamamen yerel değerler ışığında, Türkçe olarak Türkiye özelindeki bilişim sektörünün istihdam gereksinimlerine göre geliştirilen bu yazılım için öncelikli olarak bilişimde çalışma pozisyonları tarandı ve en popüler yaygın tercih edilen pozisyonlar tespit edildi. Bu alanlarda görev alan yaklaşık 400 uzman ile yüz yüze görüşülerek, mesleklerin kişilik gereksinimleri çıkartıldı. Yazılım içerisindeki karar destek mekanizması sayesinde, testi gerçekleştiren katılımcının kendi kişilik envanterine en uygun meslekleri sıralayan ve raporlayan özel bir algoritma geliştirildi. Yine yazılım ile toplanan veriler kişisel mahremiyete saygı için tüm bilgiler şifreli olarak saklanmakta ve kesinlikle 3. şahıslarla paylaşılmamaktadır. Yeni nesil teknolojiler sayesinde tüm cihazlardan erişim mümkündür. “

Nine PKK terrorists killed in eastern Turkey operations

ANKARA (AA) – Nine PKK terrorists were killed in security operations in eastern Turkey’s Mus, Mardin and Sirnak provinces Wednesday, Turkish military announced Thursday.

In a statement, the Turkish General Staff said three PKK terrorists were killed in southeastern Mardin province’s Nusaybin district.

Four PKK terrorists were killed in a separate operation in southeastern Sirnak province.

Also, two terrorists were killed in eastern Mus province’s Varto district.

The latest operations in Nusaybin and Sirnak bring the total number of PKK fatalities in those two areas to 631 since start of security operations there on March 14.

Several weapons were seized during the operations, the statement added.

PKK — listed as a terrorist organization also by the U.S. and EU – resumed its 30-year armed campaign against the Turkish state in July 2015. Since then, more than 430 security personnel have been martyred and more than 3,800 PKK terrorists killed.