Doğadaki mucizenin adı: “Defne”

KASTAMONU (AA) – SEMİH YÜKSEL – Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, antibakteriyel özelliği nedeniyle defne içeren ürünler tüketilmesini, yemeklere bu bitkinin yapraklarından atılmasını önerdi.

Uslu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde doğada kendiliğinden yetişen defne bitkisinin bakteri, virüs ve mantarlar ile mücadele etme özelliği bulunduğunu söyledi.

Defnenin Allah’ın verdiği bir zenginlik olduğunu vurgulayan Uslu, “Defne, çok önemli miktarda Türkiye’de yetişiyor. Dünyanın defne yaprağı, tohum ve yağ ihtiyacının neredeyse yüzde 95’i ülkemizden karşılanıyor.” dedi.

Defne yaprağı ve tohumunun son derece önemli olduğuna dikkati çeken Uslu, şunları kaydetti:

“Antibakteriyel özelliği nedeniyle defne sabununa yönelmeli, defne yaprağının çayını içmeli ve yemeklerimize birkaç tane defne yaprağı atarak bağışıklık sistemimizi güçlendirmeliyiz. Bu açılardan Karadeniz bölgemizin kalkınmasında defnenin farkına varılması lazım. Zeytin, mandalina, nar, şeftali ve bunun gibi bitkilerin sadece meyvesini toplarsınız ama defne öyle değil. Defnenin hem yaprakları hem de tohumlarını toplarsınız. 15-20 yıl sonra dünya, bakteriler antibiyotiklere karşı tamamen dirençli hale geldiğinde defnenin önemini daha fazla kavrayacak, ülkemizden de daha fazla defne ithal edecek. Bu öngörüden hareketle ülkemizde daha fazla defne ağacı yetiştirmeli, bu ağaçların talan edilmesinin önüne geçmeliyiz.”

Uslu, Karadeniz kıyılarında çokça defne ağacı bulunmasına karşın vatandaşların bu ağaçların kıymet ve önemini pek bilmediğine işaret ederek, “İyi ki defne diye bir ağaç var. Bakteriler defneye karşı direnç kazanamıyor çünkü defne yaprağının, tohumunun ve yağının içinde sadece bir tane değil, pek çok bileşen bulunuyor. Halbuki antibiyotiklerde tek bir molekül var.” değerlendirmesinde bulundu.

Antibiyotiklere karşı direnç kazanan bakterilerin defneye çaresiz kaldığını bildiren Uslu, bu bitkinin yeni nesil antibiyotiklere dirençli olan VRE bakterilerini bile yok ettiğinin kanıtlandığını ifade etti.

Dünya Sağlık Örgütünün bir süre önce tüm ülkelerin tıp otoritelerini gereksiz antibiyotik kullanımına karşı uyardığına belirten Uslu, özellikle doğada bulunan defne yaprağı gibi bitkilerden faydalanılması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Uslu, defne bitkisinin Karadeniz yöresi için önemli bir kalkınma sağlayabileceğini vurgulayarak, bu bitkinin günlük hayatta daha sık kullanılması gerektiğini kaydetti.

Lice’deki hain saldırı PKK’lıların telsiz konuşmasına yansıdı

DİYARBAKIR (AA) – Diyarbakır’ın Lice ilçesinde geçen yıl terör örgütü PKK mensuplarınca düzenlenen ve 2 askerin şehit olduğu hain saldırıyla ilgili tutuklanan terörist Süphan Ç. hakkında ağırlaştırılmış müebbet, bu teröristi evlerinde barındırdıkları gerekçesiyle 4 kişi için de 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca tutuklu sanık Süphan Ç. ile tutuksuz yargılanan Hasan G, Cihan Ş, Mehmet Şirin T. ve Susan T. hakkında hazırlanan iddianame, 4. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

İddianamede, 13 Kasım 2015’te Lice ilçesi Ziyaret köyü mevkinde terör örgütü PKK mensuplarınca yola tuzaklanan el yapımı patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu Uzman çavuşlar Selim Vural ve İbrahim Dağcı’nın şehit olduğu hatırlatıldı.

– “Bu sefer büyük olanı patlatın” talimatı

İddianamede, 2 askerin şehit düştüğü saldırının ardından, terör örgütünün sözde Diyarbakır sorumlusu “Numan Batman” kod Hejar Çelik ile ve sanık Süphan Ç’nin de bulunduğu teröristler arasında geçen telsiz konuşmalarına yer verildi.

İddianameye göre, teröristler arasında geçen ve “Bu sefer büyük olanı patlatın” şeklinde ikinci saldırının talimatının verildiği telsiz konuşmaları şöyle:

– Arkadaşlar dün mayın patlattılar.

– Haberleri dinledik, tamam.

– Arkadaşlar bize bağlıdır.

– Bizimkiler mi?

– Doğrudur.

– O hangi mayındı?

– Su deposu mu?

– Evet su deposunun arkası.

– Bak sabrın sonu selamettir, oralarda kaldılar mı yoksa gittiler mi? Geldiklerinde bu sefer büyük olanı patlatın.

– Zaten büyük olanın dışındakiler de devrededir.

– Eylem için Diyarbakır’a gelmiş

İddianamede, sanık Süphan Ç’nin güvenlik güçlerine yapılan saldırıdan 7 ay sonra Lice’de gasbedilen otomobille terör örgütünün çağrıları doğrultusunda, saldırı düzenlemek amacıyla silah ve mühimmatla Diyarbakır’a geldiği belirtildi.

Süphan Ç’nin üzerinde ele geçirilen kontak anahtarının Lice’de gasbedilen bir otomobilin olduğu ifade edilen iddianamede, şöyle denildi:

“Teröristlerce gasp edilen otomobil, örgütsel eylem ve faaliyetlerde kullanılmıştır. Otomobilde sahte plaka, trafik ve araç tescil belgeleri ele geçirilmiştir. Süphan Ç. ve tutuksuz yargılanan 4 sanık dışında saldırıyla ilişkili olduğu düşünülen ancak kimlikleri henüz tespit edilemeyen diğer teröristlerle ilgili Lice Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma devam ediyor.”

İddianamede, tutuksuz yargılanan sanıklar Hasan G, Cihan Ş, Mehmet Şirin T. ve Susan T’nin Süphan Ç’yi evlerinde barındırdığı bildirildi.

– İstenilen ceza

İddianamede, tutuklu sanık Süphan Ç. hakkında, “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak”, “sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah ve mermilerin satın alınması, taşınması ve bulundurulması”, “resmi belgede sahtecilik” ve “nitelikli yağma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ile 13 yıldan 23 yıla kadar hapis; tutuksuz yargılanan Hasan G, Cihan Ş, Mehmet Şirin T. ve Susan T. hakkında da “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmek” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istendi.

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 13 Kasım 2015’te terör örgütü PKK mensupları yola tuzakladıkları el yapımı patlayıcıyı infilak ettirmiş, saldırıda iki uzman çavuş şehit düşmüştü.

“Seramik sektörünün 2023 ihracat hedefi 3,5 milyar dolar”

İSTANBUL (AA) – Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) Yönetim Kurulu Başkanı Bahadır Kayan, “Türk seramik sektörü olarak 2023 yılı ihracat hedefimizi 3,5 milyar dolar olarak belirledik.” dedi.

ÇCSİB tarafından düzenlenen XONE-Seramik Tasarım Yarışması ve XONE Seramik Tasarım Ödülleri töreninde konuşan Kayan, dünya ‘Seramik Kaplama Malzemeleri’ ve ‘Seramik Sağlık Gereçleri’ ihracatında Türkiye olarak ilk 5’te yer aldıklarını söyledi.

Kayan, hedefe ulaşmak için, ihracat yapılan ülkelerdeki pazar payını artırmaya ve yeni pazarlarda kalıcı ilişkiler kurmaya odaklanarak, dünyanın önde gelen seramik ihracatçı ülkesi olmaya devam edeceklerinin altını çizdi.

“Türk seramik sektörü olarak 2023 yılı ihracat hedefimizi 3,5 milyar dolar olarak belirledik” yorumunu yapan Kayan, Seramik Kaplama Malzemeleri ve Seramik Sağlık Gereçleri ihracatında ilk 5’te yer aldıklarını anımsattı.

8 bin yıllık bir geçmişe sahip seramiğin, her şeyden önce Anadolu’nun kültürel bir mirası olduğunu belirten Kayan,”Bu eşsiz birikimden aldığımız güçle, bugün ülke olarak, dünyanın en büyük seramik üreticisi ve ihracatçılarından biri konumuna geldik.” ifadelerini kullandı.

Günümüzde hem seramik kaplama malzemelerinin, hem de seramik sağlık gereçlerinin, yaşam alanlarında çok önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Kayan, şunları kaydetti:

“Bu yarışma ve ödül organizasyonuyla, yeni malzemelerin getirdiği imkanlar, değişen mekanlar ve ihtiyaçlar ile sektörün yapısının dikkate alınmasını sağlıyoruz. Böylece, yeni yaşam mekanlarına uygulanabilen, çevreye duyarlı, sürdürülebilir, üretilebilir, uygulama kolaylığı sunan yenilikçi tasarımların ortaya çıkarılmasını destekliyoruz. Genç tasarımcılarımızın özgün tasarımlarıyla global pazardaki gücümüzü artırmaya ve ülke ekonomisine ciddi katkıda bulunmayı amaçlıyoruz.”

– Genç tasarımcılara 16 ödül ve 90 bin lira para ödülü verildi

Yenilikçi, çevre dostu ve özgün tasarımlar sunmaya teşvik edilen genç tasarımcılara toplam 16 ödül ve 90 bin lira para ödülü verildi.

Bu yıl 287 başvurunun gerçekleştiği XONE-Seramik Tasarım Yarışmasının, ‘Seramik Kaplama Malzemeleri Kategorisi’nde, ‘Chamaleon’ adlı tasarımıyla Deniz Demirkanlı, Seramik Sağlık Gereçleri Kategorisi’nde ‘Luna’ adlı çalışmalarıyla Songül Yener ve Yusuf Sedat Uzuner birinciliğe layık görüldü.

XONE-Seramik Tasarım Ödüllerinde ise Seramik Kaplama Malzemeleri Fikir Kategorisinde ‘Petek’ adlı tasarımıyla Gold XONE ödülünü kazanan Orhan Can Uysal, Seramik Kaplama Malzemeleri Kurumsal Kategoride ise Gold XONE ödülünü, ‘Aquanit’ adlı projeleriyle Seranit Grup kazandı.

Seramik Tasarım Grubunun 2013 yılından bu yana düzenlediği Seramik Tasarım Yarışmasının kapsamı, global bir marka olma hedefi doğrultusunda, 2016 yılı itibarıyla kimliği yenilenerek genişletildi.

XONE-Seramik Tasarım Yarışması ve XONE-Seramik Tasarım Ödülleri adıyla ve yeni logo altında, geleceğin tasarımcıları sektörle buluşturuluyor.

Yeni marka adı XONE, yarışmanın özgünlüğüne, seçilen işlerin ‘tek ve tam aranan’ olduğuna vurgu yapmak için İngilizce ‘Exactly One’ teriminden yola çıkıldı.

GRAFİKLİ – Afrika’nın enerji potansiyeli yatırım bekliyor

ANKARA (AA) – HÜSEYİN ERDOĞAN/ZEYNEP BEYZA KILIÇ – Küresel rekabetin artması ve uluslararası şirketlerin yeni piyasa arayışlarını hızlandırmasıyla, Afrika kıtası, enerji başta olmak üzere birçok sektörde sunduğu imkanlarla yatırımcıların ilgi odağı haline geldi.

Afrika’daki yatırım imkanlarıyla, kıtada bulunan rezervlerin nasıl değerlendirileceğinin tartışılacağı ve Anadolu Ajansı’nın (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu “Africa Oil and Power Konferansı”, 6-7 Haziran tarihlerinde, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti Cape Town’da yapılacak.

Petrol, doğalgaz ve yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek olan Afrika, teknolojik yetersizlikler, altyapı eksiklikleri ve siyasi faktörler nedeniyle bu kaynaklardan istediği seviyede üretim yapamıyor.

Dünyadaki kanıtlanmış petrol rezervinin yüzde 7,6’sı Afrika’da bulunuyor. Geçen yıl dünya genelindeki petrol, doğalgaz keşiflerinin yüzde 40 da Afrika’da gerçekleştirildi. Afrika, yurt dışından gelecek yatırımlarla doğalgaz ve yenilenebilir enerji alanında da potansiyelini açığa çıkarmayı hedefliyor.

Afrika kıtasının, enerjinin yanı sıra diğer sektörlerde de sunduğu fırsatlar bakımından öneminin farkında olan Türkiye, 1998 yılında “Afrika’ya Açılım Eylem Planı”nı kabul etti, 2003’te de “Afrika ile Ekonomik ve Ticari İlişkileri Güçlendirme Stratejisi”ni geliştirdi.

Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, Afrika kıtası ile Türkiye’nin ticaret hacmi geçen yıl 17,5 milyar doları aşarken, Türk firmalarının Afrika’ya yönelik yatırımları, 400 milyon doları buldu.

Türk şirketleri, Kuzey Afrika ülkelerinde özellikle tekstil, inşaat ve gıda sektörlerinde yoğun faaliyet gösterirken, Güney Afrika, Sudan, Etiyopya, Kenya, Tanzanya, Uganda ve Nijerya’da inşaat, gıda ve enerji sektörlerinde yatırım yapmayı tercih ediyor.

– Afrika’daki Türk enerji şirketlerinin durumu

Dünya genelinde inşaat ve altyapı sektöründe başarı gösteren Türk şirketleri, bu alanda kazandıkları deneyimleri enerji sektörüne de aktarmaya çalışıyor.

Gama Holding, Cezayir’de 750 megavat kapasiteli elektrik üretim santrali inşa ediyor. Şirket, Libya’da ise termik santral projesi kapsamında santral sahasının hazırlanmasında inşaat, çelik ve mimari işleri yapıyor.

Elektrik sıkıntısı çeken ülkelere yüzer santral aracılığıyla elektrik götüren Karadeniz Holding, Lübnan ve Irak’ta yürüttüğü projelere, Afrika’da ilk olarak Gana’yı ve daha sonra da Zambiya’yı eklemek için çalışmalarını sürdürüyor. Şirkete göre, Mozambik ve Zambiya arasında yer alan mevcut iletim hatlarını kullanarak gerçekleştirilecek proje, 2016 yılında Afrika kıtasında özel bir şirket tarafından yapılacak en büyük elektrik projesi olacak.

– Aksa Enerji Gana’da elektrik üretim santrali kurmayı planlıyor

Gana’da elektrik üretim santrali kurmayı planlayan Aksa Enerji’nin Genel Müdürü Cüneyt Uygun, kuracakları 370 megavatlık elektrik üretim santralinin yanı sıra bölgede yeni ülkelerle sıcak temasta olduklarını bildirdi. Uygun, “Şu anda ekiplerimiz Afrika’da bir ülkede kontratla ilgili görüşmeler yapıyor.” ifadesini kullandı.

Türkiye Petrolleri (TP) Genel Müdürü Besim Şişman, geçen yıl kasım ayında Malezyalı Petronas şirketi ile Gabon’da petrol arama projesine başlama planları bulunduğunu ve bunun TP’nin Sahraaltı Afrika’da gerçekleştireceği ilk proje olacağını duyurmuştu.

Limak ise aralık ayında, Fildişi Sahili’nin Abidjan şehrinde 58 milyon avro yatırımla kuracağı çimento tesisinin temelini attı. Limak Çimento’nun yerel bir ortakla kurduğu Limak Afrika şirketi, çimento tesisini 2017 yılının ilk çeyreğinde devreye almayı planlıyor.

– “Afrika çok iyi gözlemlenmeli”

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Enerji İş Konseyi Başkanı Süreyya Yücel Özden, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Afrika kıtasının Türk enerji şirketleri için birinci derecede önemli olduğunu söyledi. Özden, “Bütün enerji şirketlerimiz Afrika’ya yatırımla ilgileniyor, ancak bölgeye yönelik çok iyi gözlem yapıp oradaki ihtiyaçları ve realiteyi doğru belirlemeliyiz.” dedi.

Toplam 54 ülkeden oluşan kıtanın enerji ve altyapıda yatırım eksikliklerinin öne çıktığını dile getiren Özden, sağlık, eğitim ve hukuk alanında da yatırım imkanları bulunduğunu, fakat bunların gerçekleşebilmesi için öncelikle altyapı sorunlarının çözülmesinin gerektiğini belirtti.

Kıta analizinin çok iyi yapılması gerektiğini vurgulayan Özden, “Önce Afrika’yı çok iyi tanımak ve burada nelere ihtiyaç olduğunu saptamak gerek. Bu kıtaya hangi ülkeler yatırım yapıyor ve ilk yatırımlarını nasıl yapmışlar? sorusunu doğru cevaplamak lazım. Ayrıca Türkiye’nin bu ülkelerden hangisine öncelik vermesi gerektiğini de iyi analiz etmeliyiz.” diye konuştu.

DEİK bünyesinde Afrika ile ilgili enerji çalışma grubu oluşturdukları bilgisini veren Özden, “Şu anda Afrika kıtasının bir gecede tükettiği elektriği, New York şehri tek başına tüketiyor. Bu, Afrika’da ne kadar büyük talep ve açık olduğunu gösteriyor.” dedi.

DEİK Afrika İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Tamer Taşkın da “Türkiye’de enerji sektöründe yatırımlarımızla çok tecrübelendik. Bugün Afrika’da bir çok ülkede elektrik sıkıntısı var. Bu ülkeler, elektrik sektörlerine yatırım yapılması için yurtdışına çağrıda bulunuyor. Enerji sektöründe yatırım ise ancak oradaki hükümetlerin organizasyonuyla olur. Örneğin yatırım yapacak şirketlere 10-15 yıl yatırım garantisi verilerek teşvik edilebilir. Enerji ihtiyacı açısından bütün Afrika’da potansiyel var.” değerlendirmesinde bulundu.

– Uluslararası şirketlerin Afrika’daki keşifleri

Türkiye Petrolleri’nin raporuna göre, 2015 yılında dünyada yapılan petrol ve doğalgaz keşiflerinin yüzde 40’ı Afrika derin deniz sahalarında gerçekleşirken, ağırlıklı olarak doğalgaz rezervlerine rastlandı.

Petrol üretiminin uzun yıllardır gerçekleştiği kıtada, kayda değer doğalgaz üretimi henüz yapılamıyor. Geçen yıl Mısır açıklarında dünyanın en büyük doğalgaz keşfiyle birlikte, kıta doğalgaz potansiyelini fark etmeye başladı.

Uluslararası şirketlerin giderek artan keşif ve altyapı yatırımlarıyla Afrika, doğalgazın enerji üretimi içindeki payını artırmayı hedefliyor.

ABD’li enerji şirketi, Kosmos, Moritanya’da 1,4 milyar varil petrol eşdeğeri doğalgaz bulurken, bölgedeki bir başka sahada ise 360 milyon varil petrol eşdeğeri doğalgaz rezervlerine rastlandı.

İngiliz BP şirketi bölgede yaptığı arama çalışmaları sonrası Mısır’da büyük çoğunluğu petrolden oluşan 318 milyon varil petrol eşdeğeri kondensat kaynak bulurken, Norveç’li Statoil şirketi Tanzanya’da 177 milyon varil petrol eşdeğeri doğalgaz keşfetti.

Hollandalı Enerji Risk Danışmanlık Firması VEROCY’nin ortağı Cyril Widdershoven da bölgedeki enerji yatırımlarına ilişkin, “Sahra altı Afrika’da petrol ve doğalgaz arama yatırımları genelde Çin, Japonya ve Hindistan tarafından yapılıyor. Batılı şirketlerin ilgisi genellikle Angola, Nijerya ve büyük oranda Mozambik odaklı gelişiyor, ama Avrupa ve ABD merkezli şirketler, bölgedeki siyasi istikrarsızlık, yolsuzluk ve hırsızlık gibi olaylar sebebiyle Afrika’dan kısmen uzaklaşıyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.

– Afrika’da petrol rezerv ve üretimleri

Dünyada ortalama 1 trilyon 700 milyar varil kanıtlanmış petrol rezervinin yüzde 7,6’sına denk gelen 129 milyar 200 milyon varili Afrika kıtasında bulunuyor.

Afrika’da 48 milyar 400 milyon varille en çok petrol rezervi Libya’dayken, bu ülkeyi 37 milyar 100 milyon varille Nijerya ve 12 milyar 700 milyon varille Angola izliyor.

Cezayir 12 milyar 200 milyon varille dördüncü sırada yer alırken, Mısır 3 milyar 600 milyon varil rezerviyle ilk beş arasına giriyor.

Dünyada günlük ortalama 95 milyon varilin üzerinde petrol üretimi gerçekleşirken, Afrika buna 8 milyon 263 bin varille katkı sağlıyor.

Afrika’da rezerv ve üretim miktarları, ülkelerin altyapı ve teknolojik yeterliliği, yatırım ortamı ve siyasi durumlarına göre değişiklik gösterirken, BP raporunda öne çıkan 10 ülkenin verileri ise şöyle sıralanıyor:

Ülke Adı Rezervler (milyar varil) Ülke Adı Günlük üretim (milyon varil)
Libya 48,4 Nijerya 2,36
Nijerya 37,1 Angola 1,71
Angola 12,7 Cezayir 1,52
Cezayir 12,2 Mısır 0,7
Mısır 3,6 Libya 0,5
Güney Sudan 3,5 Ekvator Ginesi 0,3
Gabon 2 Kongo 0,3
Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1,6 Gabon 0,23
Sudan 1,5 Güney Sudan 0,16
Çad 1,5 Sudan 0,1

“Kalp hastaları ramazanda dikkatli olmalı”

KASTAMONU (AA) – ÖMER ERİM BAŞTİMAR – Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Özdemir, kalp hastalarının ramazanda oruç tutarken dikkatli olması gerektiğini bildirdi.

Özdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kalp hastalarının yemeklerine her zaman dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Kendilerine “kalp hastalarının oruç tutup tutamayacağı” konusunda çok sayıda soru geldiğini belirten Özdemir, buna, hastalığın derecesine göre karar verilmesi gerektiğini ifade etti.

İleri derecede kalp hastalığı bulunanlar için bunun risk oluşturabileceğini, durumu stabil olanların ise doktor gözetiminde oruç tutabileceğini anlatan Özdemir, şunları kaydetti:

“Bu konuda daha önceden yapılmış bazı çalışmalar var. Özellikle stabil, yani sorunsuz seyreden hastaların ramazan ayında oruç tutmalarının çok fazla sıkıntı oluşturmadığını gösteren veriler elde edilmiş. Uygun diyet ve ilaçlarını düzenli kullanmak şartıyla oruç tutabilecekleri görülmüş ancak bu çalışmaların çoğu Körfez ve Orta Doğu bölgesinde yapılmıştır. Irksal farklılıklar nedeniyle bu sonuçlar herkese uyarlanamayabilir.”

– “İleri derecede hastalar oruç tutmamalı”

Bazı durumlarda oruç tutmanın ciddi risk oluşturabileceğini vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:

“Yakın zamanda kalp krizi geçirmiş, birden çok hastalığı bulunan, hastalığı ileri derecede olan, kalbine yakın zamanda stent takılmış, kalp yetmezliği olup vücudunda ödem gelişen, idrar söktürücü kullanmak durumundaki ve ameliyat geçirmiş hastalar oruç tutmamalıdır. Oruç tutanlar ise iftarda aşırı miktarda yemek yememelidir. Sıvı alımı yeterli olmalıdır. Aşırı yemek yemek vücudu zorlar. Kişinin bilinmeyen kalp rahatsızlığı varsa belirtilerin ortaya çıkmasına da sebep olabilir. İleri derecede kalp hastaları yemek sonrası rahatsızlık hissedebilir.”

Prof. Dr. Özdemir, oruç tutmayan ileri derecedeki kalp hastalarının da özellikle iftar davetlerinde dikkatli olması, normal beslenme alışkanlıklarının dışına çıkmaması gerektiğini sözlerine ekledi.

Sağlık Bakanlığından ramazanda beslenme uyarısı

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Sağlık Bakanlığından ramazanda yemeklerin çok hızlı tüketilmemesi gerektiği ve enerjisi yüksek besinlerin kilo alımına zemin hazırladığı uyarısında bulunuldu, iftar ve sahur arasında en az 12-14 bardak su içilmesi önerildi.

Sağlık Bakanlığınca yarın yapılacak ilk sahur öncesi vatandaşlara yönelik “Beslenme önerileri” hazırlandı.

Yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az 3 öğünün tamamlanması ve sahur öğününün atlanmaması gerektiğine dikkat çekilerek, sahurun atlanması halinde 17 saat olan açlık süresinin 20 saate ulaşarak, açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve günün daha verimsiz geçmesine neden olduğu belirtildi.

Sahurda ağır yemekler yenmesi halinde, gece metabolizma hızının düşmesiyle yemeklerin yağa dönüşme hızının ve kilo alma riskinin arttığı vurgulanarak, bu nedenle mutlaka sahura kalkılması, süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmek gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı ya da çorba, zeytinyağlı yemek, yoğurt ve salatadan oluşan öğün tercih edilmesi önerildi.

– “Hamur işlerinden uzak durun”

Gün içerisinde ayrıca aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketmesi, aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile hamur işlerinden uzak durmaları istendi.

İftar sofraları için hazırlanan yiyecekler ve bunların tüketim miktarlarına da dikkat çekilen beslenme önerilerinde, şunlar kaydedildi:

“İftar sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunabilmektedir. İftarda kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketmektir. Beyin doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verir. Çok hızlı yemek yendiğinde bu süre zarfında fazla miktarda, enerjisi yüksek besinler yenilir ve bu durum hem sağlık açısından risk oluşturabilir hem de ilerleyen günlerde kilo alımına zemin hazırlayabilir.”

– “İftar ve sahur arasında en az 12 bardak su için”

Sıcaklıkların etkisiyle artan terleme ile yeterince sıvı alınmaması halinde su ve mineral kaybı sonucunda bayılma, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemlerinin yaşanabileceğine dikkat çekilerek, bu nedenle iftar ve sahur arasında en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içilmesi gerektiği vurgulandı.

Ramazan ayında sıvı ihtiyacını da karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve-sebze suları, sade soda gibi içecekleri sık tüketmeye özen gösterilmesi tavsiye edildi.

Sıcak havalarda aşırı beden hareketi yapılması durumunda vücuttan su ve tuz kaybının daha da artacağı belirtilerek, bu gibi durumlarda ise tuzlu ayran içilmesi gerektiği ifade edildi.

– “İftardan 1-2 saat sonra kısa mesafeli yürüyüş yapın”

Bakanlığın oruç tutacaklara yönelik önerilerinde şunlara dikkat çekildi:

“İftara, peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlayıp 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edebilirsiniz. Hem enerji veren hem de kan şekerini dengeli bir şekilde yükselten beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi besinler tercih edin. İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine, sütlaç, güllaç, muhallebi gibi sütlü tatlıları veya meyve tatlıları tercih edin.

Susama hissi duymasanız bile iftar ve sahur arasında sık sık su için. Suya ek olarak kafein içeren içecekler yerine de süt, ayran, sade soda, taze sıkılmış meyve-sebze suları, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edebilirsiniz. Özellikle ızgara, haşlama, fırında buğulama gibi sağlıklı yöntemlerle hazırlanan yemekleri tercih edin. İftardan 1-2 saat sonra kısa mesafeli yürüyüşler yapmak sindirime yardımcı olacaktır. Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı olarak oluşabilecek kabızlığı önlemek için sıvı tüketiminize dikkat edin.”

Sigara, mesane kanseri riskini 3 kat artırıyor

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – Uzmanlara göre sigara içenlerde mesane kanseri riski yaklaşık 3 kat artıyor, bu alışkanlığın bırakılması halinde risk 2-4 yılda yüzde 30, 20 yılın üstünde ise yüzde 70-80 oranında azalıyor.

Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tarık Esen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mesanenin böbrekten süzülen idrarın depolandığı ve dışarı atıldığı, adalelerden oluşan içi boş bir organ olduğunu ifade ederek, buna ilişkin kanserin genellikle mesanenin iç yüzeyini döşeyen hücrelerden kaynaklandığını söyledi.

Mesane kanserinin idrarda kan ile kendini gösterdiğini anlatan Esen, hastaların yaklaşık yüzde 85’inde bu şikayetle karşılaşıldığını vurguladı. İdrarda kanın tek seferlik bir durum olarak algılanmaması ve karşılaşıldığı andan itibaren en kısa sürede hekime başvurulması gerektiğine dikkati çeken Esen, kanamaların arasının beklenilmeyecek kadar uzun olabileceğini ve bu sürede tedavi için geç kalınabileceğini bildirdi.

Mesane kanseri görülme sıklığının yüksek olduğunu dile getiren Esen, dünya genelinde yılda 330 bin erkek ve 100 bin kadının tanı aldığını ifade etti. Esen, mesane kanserinin, dünya genelinde sık görülen kanserler arasında erkeklerde yedinci, kadınlarda ondokuzuncu sırada yer aldığını vurgulayarak, “Türkiye’de ise erkeklerde 4’üncü ve kadınlarda da 13’ncü sırada bulunuyor.” dedi.

Esen, söz konusu kanserin erkeklerde daha çok karşılaşılmasının tütün kullanımından kaynaklandığına dikkati çekerek, Türkiye’de de erkekler sigara, puro ve nargile gibi tütün mamullerini fazla tükettiği için oranların kadınlardan daha yüksek olduğuna işaret etti. Esen, “Mesane kanseri, kadınlara oranla erkeklerde yaklaşık 3 kat fazla görülüyor.” diye konuştu.

Mesane kanserinde tütün kullanımı ve maruziyetinin çok önemli bir etken olduğunu bildiren Esen, şu bilgileri aktardı:

“Sigara içenlerde mesane kanseri riski yaklaşık 3 kat artıyor. Tüketimin artmasıyla risk yükseliyor. Günde 15 sigara içilmesi durumunda risk 3,5-4 kata çıkıyor ve kansere bağlı ölüm ihtimali kuvvetleniyor.

Öte yandan, mesane kanserinden korunmak için hiç sigara kullanılmaması gerekir. Sigara kullanımının bırakılmasının da mesane kanseri gelişmesinde anlık rol oynamadığının altını çizmek lazım. 2 ile 4 yıl sigaradan uzak kalan kişide risk ancak yüzde 30 azalabiliyor. Sigaradan 20 yılın üstünde uzak kalındığında mesane kanseri riski yüzde 70-80 azalabiliyor.”

– “Kronik idrar yolu enfeksiyonları riski artırıyor”

Prof. Dr. Esen, çevresel faktörlerin de mesane kanserinin gelişmesinde önemli bir faktör olduğunu dile getirerek, kimyasallara maruziyetin bunların başında geldiğini belirtti.

Kimyasallara maruziyetin genellikle meslekten kaynaklandığını ifade eden Esen, “Bunlar, boya, plastik, kauçuk, deri ve tekstil sanayinde bulunuyor. Bu meslek dallarında çalışanlar için iş güvenliği kapsamında gerekli tedbirlerin mutlaka alınması gerekiyor. Ayrıca, nadiren de bir başka organın problemini tedavi etmek için o bölgede yapılan radyoterapilerden sonra kalın bağırsağın son bölümü olan rektum ve prostat buna gösterilebilen örneklerdir. İkincil tümör olarak mesane çıkabilir. Öte yandan, kronik idrar yolu enfeksiyonları, uzun süre sonda taşımak da bir risk oluşturabilir.”

Prof. Dr. Esen, mesane kanserinden korunmak için öncelikle tütün ve tütün mamullerinin kullanılmaması ve pasif içicilikten , kaçınılması gerektiğini söyledi.

Felçlilere beyin dalgalarıyla umut olacaklar

İZMİR (AA) – GÜLCAN KAPLAN – Yaşar Üniversitesi öğrencisi üç gencin geliştirdiği beyin dalgalarıyla kontrol edilebilen ve GPS ile yer bildirimi yapan tekerlekli sandalye projesi, TÜBİTAK’tan destek aldı.

Mühendislik Fakültesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü 3. sınıf öğrencileri Ali Selek, İlker Işık ve Mert Erbaş’ın elini ve ayağını kullanamayan felçli hastalar için beyin dalgalarını algılayan, sensörlü kontrol sistemiyle çalışan tekerlekli sandalye projesi uygulama aşamasına geçti.

Projeye ilişkin AA muhabirine bilgi veren İlker Işık, insanlara katkıda bulunabilecek bir proje yapma hedefiyle başlattıkları araştırmanın umut veren bir hızla ilerlediğini, projenin elektronik ve yazılımsal anlamda belli bir aşamaya geldiğini ifade etti.

Felçli hastaların beyin dalgalarıyla kontrol edilebilen tekerlekli sandalye sayesinde bir nebze de olsa hareket kabiliyeti kazanmasını amaçlayan projenin en kritik aşaması olan beyin sinyallerini işleyecek cihazı geliştirmeyi başardıklarını belirten Işık, sistemin çalışma sistemini, “Kafaya takılan cihazın ucundaki proplar, elektrik sinyallerini çevirerek işlemciye yollayacak. İşlemci elektrikli sandalyedeki motorları harekete geçirecek ve kişinin odaklandığı şekilde sağa, sola, ileri, geri hareket edecek.” şeklinde anlattı.

Proje ortağı Ali Selek ise önceki yıllarda bazı robotik çalışmalar yaptıklarını, bu alanda kendilerini geliştirdiklerini vurgulayarak, EEG sinyallerini işleyecek cihaz geliştirdiklerini söyledi.

Tekerlekli sandalyede normalde elle yapılan hareketleri yaratan EEG sinyallerinin belirlenmesi, iletilmesi ve harekete çevrilmesi konusunda çalışmalarının devam ettiğini bildiren Selek, beyin sinyallerini meditasyon uygulamalarından da yararlanarak “ileri, geri, sağa, sola git” gibi komutlarla eşleştireceklerini belirtti.

Sinyallerin motor sistemine aktarılmasıyla kişiye özel bir araç geliştireceklerini dile getiren Selek, cihazın yerinin tespit edilebilmesi için GPS özelliği de kullanacaklarının altını çizdi.

Proje ortaklarından Mert Erbaş ise 100’ün üzerinde denek üzerinde çalışma yürüttüklerini, farklı frekansları belli sinyal grupları altında topladıklarını ve bir sinyal şematiğini çıkardıklarını aktararak, “İnsan beyninin ‘sağa dön’, ‘dur’ gibi belli komutlara ilişkin kullandığı sinyallerin grafiksel çizimini yaptık. Sistemi daha akıcı hale getirmek için sinyaller üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.” diye konuştu.

– “Yazın yoğun çalışmayla projeyi bitirmeyi planlıyorlar”

Proje danışmanlarından Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nalan Özkurt ise öğrencilerin motivasyonunun çok yüksek olduğunu, TÜBİTAK’ın da destek vermesiyle kısa sürede sonuç almayı planladıklarını ifade etti.

EEG sinyalleri üzerinde tüm dünyada araştırmaların devam ettiğine dikkati çeken Özkurt, “EEG çok önemli bir sinyal. İnsanın bütün sinyal iletişimi elektriksel olarak yapılıyor. Ve siz bunları ölçtüğünüz zaman bütün kodları çözebilirsiniz. Arkadaşlarımız da bu konuda engelliler için çalışmak istediler. Gerçekten de çok önemli bir konu. EEG sinyallerini kullanıp topluma ve ülkemize faydalı bir iş yapmayı düşündüler.” dedi.

Beyin dalgalarıyla ilgili çok sayıda çalışma yapıldığını ancak elektrikli sandalyeye adapte edilmiş ve kişinin yerini tespit eden bu projenin bir ilk olduğunu kaydeden Özkurt, öğrencilerin yaz aylarında yoğun şekilde çalışarak projeyi bitirmeyi planladıklarını sözlerine ekledi.

Suriye’deki DAEŞ hedeflerine operasyon

ANKARA (AA) – Genelkurmay Başkanlığı, Suriye’den Türkiye’ye yönelik atış hazırlığında olduğu tespit edilen terör örgütü DAEŞ unsurlarına Fırtına obüsleri, çok namlulu roketatar bataryaları ile karadan, koalisyon uçakları ile de havadan operasyon düzenlendiğini ve 14 teröristin etkisiz hale getirildiğini bildirdi.

Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada, Suriye’de 11 DAEŞ unsurunun, Suriye’den Türkiye’ye yönelik atış hazırlığında olduğunun tespit edildiği belirtildi.

Terör örgütü hedeflerine bugün Fırtına obüsleri, çok namlulu roketatar bataryaları ile karadan, koalisyon uçakları ile de havadan operasyon gerçekleştirildiği ifade edilen açıklamada, koalisyon uçaklarının Tilalayn’a 7, Tel Malid’e ve Harbul’a birer olmak üzere 9 hava harekatı düzenlediği, operasyonlarda 14 terör örgütü mensubunun etkisiz hale getirildiği bildirildi.

Açıklamada, yapılan atışlar ve hava harekatları sonucunda elde edilen ilk bilgilere göre, örgüte ait bir silahlı araç, atış hazırlığı içerisindeki bir roket fırlatma sistemi ile tahkim edilmiş 3 savunma binasının da imha edildiği belirtildi.

“Türk çalışması” meme kanserinde yaşam süresini uzatacak

CHICAGO (AA) – ERKAN AVCI – ABD’de meme kanseri üzerine çalışmalar yapan Pittsburgh Üniversitesi Tıp Merkezi’nden Prof. Dr. Atilla Soran ve ekibi, 2007 yılında başladıkları ve “Türk çalışması” adını verdikleri proje ile uzak organlara yayılmış meme kanseri hastalarına yapılan cerrahi tedavinin, hastaların yaşam süresini uzattığını ortaya çıkaran büyük bir başarıya imza attı.

Prof. Dr. Soran, 2016 yılı itibarıyla dünyada tıbba yön veren çalışmalar arasına alınan ve “Türk Çalışması” adı verilen sunumunu, bugün yaklaşık 35 bin onkoloji uzmanı ve kanserle ilgili otoritenin katıldığı Chicago’daki Amerikan Klinik Ontoloji Derneği (ASCO) toplantısında yapacak.

Meme kanseri, akciğer kanserinden sonra dünyada görülme sıklığı en yüksek olan kanser türü olarak biliniyor.

ABD’de meme kanseri üzerine araştırmalar yapan breastcancer.org sitesine göre, her 8 kadından biri hayatının belirli bir zamanında meme kanserine yakalanma riskiyle karşı karşıya. ABD’de bu yıl içinde 246 bin kişiye meme kanseri teşhisi konulacağı tahmin ediliyor. Siteye göre, hastaların yaklaşık yüzde 5’i ise teşhis edildiğinde diğer organlara yayılmış olarak doktorların karşısına çıkıyor.

Bugüne kadar da hastaların memelerine cerrahi bir müdahalenin yapılıp yapılmayacağını ortaya koyacak bir çalışma yapılmamıştı. Ancak Pittsburgh Üniversitesi Tıp Merkezi Profesörü ve Türk cerrah Atilla Soran ile ekibi, meme cerrahisi konusunda hastalığın tedavisine ışık tutacak bir başarıya imza koydu.

Prof. Dr. Soran ve ekibi, 2007 yılında Türk Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyon’un desteğiyle yürüttükleri Türk Çalışması (Turkish Study) adındaki araştırmasıyla, uzak organlara yayılmış meme kanseri olan hastaların göğsündeki tümörün alınması halinde hastanın daha uzun yaşayacağını tespit etti.

Prof. Dr. Soran ve ekibinin çalışması, kanserle ilgili dünyanın en kapsamlı toplantısı olarak bilinen Amerikan Onkoloji Derneği’nin yıllık toplantılarında bugün kamuoyuyla paylaşılacak.

– “En az 9 ay daha fazla yaşıyorlar”

Sunum öncesinde araştırmaları hakkında AA’ya bilgi veren Prof. Atilla Soran, son derece önemli bir çalışmanın Türk doktorlar tarafından yapılmasının onur verici olduğunu belirtti.

“Bizim çalışmamıza kadar Amerika’da ve dünyada yayılmış meme kanseri olan hastalara kemoterapi, radyoterapi, hormonsal terapilerle müdahale edilerek, hastalar evine gönderiliyordu, cerrahi müdahaleyle yani ana memedeki tümörü çıkarmakla hastayı tedavi edebileceğimizi düşünmüyorduk” diyen Soran, ekibiyle Türkiye’de 25’e yakın merkezde sabırlı bir çalışma yürüttüklerini anlattı.

10 yıl sonra tamamladıkları çalışmalarının özellikle genç yaştaki hastaların cerrahi müdahaleyle daha uzun yaşayabileceğini ortaya koyduğunu belirten Soran, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tespitlerimize göre, memede tümör olduğu ve de başka organlara yayıldığı halde meme koruyucu dediğimiz cerrahi müdahalenin yapılmasıyla bu hastalar, cerrahi yapılmayanlara göre daha uzun yaşıyorlar. En az 9 ay daha fazla yaşıyorlar. Son 5 yıla baktığınızda bu cerrahi müdahale yapılmışların yüzde 45’e yakını yaşamına devam ediyor. Bizim araştırmamız tüm kliniği değiştirecek, bugünden sonra.”

– “Türk çalışması, 2016’nın tıbba yön veren bildirilerinden”

Prof. Dr. Soran, 2013 yılında San Antonio Meme Kanseri Sempozyumu’nda ön analizini sundukları Türk Çalışması’nın John Hopkins, Harvard ve Oxford gibi üniversiteler tarafından kullanıldığını vurgulayarak, “Cumhuriyet tarihimizde daha önce Anadolu topraklarından çıkıp dünyaya yön veren bir çalışma olmadı.” diye konuştu.

Araştırmalarının dünyada 2016 yılında tıbba yön veren bildiriler (late breaking abstract) arasına seçildiği bilgisini paylaşan Soran, yaklaşık 30 bin bildirinin arasından sadece, 5 veya 6 bildirinin bu listeye girdiğini bildirdi.

Prof. Dr. Soran, bundan sonra ise şu aşamada genç hastaların olumlu yanıt verdiği çalışmalarından, daha fazla yarar görebilecek insanları ortaya çıkarmak için gayret göstereceklerini belirtti.