Camideki “canlı bomba” eylemi için 70 yıl hapis istemi

ADANA (AA) – ABDULLAH ÖZKUL – Adana Merkez Sabancı Camisi’nde cuma namazı sırasında minbere çıkarak “Üzerimde bomba var” diye bağıran kişi hakkında 5 ayrı suçtan 70 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Sabancı Merkez Camisi’nde 1 Temmuz’da cuma hutbesi okunduğu sırada minbere çıkarak “Üzerimde bomba var” diye bağıran tutuklu Mahmut Kılıçaslan hakkındaki soruşturma tamamlandı.

Cumhuriyet savcısı, cami içinde panik, korku ve arbedeye neden olan Kılıçaslan hakkında “inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme”, “olası kasıtla yaralama, basit yaralama”, “silahlı terör örgütüne üye olmak”, “tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma” ve “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçlarından iddianame hazırladı.

Sanık hakkında 5 ayrı suçtan 70 yıla kadar hapis cezası istenen iddianame, terör suçlarına bakan Adana 11.Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

İddianamede, Mahmut Kılıçaslan’ın canlı bomba yeleği şeklinde hazırladığı bej renkli korse içinde 17 santimetre uzunluğunda, bir santimetre çapındaki plastik boru içinde 10 gram av tüfeği fişeği barutu, çok sayıda saçma ve bir maytap fitiliyle el yapımı patlayıcı hazırladığı aktarıldı.

Sanığın el yapımı bombayı gömleğinin altına, vücudunun bel kısmına sararak eylem yapmak üzere cuma namazı saatinde kentin en büyük camisi Sabancı Merkez Camisi’ne gittiği belirtilen iddianamede, olay şöyle anlatıldı:

“Sanık, cami içine girerek minberin yanına oturdu. Bu sırada cami imamı, hutbe okumak için minbere çıkarken Mahmut Kılıçaslan da minbere çıkıp hutbe okuyan imama ‘Bende bomba var.’ dedi. Ardından imamın elindeki mikrofonu alıp cuma namazı için bulunan cemaate hitaben anlaşılmaz şekilde sözler söyleyip gömleğini yukarı doğru açarak belinde sarılı bulunan korse ve üzerinde sarı renkli boru şeklinde hazırlanmış el yapımı bombayı cemaate gösterip canlı bomba olduğunu aktardı. Bunun üzerine camide bulunan cemaat infiale kapılarak camiden dışarı çıkmak için koşuşturmaya başladı.

Cami içinde büyük bir arbede yaşanırken burada bulunan sivil kıyafetli polis memurları minbere çıkıp Mahmut Kılıçaslan’a müdahale edip oradan indirdi. Bu sırada cami cemaati de şüpheliye yaptığı eylemden dolayı saldırmaya çalıştı ancak polis memurları kalabalığın arasından şüpheliyi cami dışına çıkardı.”

– “İnsanların bu kadar tepki göstereceğini düşünmedim”

İddianamede, Mahmut Kılıçaslan’ın savunmasına da yer verildi.

Eylemi 2-3 gün önce planladığını, eylemi yapma sebebinin ülkenin içinde bulunduğu karışıklık olduğunu savunan sanık, “Üzerimdeki düzeneği hocaya gösterip bunun patlamayacağını, tebliğde bulunmak amacıyla minbere çıktığımı söyledim. Hoca minberden indi. Bunun üzerine cemaat korkarak dışarı doğru kaçmaya başladı. Cami cemaatinden bazıları bana saldırdı. İnsanların bu kadar tepki göstereceğini düşünmedim. Üzerimdeki el yapımı bombayı patlatma niyetim yoktu. Amacım, insanları korkutarak tebliğ yapmaktı.” ifadelerini kullandı.

2012-2013 yıllarında iki kez Suriye’ye gittiğini, herhangi bir terör örgütüyle bağlantısının olmadığını ileri süren Kılıçaslan’ın, “Üzerimdeki canlı bomba düzeneğini terör örgütlerinden esinlenerek yapmadım. Adaletten, haktan, imandan çıkmayan biriyim.” şeklindeki beyanı da iddianamede yer aldı.

– “DEAŞ türü canlı bomba eylemi”

İddianamenin değerlendirme bölümünde de eylemin terör örgütü DEAŞ tarafından gerçekleştirilen canlı bomba eylem tarzına benzediğine işaret edildi.

Bu tür terör örgütlerinin mahkemeleri tanımadıkları ve reddettikleri bilgisi verilen iddianamede, sanığın da sorgu aşamasında aynı tavrı sergileyerek mahkemenin yargılamasını tanımadığını ve inanmadığını beyan ettiği aktarıldı.

İddianamede sanığın “iki yıldır gayriresmi evli” olduğu, ülkedeki kanunları kabul etmeyerek resmi nikah yaptırmadığı kaydedilerek, “Şüphelinin terör örgütü içerisinde, terör örgütü adına faaliyetlerde bulunduğu, canlı bomba eylemi yaparak silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği anlaşılmıştır.” değerlendirmesinde bulunuldu.

– “Bomba düzeneği gerçek”

İddianamede, 11 müştekiden 6’sının şikayetçi olduğu Kılıçaslan’ın üzerindeki düzenekle ilgili, İl Emniyet Müdürlüğü Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğünce yapılan inceleme sonucu hazırlanan rapor da yer aldı.

Raporda, Kılıçaslan’ın hazırladığı düzeneğin el yapımı bomba olduğu kaydedildi.

Advertisements

Dünyanın derdini çocuklar çekiyor

İSTANBUL (AA) – HALİL İBRAHİM BAŞER – Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Uluslararası Af Örgütü gibi kurumların raporlarına göre, dünya genelinde milyonlarca çocuk, “20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü”ne savaş başta olmak çeşitli nedenlerden dolayı açlık, gıda eksikliği, eğitimsizlik, şiddet dolu bir ortamda giriyor.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından özellikle savaş ve yoksulluğun hüküm sürdüğü coğrafyalarda yaşam mücadelesi veren çocukları korumak ve koşullarını iyileştirmek amacıyla 20 Kasım 1989’da “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” imzalandı. Bu kapsamda söz konusu tarih, dünya genelinde çocukların karşı karşıya kaldıkları hak ihlallerini gündeme taşımak amacıyla “Dünya Çocuk Hakları Günü” olarak kabul edildi.

Tüm iyi niyetli çabalara rağmen dünyanın geleceği çocuklar, geleceğe pek de umutlu bakamıyor. Özellikle geri kalmış ülkelerdeki çocuklar, çalışmaların ardından bazı alanlarda eskisinden daha iyi durumda olsa da göç, kısıtlı beslenme, eğitim ve sağlık imkanları, açlık, şiddet, cinsel istismar gibi hayatlarının baharında omuzlarına yüklenmiş ağır sorunlarla ayakta kalmaya çalışıyor.

– Yaklaşık 50 milyon çocuk mülteci ve göçmen

Gelişmemiş ülkelerdeki çocuklar, hiçbir sorumlulukları olmamasına rağmen savaş, çatışma, iklim değişikliği ve yoksulluk gibi sorunları en çok yüklenen kesim olarak dikkati çekiyor.

Raporlara göre çocuk mülteci sayısı sadece 10 yıl içinde 2 kat arttı. Özellikle Suriye ve Irak’ta son dönemde yaşananların bunda büyük etkisi bulunuyor. Dünyada yaklaşık 50 milyon çocuk, kendi ülkelerinin sınırları dışına göç etmiş ya da zorla yerlerinden edilmiş şekilde hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Doğuştan hakları olan temel hakları doğar doğmaz kaybetmek zorunda kalıp, hayata “göçmen” ya da “mülteci” olarak merhaba diyen bu çocukların yaklaşık 28 milyonu şiddet ve güvensizlik nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalanlardan oluşuyor.

Hayatta kalmak için çok erkenden yollara düşen çocuklar, bu sefer de istismar başta olmak üzere çeşitli olumsuzluklarla karşılaşma riski
altında hayatlarını sürdürmek zorunda kalıyor.

Çocuklar, çoğu zaman insan kaçakçılığı
yapanlara bağımlı olduklarından, insan
tacirleri ve diğer suç örgütlerinin eline
kolaylıkla düşebiliyor. Söz konusu çocukların bir kısmı, Suriye’deki savaştan kaçıp, Yunanistan’a geçme umuduyla bindiği botun batması sonucu cansız bedeni kıyıya vuran Aylan bebek gibi umuda yolculukta hayata veda ediyor.

Sadece geçen yıl yaklaşık 41 milyon kişi kendi ülkelerindeki
şiddet ve çatışmalardan dolayı yerlerinden edilirken, bu kişilerin yaklaşık 17 milyonunu çocuklar oluşturuyor. Bunların üçte biri de Suriye, Irak ve
Yemen gibi iç savaşın yaşandığı ülkelerden oluşuyor.

– Günde yaklaşık 18 bin çocuk hayatını kaybediyor

Söz konusu olumsuzluklar nedeniyle dünyada her gün 5 yaş altı yaklaşık 18 bin çocuk, önlenebilir nedenlerden hayatını kaybediyor. Bunların önemli bölümünü
yoksulluk ya da coğrafi nedenlerden dolayı hizmetlere ulaşamayan yerlerde yaşayanlar oluşturuyor. Dünya genelinde de yaklaşık 165 milyon yetim bulunuyor.

İstatistiklere göre dünya üzerinde 5-14 yaş grubu arasında 250 milyon çocuk işçi var. Bunların büyük çoğunluğu okula devam edemiyor. Yaklaşık 124 milyon çocuk, ilkokul ve ortaöğretimin ilk kademesine devam edemezken, ilkokulu bitiren her 5 çocuktan 2’si de okuma-yazma ve basit aritmetik işlemleri öğrenememiş durumda bulunuyor. Ayrıca kız çocukların yüzde 11’i, 15 yaşına gelmeden evlendiriliyor.

Bugünkü şartların böyle devam etmesi durumunda 2030’a kadar çoğu önlenebilir hastalıklardan 69 milyon çocuğun hayatını kaybetmiş, 167 milyon çocuğun yoksulluk içinde yaşıyor, 750 milyon kadının ise henüz çocuk yaşta evlenmiş olacağı tahmin ediliyor.

Meskhetian Turks arrive in Turkey from Ukraine

By Baris Yalcinkaya and Yakup Bakar

ERZINCAN, Turkey (AA) – The latest group of 188 Meskhetian Turks from eastern Ukraine arrived in Turkey early Saturday.

They join another 1,200 who have arrived since December and have settled in Erzincan province in eastern Turkey. Since the government began accepting the ethnic group as asylum seekers in April last year, at least 3,000 have made their homes in Turkey.

Meskhetian or Ahiska Turks originally came from Meskheti region of Georgia but were expelled from their homeland by Soviet leader Joseph Stalin in 1944.

They were welcome at Erzincan Airport by Deputy Governor Ahmet Turkoz and Deputy Mayor Karabey Atici.

İçme suyu barajlarında doluluk oranı yüzde 29

ANKARA (AA) – ZEHRA AYDIN – Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye’deki 89 içme suyu barajında geçen yıl yüzde 51,1 olan doluluk oranının, bu yıl yüzde 29,2’ye düştüğünü bildirdi.

Bakan Eroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 81 il için hazırladıkları İçme Suyu Eylem Planı ile illerin 2040, 2050 ve 2071 yıllarına kadar içme suyu ihtiyacının nüfus ve su kaynakları dikkate alınarak planlandığını söyledi.

İçme suyu ihtiyacı acil olan illerden başlayarak, şehirlerin içme suyunu karşıladıklarını aktaran Eroğlu, planları en az 30 yılın ihtiyaçlarını dikkate alarak yaptıklarını dile getirdi.

Bakan Eroğlu, “Bu çerçevede başta İstanbul olmak üzere İzmir’den Siirt’e, Edirne’den Kars’a, Aydın’dan Mardin’e, Sinop’tan Mersin’e kadar kısacası işletmeye aldığımız 176 içme suyu tesisi ile takriben 41 milyon kişiye içme suyu sağladık.” dedi.

Türkiye genelinde 1 Ekim-16 Kasım tarihlerinde kümülatif yağışlar ortalamasında, uzun yılların ortalamasına göre yüzde 54,4 ve 2015 yılına göre de yüzde 60,4 azalma meydana geldiğini anlatan Eroğlu, şunları kaydetti:

“Geçen yıla göre bu yıl gerçekleşen yağışlarda ciddi azalmalar meydana gelmesi neticesinde, Türkiye genelinde izlememizde ve işletmede olan 324 depolama tesisinde (göller hariç) toplam aktif doluluk oranı geçen yıl 15 Kasım tarihi itibarıyla yüzde 51,2 iken, bu yıl aynı tarihli bu değer yüzde 42,7dir. 89 içme suyu barajında geçen yıl aktif doluluk oranı yüzde 51,1 iken, 16 Kasım itibarıyla bu değer yüzde 29,2’dir.”

– “Hiç su gelmezse Ankara için 8,5 ay yetecek su var”

İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa şehirlerindeki içme suyu barajlarında bu yılın 16 Kasım itibarıyla aktif doluluk oranlarının sırasıyla yüzde 36,5, yüzde 19,6, yüzde 49,8 ve yüzde 32,1 olduğu bilgisini veren Eroğlu, bu şehirlerde sırasıyla geçen yılın aynı tarihine göre yüzde 31,8, yüzde 8,8, yüzde 14,7 ve yüzde 26,7 daha az su bulunduğunu kaydetti.

Bu şehirlerdeki barajlara, en kötü kuraklık koşullarına göre hiç su gelmemesi durumunda yaklaşık olarak İstanbul için 4 ay, Ankara ve İzmir için 8,5 ay, Bursa için ise 2,5 ay yetecek kadar su bulunduğuna dikkati çeken Eroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“230 sulama maksatlı barajda, geçen yıl aktif doluluk oranı yüzde 49,4 iken, 16 Kasım itibarıyla bu değer yüzde 40,7’dir. Önümüzde sulama sezonu 1 Mayıs 2017’de başlayacağı için sulamada kısa ve orta dönemde bir sıkıntı yaşanmayacaktır. İlkbahar sezonunda yapılacak hidrometeorolojik analizlerde, tahminlerin altında akımların gerçekleşeceği görülürse sulamada bir sıkıntı yaşanmaması için ‘Kuraklık Eylem Planı’nın bir parçası olan ‘Kuraklık İşletme Talimatı’ uygulanacaktır. 109 enerji maksatlı barajda ise geçen yıl aktif doluluk oranı yüzde 52,2 iken, 16 Kasım itibarıyla bu değer yüzde 44,4’tür.”

– “Erdoğan’dan önce İstanbul, ‘Kerbela’ gibiydi”

Bakan Eroğlu, İstanbul’un uzun vadeli içme suyu ihtiyacını karşılamak için geliştirilen, Melen Projesi’nde son duruma ilişkin de bilgi verdi.

İstanbul’da nüfus artışının devam ettiğini belirten Eroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Buna tedbir olarak Melen Projesi’ni planladık. Dünyanın birçok ülkesinin nüfusundan fazla nüfusa sahip olan İstanbul’un, uzun vadeli içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla dört aşama halinde geliştirilen Melen Projesi’nde en önemli aşamalardan biri, barajın inşaatıdır. Baraj tamamlandığında İstanbul şehrimizin 2071 yılına kadar olan içme suyu ihtiyacı karşılanmış olacak. Melen Barajı’nda fiziki gerçekleşme yüzde 63 seviyesindedir. İnşallah önümüzdeki yıl bitirmeyi planlıyoruz.”

Bakan Eroğlu, Şile’de iki yeni barajın, Osmangazi ve Sungurlu barajlarının da inşasına başladıklarını, İstanbul’un daha kaliteli su içmesini sağlayacaklarını kaydetti.

Bazı basın yayın organlarında İstanbul’daki barajlarda su seviyesinin azalmasıyla ilgili haberlerin yer aldığını anımsatan Erdoğan, “İstanbul’da geçen sene bu vakitler 16 Kasım itibarıyla doluluk oranı yüzde 66’ydı. Bu sene ise yüzde 37 civarında ama bir problem yok. İstanbullular emin olsunlar. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan önce İstanbul, ‘Kerbela’ gibiydi. Bizden önce 60-70 yıl susuz kalmış. İlk defa İstanbul’a kesintisiz suyu biz verdik, hatta 8 ay içinde verdik.” diye konuştu.

– KKTC Su Temin Projesi

“Asrın Projesi” olarak ifade edilen “KKTC Su Temin Projesi” kapsamında KKTC’ye şimdiye kadar aktarılan su ve suyu kullanmak isteyen belediyelere ilişkin de açıklama yapan Eroğlu, “Baraja, Güzelyalı Terfi İstasyonundan tam kapasite su basılmaya devam edilmektedir. Barajda depolanan su miktarı, 22 milyon metrekübe ulaşmıştır. Doluluk oranı, yüzde 78’dir.” dedi.

Bakan Eroğlu, toplam 28 belediyeden 23 belediyeye su iletildiğini sözlerine ekledi.

“Bankacılık sektörü bu yılı daha karlı kapatacak”

ANKARA (AA) – SEVAL OCAK ADIYAMAN / MERVE ÖZLEM ÇAKIR – Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Hüseyin Aydın, “Türk bankacılık sektörü, 2016 yılını geçen yıla oranla daha yüksek bir karla ve sermaye karlılığıyla kapatacak. 2017’de bu karları bulamayabiliriz, çünkü bizim 2016’da elde ettiğimiz bir defalık gelirler var.” dedi.

Aydın, AA muhabirinin bankacılık sektörüne yönelik sorularını yanıtladı.

Sektör açısından 2016’nın hem Türkiye hem de dünya açısından zor bir yıl olduğunu ifade eden Aydın, bankacılık sektöründe ABD’de bir miktar toparlanmanın başladığını, onun dışında sorunların hemen her yerde devam ettiğini söyledi.

Küresel ekonomide negatif etkileşimin yaşandığı ortamda, herkesin iyi olması gerektiğini, aktörlerden birinin iyi olmasının yeterli olmadığını vurgulayan Aydın, Türkiye’nin en çok ihracat gerçekleştirdiği Avrupa’nın ekonomik olarak iyi durumda olmamasının Türkiye’yi doğrudan etkilediğini ve ihracatta yavaşlamaya neden olduğunu, bu durumun bir süre daha devam etmesini beklediklerini anlattı.

Türkiye’nin, ekonomide son dönemde yaşanan süreci, bankacılık sisteminin mali olarak güçlü olması, krizler konusunda ekonomi yönetiminin deneyimi ve Türk reel sektörünün de krizlere alışık yapısı nedeniyle iyi yönettiğini dile getiren Aydın, şöyle devam etti:

“Şu anda Türkiye’nin büyüme oranı OECD ortalamasının üzerinde, ancak yüzde 3 ve onun üzerindeki büyüme oranlarını yeterli görmüyoruz, ama iyi oranlar. 27 çeyrektir büyüyoruz. Şimdi biraz daha düşük olsa da büyüyoruz. ‘Türkiye büyümüyor’ gibi algılamak doğru değil. Sektör olarak 2016’da süreçleri iyi yönettik. Hem reel sektör için hem bireyler için hem dünya hem de Türkiye için 2017 daha iyi bir yıl olacak. Biz bunu böyle satın aldık, uygulamalarımızı buna göre yapıyoruz. Kredilerdeki faiz oranlarında indirime giderek de bunu gerçekten böyle algıladığımızı kanıtlıyoruz. Gelecekte aşağı yönlü olacak diye bu fiyatları verdik.”

– “Cumhurbaşkanı ve Başbakan söylerse bu, hepimizin dinleyeceği bir şeydir”

Hüseyin Aydın, tüm bankaların son 15 gündür hem kurumsal hem bireysel kredilerde faiz indirimine gittiklerini belirtti.

Bankaların kredi faiz oranlarını, Türkiye’de ticaretin artması için indirdiklerini ifade eden Aydın, “Elbette ülkenin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı bir şey söylerse bu ülkenin çıkarı içindir muhakkak ki ve hepimizin dinleyeceği bir şeydir, ama biz hem o çağrılara kulak verdik hem ülkeye kulak verdik. Aldığımız kararlar firmaları, bankaları olumlu etkileyecekse o işi yaparız. Ülkeyi olumlu etkileyecekse hemen yaparız, hiç beklemeyiz. Bankalar olarak bu adımları, ülkeyi olumlu etkileyeceği için atıyoruz.” dedi.

Aydın, bankacılık sektörünün 2016 yılını geçen yıla oranla daha yüksek bir karlılıkla kapatacağını belirterek, şunları kaydetti:

“2017’de bu karları bulamayabiliriz, çünkü bizim 2016’da elde ettiğimiz bir defalık gelirler var. Örneğin, Mastercard ve Visa’dan aldığımız paralar var. Oradan bize geri ödemeler yapıldı. Sonra zorunlu karşılıklardan dolayı serbest bırakılan likidite oldu, zorunlu karşılıklara düşük de olsa faiz verilmeye başlandı. Ayrılan genel karşılıklar düştü. Daha önce ekonomi çok hızlı büyürken ekonomi yavaş büyüsün diye alınan önlemlerden dolayı yapılan bazı esneklikler var, buralardan gelen etkilerinden dolayı kar hacmi iyileşti. Bunlar bir işlemden dolayı elde ettiğimiz kar değil, konjonktürel olarak elde ettiğimiz karlar. Bu karları çok ticaretten elde etmedik. Aslında normal olanı ticaretten elde ettiğimiz karlardır. Geçmişte elde ettiğimizin bir bölümü farklı yerlerde noktalanmıştı, şimdi onlar piyasaya çıkıyor.”

– Kredilerin yeniden yapılandırılması

Hüseyin Aydın, kredilerde yeniden yapılandırmaya ilişkin bilgi verirken de bankaların şartları uyan herkesin kredisini yapılandırdığını söyledi. Aydın, “Ödemesinde herhangi bir problem olmayan müşterilerimiz de konut kredilerinin yapılandırılmasını istiyor. Bu konuda bankalar eleştiriliyor. Ayrıca yapılandırma yapsak dahi ayağa kalkma şansı olmayanlar da yapılandırma istiyor. Sektör olarak orada vakit kaybetmek istemiyoruz, onlara negatif dönmüş olabiliriz. Yapısal sorunu olanı yapılandırmayla çözemeyiz.” diye konuştu.

Borçlarını ödemeye niyetli, kendisine imkan verildiğinde bunu olumlu yönde değerlendirerek ekonomiye katma değer sağlayacak müşterilerinin borçlarını daha önce de şimdi de yapılandırdıklarını dile getiren Aydın, bireysel müşterilere yönelik yapılandırma miktarına ilişkin, “Ekim ayında 225 bin kişinin 1,1 milyar lira tutarında kredi kartı borcu 24 ay, 180 bin kişinin 2,5 milyar lira tutarında ihtiyaç kredisi de 39 ay vadeyle yapılandırılmıştır.” dedi.

Kars kazı sofralara kargoyla ulaşıyor

KARS (AA) – Türkiye’de kaz yetiştiriciliğinin önemli merkezlerinden Kars’ta, bir süre besiye alındıktan sonra kesilip tuzlanarak internet ve sosyal medya üzerinden satışa sunulan kazlar, kargo ile gönderildikleri büyükşehirler başta olmak üzere ülkenin pek çok kentinde sofralara lezzet katıyor.

İlkbahar mevsiminde meralarda otlatılarak büyütülen, ekim ayından bu yana da besiye alınıp irileşmeleri için sadece arpa ile beslenen kazlar, kar yağışının ardından kesime alındı. Etinin lezzetli olması için kar yedikten sonra kesildiği belirtilen kazların daha sonra tuzlanıp kurutulma işlemi sonrası satışa sunulmaya başlandı.

Kars’ın yöresel lezzetlerin başında yer alan kaz eti, il ve ilçelerdeki lokantalar ile Cıbıltepe Kayak Merkezi’ndeki oteller bölgesinde yerli ve yabancı turistlere servis edilmesinin yanı sıra yurdun dört bir yanına kargo ile gönderiliyor.

Kars’ın Sarıkamış ilçesinde kaz besiciliği yapan ve aynı zamanda internet üzerinden kaz eti satan Hasan Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kars’ın yöresel lezzetlerinin başında gelen kaz eti satışlarının başladığını söyledi.

Kars kazına yoğun talep olması sebebiyle kaz satışlarını internet üzerinden yapmaya başladıklarını vurgulayan Arslan, “Şu anda internet üzerinden yaptığımız satışlarda büyük bir patlama var. Kış sezonu başlamasıyla Kars kazına büyük bir talep var.” dedi.

– Kaz etinin kilosu 50 liradan satılıyor

Arslan, bu yılki kazların meralarda çok kaldığı için iyi beslendiğine dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:

“Bu sene kesilen, kurutulan kazlarımız yaklaşık 2,5-3 kilo geliyor. Kazın tanesini 140-150 liradan satışa sunduk. Kaz etinin fiyatı geçen sene ile aynı. Kars kazının en önemli özelliği meralarda 7 ay boyunca doğal olarak beslenmesi ve ardından bir ay arpa yedirilerek besiye alınması ve kar yedikten sonra etinin lezzet bulmasıdır. Bu sene yaptığımız web sitesi ile internet üzerinden satışa başladık. Müşterilerimiz de bu hizmetten oldukça memnun. Şu anda satışlarımız çok iyi gidiyor.”

Hasan Arslan, ortalama günde 30 kaz satışı yaptığını, bunların 20’sini internet aracılığıyla sattığını anlatarak, bu sezon 2 bin kaz satmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.

İnternet üzerinden kaz satışı yapan Metin İlbey de Türkiye’nin farklı yerlerinden Kars kazına taleplerinin olduğunu ve bu talepleri de karşılamak için sosyal medya üzerinde satış gerçekleştirdiklerini söyledi.

– Kaz eti kargoyla gönderiliyor

İlbey, kaz eti almak isteyen vatandaşların internetten kendilerine ulaştığını ifade ederek, “Vatandaşlar bizi arıyorlar siparişlerini veriyorlar bizde onlara kazları gönderiyoruz. Talep çok oluyor, sosyal medyadan bize ulaşanlar oluyor isteklerine göre kargolarını hazırlayıp gönderiyoruz.” dedi.

Kazlarını özenle beslediklerini ve karın yağmasıyla birlikte kesimlerine başladıklarını aktaran İlbey, “Kazlarımızı kendimiz besliyoruz, meralarda yetiştiriyoruz kış oldu mu kesimlerine başlıyoruz tandırlarda kurutuyoruz. Kars kazları Türkiye’nin en lezzetli kazlarıdır kaz etini yiyen bizi bir daha arıyor bizde onlara gönderiyoruz. Tükiye’nin her yerinden talep var İstanbul, Ankara, Bursa’ya bir çok ile kaz gönderiyoruz.” diye konuştu.

İlbey, kaz fiyatları hakkında bilgi vererek, “2 kilogram üzerinde gelen kazları 120 liraya satıyoruz, 2.5-3 kilogram arasındaki kazları ise 140 liradan satışa sunuyoruz, vatandaşlarımız çok talep gösteriyor kısa süre içerisinde 200 yakın kaz satışı gerçekleştirdim kesimi bekleyen bine yakın kazım var inşallah bunların hepsini satmış olacağız.” ifadesini kullandı.

– Kars, kaz üretiminde Türkiye birincisi

Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Dr. Hüseyin Düzgün, Kars’ın kaz sayısı bakımından Türkiye’deki toplam kaz popülasyonunun yüzde 30’unu oluşturduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Kars, kaz popülasyonu açısından ülke sıralamasında birinci sırada yer almaktadır. Kars’ta yılda 300 bin civarında kaz kesilip tüketilmektedir. Kazcılık aile tipi işletmelerde ekonomik gelir sağlayan son derece verimli bir sektördür. Türkiye geneli ve Kuzey Doğu Anadolu Bölgesinde ticari amaçlı kaz yetiştiriciliği oldukça sınırlı olup, genellikle küçük aile işletmeciliği şeklinde yapılmaktadır.”

Kazın kanatlılar içerisinde yeterli ve yüksek kaliteli hayvansal protein sağlayan bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Düzgün, “İlimizde kesilen kazlardan elde edilen sakatat ve tüyleri de değerlendirilmekte, bu tüyler ihraç edilmektedir. Halkımız için alternatif bir iş ve gelir kaynağı olan kazlar kasım sonu aralık itibari başıyla kesilip tuzlanarak kurutulup yenilmektedir. Kaz eti, Karslı vatandaşların yanı sıra il dışından da birçok vatandaşımıza gönderilmektedir.” diye konuştu.

Üreticilerin, internet ve sosyal medya üzerinden ya da telefonla aldıkları siparişler üzerine, kurutulmuş kaz etinin en geç iki gün içinde kargo ile müşterilerin adreslerine teslim edildiği öğrenildi.

“ÖTV artınca pazar daralmaya gidiyor”

MALATYA (AA) – EMRAH GÖKMEN – Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği (OYDER) Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Alp Gülan, motorlu taşıtların Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oranlarının motor silindir hacmi ve yaşının yanında diğer kriterlere göre de belirlenebilmesine yönelik Bakanlar Kuruluna yetki veren kanun tasarısına ilişkin, “Pazarın büyüyerek gitmesi gerekiyor. ÖTV’nin arttığı senelerin takip ettiği yıllarda pazar daralmaya geçiyor.” dedi.

Gülan,AA muhabirine, ÖTV’nin motor silindir hacmi ve yaşa göre değil, satış fiyatı, tipi, sınıfı, taşıma kapasitesi, cinsi, emisyonu ve kasa yapısına göre ayrı ayrı belirlenebilmesine yönelik Bakanlar Kuruluna yetki veren “Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” kapsamında yapılacak deşikliklerde sektörün görüşünün çok önemli olduğunu söyledi.

Konuyla ilgili Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın “Sektörle beraber çalışarak bu konuda hareket edeceğiz” sözünü çok önemsediklerini vurgulayan Gülan, kendilerine yapılacak daveti beklediklerini belirtti.

ÖTV’nin dilimlendiği zaman vergilerin daha da artacağını, zaten aracın bedeli üzerinden ödendiği için yüzde 45 ÖTV’nin üzerine bir de KDV eklendiğini dile getiren Gülan, “Bizdeki en düşük arabada bile çok büyük bir vergi yükü var. Bunun çok daha fazla arttırılması pazarın çok dalgalanmasına sebebiyet verir. Türkiye’de de otomobil ihracatı ve üretimi iyi gidiyorken bunları olumsuz etkileyebilir.” değerlendirmesinde bulundu.

– “Yeni yatırımlar, pazarın büyümesine bağlı”

Sektörün bu düzenlemeyle fiyatların artacağı yönünde görüş belirttiğini anımsatan Gülan, artışın belli bir ölçünün üzerinde olması durumunda pazarın stabilitesinin bozulabileceğine değindi.

Otomotiv sektörünün ihracatın yüzde 18’ini karşıladığını hatırlatan Gülan, şunları kaydetti:

“O yüzden bizim tezimiz biraz fazla az satılabilir ama buraya yeni yatırım gelmesi pazarın büyümesiyle oluyor. 80 milyona yakın nüfusumuz var, 21 milyona yakın araç parkımız var. Bunun 11 milyonu binek otomobil. Bu, her bin kişiye 168 araba manasına geliyor. Yunanistan ve Bulgaristan’da bu sayı 400, Almanya’da 600… Birçok Avrupa ülkesinde sadece KDV varken bizde ÖTV’li KDV var. Bu biraz daha artarsa pazarın büyümesine ters etki yapabilir. Pazarın büyüyerek gitmesi gerekiyor. ÖTV’nin arttığı senelerin takip ettiği yıllarda pazar daralmaya geçiyor. Bu sene yine geçen seneki gibi 1 milyonluk bir pazar gerçekleşecek. 2017 ise ÖTV’yi gördükten sonra konuşmanın daha doğru olacağını söylemekle beraber her halükarda bu artışın pazarı biraz daha aşağı çekeceğini tahmin etmek gerekiyor.”

Burdur’da FETÖ/PDY soruşturması

BURDUR (AA) – Burdur’da kendisini istihbarat elemanı olarak tanıtan muhtar ile Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) şifreli haberleşme programı “ByLock”u kullandıkları tespit edilen 2 kişi tutuklandı.

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen FETÖ/PDY’ye yönelik soruşturma kapsamında, kendisini istihbarat elemanı olarak tanıtan mahalle muhtarı A.E. ile örgütün şifreli haberleşme programı “ByLock”u kullandıkları belirlenen 20 dershane çalışanının yakalanması için operasyon başlatıldı.

Operasyonda muhtar A.E. ile kentte ikamet ettikleri belirlenen 10 şüpheliden 3’ü gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen A.E. ve 2 zanlı cezaevine gönderildi, diğer şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Kentte ikamet edenler ile Adıyaman, İzmir, Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Manisa’da oldukları saptanan diğer zanlıların yakalanması için çalışmaların sürdüğü öğrenildi.

Dokuma tezgahında 80 yıl

DENİZLİ (AA) – TOLGA ALBAY – Antik döneme uzanan geçmişiyle dünyanın bilinen en eski dokuma merkezlerinden Denizli’nin Buldan ilçesinde 92 yaşındaki usta Ahmet Başuymaz, tahta el tezgahıyla yıllara meydan okuyor.

Pamuk, kenevir, yün ve ipekböceği gibi dokuma hammaddelerinin bol bulunduğu bir bölgenin ortasında yer alan Buldan’da dokumacılığın tarihi, ilçe sınırlarında yer alan Tripolis Antik Kentindeki bulgulara göre antik çağa dayanıyor.

Aile dokumacılığının geleneksel olarak halen devam ettiği Helvacılar Mahallesi’nde taş ve kerpiç evlerin böldüğü sokaklarda tezgahlardan yükselen sesler yankılanmaya devam ediyor.

Gelişen teknolojiyle sayıları azalmasına rağmen çok sayıda ailenin geçimini sağladığı dokumacılık, genci yaşlısı tezgahın başına geçebilecek güçteki herkesin devam ettirdiği bir meslek olarak dikkati çekiyor.

İlçede 70 yaş ve üzerinde çok sayıda usta, el tezgahlarının başında nadide kumaşları dokumaya devam ediyor. Bu ustalardan Ahmet Başuymaz, 12 yaşında oturduğu tezgahın başında 80’inci yılını geçiriyor.

Nar, biber ve bamya dizgilerinin asılı olduğu duvarların çevrelediği atölyesinde radyodan yükselen halk türkülerine eşlik ederek pedallara basan, ip dizgilerinin arasından mekiği geçiren Ahmet Usta, yörenin en yaşlı ustası olarak biliniyor.

– Tezgahın başında bir ömür

Ahmet Başuymaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ailesinin geçim kaynağı dokumacılığa 8 yaşında dokuma iplerinin makaraya sarıldığı çıkrığın başında başladığını ve hayatında başka bir iş yapmadığını anlattı.

Dokumanın dışında anlatacak başka bir hikayesi olmadığını, çocuk yaşta geçtiği tezgahın başında bir ömür geçirdiğini ifade eden Başuymaz, elektrikli tezgahların yayılmaya başlamasıyla kendisinin de 1958 yılında iki otomatik tezgah alarak işini büyüttüğünü dile getirerek, şöyle dedi:

“Herkes aldığı makineyi düşük fiyattan gösteriyordu, ben aldığım fiyattan gösterdim. Doğru konuşmak bazen yararlı olmuyor. 1960 ihtilali sonrası yasa çıkardılar ben deftere tabi oldum. Koca koca fabrikalar kadar vergi çıkıyordu. Ödeyemeyince haciz geldi. 21 yıllık mücadele sonrası kendimi anlatabildim ve 1981’de vergiden çıktım. Ama sonraki yıllarda işle başa çıkamadım. 1985’de emekli oldum. ‘Oh’ dedim, emekli parasıyla geçinirim diye işi bıraktım. 26 lira emekli parasını görünce ‘Aç kalırım’ dedim, yeniden işe döndüm. Bir komşum artık kullanmadığı el tezgahını verdi. Evin yanına bir oda yaptırıp buraya yerleştirdik. Yeniden çalışmaya başladım. Böyle böyle geçti ömür. 80 yıldır tezgahın başındayım.”

– “İşleyen demir pas tutmaz”

İlerleyen yaşına rağmen ayakta kullanılan, kol ve bacak gücüne dayanan tezgahında şal dokumaya devam eden Başuymaz, tanesini 8 liradan sattığı şallardan günde ancak iki adet dokuyabildiğini belirtti.

Başuymaz, eşinin 7 yıl önce vefatı sonrası yalnız yaşadığını, ev işlerinde kendisine kızının destek olduğunu anlatarak, duygularını şu sözlerle dile getirdi:

“Eşimle 57 yıllık hayatım vardı. Şimdi bununla vakit geçiriyorum. ‘İhtiyacın mı var?’ diyorlar, benim ihtiyacım yok, bana devlet bakıyor. Bununla vakit geçiriyorum, zevk için çalışıyorum, oturmayı sevmiyorum. Yalnızlık çok zor birşey. Hayat kimseyi yalnız bırakmasın. Gençken farkında olmuyor insan, yaşlanınca anlıyor. Sabah kalkıp, çayımı içip buraya geliyorum. Çıkrığın başına geçip ipleri hazırlıyorum, tezgaha takıyorum. Artık ipleri görmekte zorluk çekiyorum. Sıkılana kadar çalışıyorum. Canım istemedi mi bırakıp eve çıkıyorum, televizyonu açıyorum. Ama uzun süre ayrılamıyorum başından. 6-7 sene önce 4-5 tane şal çıkarıyordum. Bugün ise 2 tane. Sevmesem bunu da yapamam, burada akşama kadar durulur mu ? Bazıları kahveye gidip taş oynuyor, kağıt oynuyor, evde çoluk çocuk aç, ekmek yok. Para az diye işe gitmiyor. Bugün az olan yarın çoğalır, hep oturmakla olmaz, kazanacaksın. İş beğenmemekle olmaz.”

Yaşına rağmen halen ayakta olmasını durmadan çalışmasına bağladığını söyleyen Başuymaz, “İşleyen demir pas tutmaz diyorlar ya doğrudur.” dedi.

Ahmet Başuymaz’ın kızı Emel Saruç da babasının çok çalışkan bir insan olduğunu, boş oturamadığını belirterek, “(Artık bu işi bırak) diyoruz ama bizi dinlemiyor. ‘Evim kaloriferli, gel biraz rahat et’ dememize rağmen ‘Sıkılırım ben’ diyor, istemiyor. Kahve, çarşı bilmez. İşini kendisi görmeye çalışır.” ifadelerini kullandı.

Fenerbahçe ile Galatasaray, Kadıköy’de 54. maça çıkıyor

İSTANBUL (AA) – Fenerbahçe ile Galatasaray, Spor Toto Süper Lig’de yarın yapacakları derbiyle Kadıköy’de 54. kez karşı karşıya gelecek.

Fenerbahçe Stadı’nın yeniden hizmete girdiği 1982’den itibaren taraflar Kadıköy’de 53 maç yaptı. Geride kalan karşılaşmalarda ev sahibi sarı-lacivertliler 28, konuk sarı-kırmızılılar 9 galibiyet aldı, 16 maçta eşitlik bozulmadı.

Kadıköy’de Fenerbahçe’nin attığı 107 gole, Galatasaray 64 golle karşılık verdi.

– Lig maçları

İki takım arasında yeni adıyla Ülker Stadı’nda yapılan 33 lig maçından 22’sini Fenerbahçe, 5’ini Galatasaray kazandı, 6 derbi de berabere sonuçlandı.

Kadıköy’deki lig maçlarında Fenerbahçe 70, Galatasaray ise 32 gol attı.

– Fenerbahçe sadece 3 maçta gol atamadı

Fenerbahçe, Galatasaray ile Kadıköy’de yaptığı maçların sadece 3’ünde gol atamadı.

Sarı-lacivertliler, rakibine geride kalan 53 maçın 50’sinde Kadıköy’de en az 1 gol atarken, 3 kez beşer, 1 kez de 6 gol kaydetti.

Galatasaray ise Fenerbahçe ile rakip sahada yaptığı 53 maçın 38’inde gol attı, 15’inde suskun kaldı. Sarı-kırmızılı ekip, deplasmanda 3 kez dörder gol atma başarısını gösterdi.

– Yalnızca 3 maç golsüz bitti

İki takım arasında Kadıköy’de yapılan maçların sadece 3’ü golsüz bitti.

Kadıköy’de geride kalan 53 maçtan 50’sinde 0-0’lık sonuca rastlanmadı, sadece 3 Şubat 2008’deki Türkiye Kupası, 2010-2011 ve 2011-2012 sezonu Süper Final Şampiyonluk Grubu’ndaki lig maçları golsüz sonuçlandı.

– Galatasaray son 20 maçta galip gelemedi

Galatasaray, deplasmanda 17 yıla yakın süredir resmi maç kazanamıyor.

Sarı-kırmızılı ekip, Kadıköy’de son galibiyetini 1999’da aldı. 22 Aralık 1999 tarihinde yapılan lig maçını 2-1 kazanan Galatasaray, rakibiyle daha sonra Kadıköy’de oynadığı 3’ü Türkiye Kupası, 17’si de lig olmak üzere 20 resmi maçta galibiyete ulaşamadı.

Galatasaray, bu süre içinde Kadıköy’deki beraberliklerinden 2’sini Türkiye Kupası karşılaşmalarında elde ederken, deplasmandaki son 17 lig maçından 13’ünü yitirdi, 4 beraberlik alabildi.

İki takım arasında Kadıköy’deki son 20 maçtan 14’ünü Fenerbahçe kazandı, 6’sı berabere sonuçlandı. Fenerbahçe’nin bu süredeki 41 golüne, Galatasaray 14 golle yanıt verebildi.

Galatasaray’ın Kadıköy’de galip gelemediği son 20 resmi maç şöyle:

Tarih Organizasyon Sonuç (FB-GS)
07.02.2001 Türkiye Kupası 4 – 4
06.05.2001 Süper Lig 2 – 1
16.02.2002 Süper Lig 1 – 0
06.11.2002 Süper Lig 6 – 0
29.02.2004 Süper Lig 2 – 1
22.05.2005 Süper Lig 1 – 0
08.03.2006 Türkiye Kupası 2 – 1
22.04.2006 Süper Lig 4 – 0
03.12.2006 Süper Lig 2 – 1
08.12.2007 Süper Lig 2 – 0
03.02.2008 Türkiye Kupası 0 – 0
09.11.2008 Süper Lig 4 – 1
25.10.2009 Süper Lig 3 – 1
24.10.2010 Süper Lig 0 – 0
17.03.2012 Süper Lig 2 – 2
12.05.2012 Süper Lig 0 – 0
12.05.2013 Süper Lig 2 – 1
10.11.2013 Süper Lig 2 – 0
08.03.2015 Süper Lig 1 – 0
25.10.2016 Süper Lig 1 – 1