“Minyatür, şartlanmamış insan doğasının resmidir”

İSTANBUL (AA) – İSMAİL ÖZDEMİR – Binlerce yıllık geçmişe sahip minyatürü günümüzde de yaşatmaya çalışanlardan biri olan Özcan Özcan, yetiştirdiği öğrencilerle de bu sanatın gelecek nesillere aktarılmasına öncülük ediyor.

Türk ve İslam tarihindeki birçok olayı, nesneyi, hikayeyi minyatür sanatına taşıyan Özcan, oluşturduğu özgün eserlerle alanında farklılık yaratıyor.

Özcan, yetiştirdiği öğrencilerle de bu sanatın geleceğe taşınmasına katkı sunuyor.

Minyatür sanatının tarihsel gelişimi, özgünlüğü konusunda AA muhabirine bilgi veren Özcan, 8. yüzyılda Kara Hoca harabelerinde ortaya çıkan duvar yazılarında ilk minyatürün örneklerinin bulunduğunu söyledi.

Türklerin minyatür sanatında çok büyük etkisi olduğunu dile getiren Özcan, "Minyatür eşittir Türk sanatı demek. Mısır piramitlerinin içinde minyatürler görürüz, milattan önce 2500-3000'lerde. Çin'de papirüs üzerine yapılmış erken dönemlerde minyatürler görürüz. Minyatür, şartlanmamış insan doğasının resmidir. Çocuklar ilk rüya görmeye başladıklarında resim yapıyorlar. Dünyanın fizik ve metafizik dediğimiz iki olgusu var. Mağara dönemlerine dönersek insanların rüya görmesi onları çok etkiliyor, insanlar bu resimleri mağaranın en karanlık yerlerine yapıyor, o sanatçı duygusu içinde var." değerlendirmesinde bulundu.

Geçmişte insanların anlatmakla ilgili bir dertleri olduğunda minyatür yaptıklarını kaydeden Özcan, şunları söyledi:

"Ben hatta şunu da çok sorgulamışımdır bir minyatür sanatçısı olarak, 'Niye ben minyatür yapıyorum da resim yapmıyorum?' Çünkü resim yapmak aslında birazcık daha kolay ama minyatürde o ince ince bütün sakalları yapmak zorundasın. Sebebini düşündüm aslında; Yaradan'a saygıdır bu. Bir yaratıcı olarak baktığın zaman dünyayı nasıl görürsünüz? Perspektifsiz, ışıksız, gölgesiz, olduğu gibi özünde her şey kendi içinde özeldir anlayışı vardır. Dolayısıyla Yaratıcıya saygı gösterildiği için bu perspektif, ışık, gölge anlatımı çok değerli. Çünkü anlatmak istediğiniz konu ışık ve perspektifle ilgiliyse ki bu minyatürleri de görmeniz son derece muhtemeldir o zaman bunları da kullanabilirsiniz yani bir sembolizasyon değildir minyatür. İnsanın, herhangi bir insanın dünyayı dışarıdan algılayış biçimidir."

Minyatür sanatıyla 1985'ten beri ilgilendiğini aktaran Özcan, "Bu sanata girdik ve biz buna aslında bir pazar oluşturduk. Daha önce tabii ki vardı. Mesela Cerrahpaşa'da çok kıymetli hocalarımız vardı, Dürdane hanım vardı, Süheyl Ünver Nakkaşhanesi olarak onlar ortaya çıkmışlardı. Devamında mesela Nusret Hoca minyatürü çok sevdirdi ama tam özü değildi o. Birazcık daha öteye geçmesi gerekiyordu minyatürün. Figüratif anlatımlara geçmesi gerekiyordu. Ondan sonra belediyelerin katkılarıyla yeniden bir alevlendi minyatür sanatı. Lakin iyi ve kötü dediğiniz bir şey vardır, bunu dengede tutmak gerekiyor. Şimdi herkes 'Ben yapıyorum' diye girdiği zaman birtakım sorunlar oluyor." değerlendirmesinde bulundu.

– "Küresel anlamda dik bir duruş sergileyebiliriz"

Minyatür sanatıyla uğraşanların çoğunda resim altyapısı olduğunu ifade eden Özcan, şu bilgileri verdi:

"Resim altyapısını almadan bu sanatlara giren insanlarsa hepsi birer iyi icracı oldu. Mesela biz ilk yaptığımız sergi de Mantıku't Tayr yaptık. Feridüddin Attar'ın Mantıku't Tayr isimli eserini Kuşların Şarkısı altında çocuklarımıza da kültürümüzü öğretebilecek tarzda kitaplaştırdık. İkinci yaptığımız ise Kanuni Sultan Süleyman döneminin Süleymannamesi'ni aslında o dönemi anlatan minyatürleri yeniden birazcık daha güncelleştirerek sunduk, sergimizi açtık. Kitap olarak Milli kütüphane de buna talip oldu, oradan çıkacak bu kitaplar. Yani kültüre hizmet etmemiz gerekiyor. Sanatçı olarak yapmamız gereken bu. Sonuçta yetenekte bir sorunumuz yok ama bu yeteneğin kullanılmasında altyapı yani kültür dediğimiz şey olmadığı zaman sanat, istediği mecraya olması gereken alana bir türlü geçemiyor ve biz kendi kültürümüzü savunabilecek halde bulunamıyoruz maalesef. En büyük sıkıntımız bu. Ancak en azından var mı? Biliniyor mu? Evet biliniyor. En büyük korkum şu; şimdi bunlar gerçekten çok büyük zahmet, bilgi, kültür isteyen sanatlar dolayısıyla yeni yetişen nesil artık tüketen bir pozisyona geldiği için bir masa başında oturmak onlara göre olmuyor."

Özgünlüğün sanatta çok önemli olduğunu vurgulayan Özcan, "Bu dengelendiği zaman sanatlarımız dünyaya mal olabilir ve küresel anlamda dik bir duruş sergileyebiliriz ama bunlar olmazsa yani hala aynı formlar devam ederek giderse maalesef sanatta ilerleyebileceğimizi düşünmüyorum. Yani kaliteyi biraz daha ön plana çıkartmak bu konuda hocalardan fikir almak çok daha önemli. Artık kitaplar var bu kitaplardan her şeyi görüyorlar onları taklit etmekle bir yere varılamayacağını anlatmamız gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Yetkililerden de destek beklediklerini anlatan Özcan, şunları aktardı:

"Daha fazla destek olunması gerekiyor hatta onlar da bunun bir kademe daha ileri gitmesine inanıyor diye düşünüyorum. Buradaki sorunumuz bizim bu mecranın yani yeni yolun açılmasında örnek teşkil edecek eserlerin üretilmesi. Biz adımı attık bizden sonra bir grup daha adım attı ama bunların daha profesyonel yapılması gerekiyor. Talebelerin ötesinde bir de kendimizin profesyonel olarak bu işi çocuklarımıza sevdirebilmek açısından yapmamız gerekenler var. Küresel emperyalizm dediğimiz bu kültürel emperyalizm bizim kanımızı emmeden bizim bu kadar kahramanımız şanlı tarihimiz varken bunların ortaya çıkarılması şart oldu. Bizim yapacağımız şey de bu. Ama burada geleneksel yaklaşımla taklitten öteye geçemezken biz bunu yeni anlayışla modernist bir yaklaşımla hem bu dönemin insanlarına sevdirmek hem bu kültürü yeniden güncellemek adına çok büyük adımlar atacağız diye düşünüyorum."

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?