FETÖ sanığı SAT'çılar ile “mahrem imamları”nın davası

İSTANBUL (AA) – Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde Sualtı Taarruz (SAT) ile Kurtarma ve Sualtı komutanlıklarında görevli 38 askerle bu personelden sorumlu sözde Deniz Kuvvetleri yapılanmasının "mahrem imamı" konumundaki 14 sivilin de aralarında bulunduğu 42'si tutuklu, 52 sanığın yargılanmasına devam edildi.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi karşısındaki binada yapılan duruşmada tanık beyanları alındı.

Olay tarihinde yarbay olarak SAS kurs eğitim komutanlığı görevi yapan albay Murat Meyvacı, tanık olarak dinlenildi. Meyvacı, ilk olarak "Çok güzel ve sağlam bir ekibimiz vardı. Birbirini seven ve güvenen. SAS kursiyerlerine eğitim veriyordum. Hiçbir kan bağım olmamasına rağmen hepsini kardeşim gibi severdim." dedi.

Darbe girişiminden bir gün önce, olay tarihinde Deniz Yüzbaşı rütbesiyle Sualtı Eğitim Merkez Komutanlığı’nda görev yapan tutuklu sanık Yalçın Erdoğan ve diğer görev yeri değişecek olanlar için yemek düzenlediklerini anlatan Meyvacı, şöyle konuştu:

"14 Temmuz’da Su Altı Eğitim Merkezi Komutanlığı yemekhanesinde kahvaltı edip aşağı indim. Yolda yürürken başçavuş Hüseyin Kayabaşı ile karşılaştım. ‘Hayırdır Hüseyin?’ dedim. Silahları temizleyeceklerini söyledi. Oradan SAS kursu idari bürosuna geçtim. Yalçın yüzbaşı ile birlikte tayini çıkan diğer arkadaşlar için o gün veda yemeği yapılacaktı.

Yalçın Erdoğan, Hüseyin Kayabaşı ve ben, SAS bölük komutanlığına gittik. Öğlen 12 civarı öğle yemeğine indim. Hüseyin Kayabaşı ve Fahri Özdemir yanıma geldiler. ‘Amerika tatbikatı var, genç arkadaşları yemeğe götürmeyelim, eğitimleri var, eğitimlerine devam etsinler’ dediler. Kayabaşı'na böyle bir şey olamayacağını söyledim. Yalçın yüzbaşı, değer verdiğim biriydi. Yemeğe, nöbetçi personelle genç arkadaşların dahi katılacağını söyledim. Yemeğe gitmeden önce Yalçın yüzbaşı, babasının rahatsız olduğunu, yemekten erken ayrılmak zorunda kalacağını bana bildirdi."

Akşam Yeniköy’e veda yemeğine gittiklerini anlatan Meyvacı, hep birlikte yemeği yediklerini ve Erdoğan’ın erken kalktığını anlatarak, şunları söledi:

"Yalçın yüzbaşı ayrıldıktan sonra diğer hocalar da yorulduklarını beyan ederek ayrılmak istediler. ‘Daha yeni geldik’ falan dedim. 'Amerika eğitimleri var, yorgunuz' deyip ayrıldılar. Biz biraz daha kaldık, hatta mekan değiştirdik. Cuma sabahı mesaiye geldim. Hocaların çoğu Riva’daki SAS bölük komutanlığa geçmişti, Aşağıda birkaç hoca vardı. Yalçın hocanın son günüydü. O yüzden o yukarı gelmek istemedi ve aşağıda kaldı. O gün Hüseyin Kayabaşı'nın şahsi aracıyla yukarı (Riva) çıktık. Kayabaşı, öğlen 14.30 sularında silah temizliğinin bittiğini, silahların hafif silah ambarına teslim edildiğini söyledi. Bu teslim etme rutin bir olaydır. Eğer silahlar az süreyle kalacaksa emniyette kalması için görev araçlarımıza kilitliyorduk ya da kendi ambarlarımızda 1 gece falan tutabiliyorduk. Biz içeriden bir tehdit beklemedik. Birbirine çok güvenen insanlardık. Hiçbir sakınca bulmuyorduk. Hiç içeriden silah çalınmamıştı. Saat 16.00 gibi YDS başvurusunda bulunmak için birlikte ayrıldım."

-"Yalçın Erdoğan’ı aradım ancak ulaşamadım"

Meyvacı, mesaiden sonra eşi ve çocuğuyla bir yerde yemek yedikten sonra evine döndüğünü, saat 22.00 sıralarında televizyonda köprülerin kapatıldığını gördüğünü belirttiği ifadesine şöyle devam etti:

"Whatsapptan çeşitli mesajlar gelmeye başladı. Ankara grubundan, 'Ankara’ya tayini olanlar hemen katılacaktır' gibi mesajlar vardı. Ankara'ya tayini çıktığı için Yalçın Erdoğan'ı aradım ancak ulaşamadım. Saat 23.15 gibi hepimizin telefonuna 'Derhal birliğinize dönün' diye bir mesaj geldi. İlk yaptığım şey deniz albayımız Olcay Süzenler'i aradım. Bana, 'O mesaj bize de geldi.' diyerek, bir an önce birliğe dönüp tedbir alın. Biz birliğe gidiyoruz, siz de birbirinize haber verin' dedi. Üst komşum ile Yeniköy’e geçtik. Dehşet bir kalabalık vardı. Boğaz trafiği kapandığı için herkes takalara yönelmişti. Saat 24.00 civarında takaya binip karşıya geçtik. Geçince Barış Bingöl (firari sanık) astsubayı gördüm. Beykoz'dan Yeniköy'e gitmeye çalışan bir grubun içindeydi. Çok sevdiğim bir arkadaşımdı. 'Barış burada ne işin var?' dedim. Biz birliğe gitmeye çalışırken o geri dönüyordu. 'Abim çok rahatsız, abimi görmem lazım' dedi. Daha sonra birliğe gittim. Sabaha kadar faaliyetleri ve olan biteni televizyondan izledik. Gelmesi gerekip de gelen tek kişi Hasan Erdem Yılmaz'dı. Ertesi gün öğlen 11.00 civarında bölük komutamız birlikten çıkabileceğimizi söyledi. Evimize gittik."

-"Silahları ben aldım, detayları yukarıda anlatacağım"

Meyvacı, ifadesinin devamında, şunları anlattı:

"Albay Olcay Süzenler, pazar sabahı beni arayarak, birliklerin silahlarının sayılmasının emredildiğini, bir an önce birliğe gelmemi söyledi. Hemen birliğe gittim. Hüseyin Kayabaşı silahları saymak için SAS'a çıktı. Ben aşağıdaki su altı eğitim silahlarını saymaya gittim. Hüseyin başçavuş yanıma gelerek, hafif silah ambarındaki sandığı açtığında silahların yerinde olmadığını beyan etti. 'Nasıl olur?' dedim. Aşağıdaki görev aracına baktım. Silahlar yoktu. Bunu hemen komutanımıza bildirdik. O sırada Özgür albayımla (Süzenler) konuştum. Sayımda sıkıntı olduğunu, silahların olmadığını söyledim. Bana, 'Binbaşı Hakan Egemen şüpheli, şu anda teslim olmaya geliyor, temkinli bir şekilde karşıla' dedi. Şaşırdım, 'Anlaşıldı efendim' dedi. Orta bahçeye indim. Hakan orta bahçeden bana doğru geliyordu. Bana, 'Silahları ben aldım, detayları yukarıda anlatacağım. Silahları Nihat Çengel vasıtasıyla aldım' dedi."

-"SAS’ların en iyisini kullandım"

Bölük komutanıyla, en üst rütbeli komutanlarının 10 dakika sonra bulunduğu yere geldiğini aktaran tanık Meyvacı, "Komutanlar, Egemen’e birtakım sorular sordular. 'Bir generalden emir aldım efendim. Bu görev için SAS'ların en iyisini kullandım.' dedi. Komutanımız, 'Kim onlar?' diye sordu. Hiçbir isim vermedi. Benim ekibimden bir tek Nihat Çengel'in adını verdi. Sonrasında Beykoz savcısıyla askeri savcı gelip ifadesini aldılar. Askeri savcımız başçavuş Nihat Çengel'e ulaşmamızı istedi. Aradım defalarca ulaşamadım. Bir kez açtı, 'Birliğe dönmen lazım' dedim. 'Döneceğim efendim' dedi. O gün akşama kadar dönmedi." diye konuştu.

Duruşmaya yarın diğer tanıkların dinlenilmesiyle devam edilecek.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?