Kanlanma bozukluğu hasarına çörek otu

HATAY (AA) – LALE KÖKLÜ – Astım, yüksek tansiyon ve kanser gibi hastalıkların yanı sıra birçok hastalığın tedavisinde kullanılan ve halk arasında “ölümden başka her derde deva” olarak nitelendirilen çörek otunun, Mustafa Kemal Üniversitesinde (MKÜ) yapılan bilimsel araştırmayla iskemi-reperfüzyon hasarı olarak bilinen, organlardaki kanlanma bozukluğunu yüzde 70 azalttığı tespit edildi.

MKÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Zafer Yönden, AA muhabirine, yapılan çalışmanın üniversitenin Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi (BAP) tarafından yaklaşık 10 bin liralık bütçeyle desteklendiğini söyledi.

Çalışmanın ana konusunun çörek otu olduğunu belirten Yönden, geleneksel tıbbın, modern tıbba alternatif olarak insanları farklı çözüm arayışlarına yönelttiğini kaydetti.

Bu arayışların, insanları geleneksel tıp olarak adlandırılan bitki köklerinden veya kendisinden elde edilen ilaç yapımına ittiğini aktaran Yönden, şöyle devam etti:

“Geleneksel tıbbi ilaçların içerisinde geçmişte çok kullanılan, halen birçok tıbbi maddenin içerisinde yer alan çörek otu başta geliyor. Çörek otunun birçok hastalık üzerindeki etkisi araştırıldı ve faydaları kanıtlandı. MKÜ olarak yaptığımız çalışma ise çörek otunun iskemi-reperfüzyon hasarını ortadan kaldırmasıdır. İskemi-reperfüzyon hasarı, çeşitli damar tıkanıkları sonrası gelişen ciddi bir problemdir. İskemi, kelime manası olarak dokulara kan sağlayan damarların bir şekilde (pıhtı veya mekanik) tıkanmasıyla dokularda beslenme bozukluğunu takiben gelişen reaksiyonlar bütününe denir, reperfüzyon ise tıkalı olan damarın ilaçlarla veya mekanik olarak açılması sonrası oluşan reaksiyonlar zincirinin adıdır.”

İskemi ve reperfüzyon hasarında, kansız kalan dokuların tekrar kanlanması sonucu zararlı durumun ortaya çıktığına dikkati çeken Yönden, şu bilgileri verdi:

“Bu durum her organ için bir sorundur. Ameliyat yapılan tüm organlarda böyle bir durum söz konusudur. Bazı hastalıklarda ve değişik ameliyatlarda vücutta hasar oluşumuna yol açan bu durumu önlemek için çalışmalarımızda Ortadoğu ve Anadolu topraklarında büyük şifa kaynağı olarak bilinen çörek otunun koruyucu etkilerini inceledik. ‘Ölümden başka her derde deva’ olarak nitelendirilen çörek otunun, organlarda oluşan kanlanma bozukluğu (iskemi- reperfüzyon) hasarını yüzde 70 engellendiğini tespit ettik.”

Aynı çalışmada aspirinin etkinliğinin de incelendiğini paylaşan Yönden, çörek otunun oksidatif stresi azaltıcı etkisinin aspirinden daha iyi seviyede olduğunu gözlemlediklerini sözlerine ekledi.

Sağlık Bakanlığından annelere özel televizyon

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Sağlık Bakanlığınca gebelik ve bebek bakımına ilişkin detaylı bilgilerin anlatılacağı “Anne ve Bebek TV”, 2 Mayıs’ta internetten yayın yapmaya başlayacak.

Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Ömer Tontuş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, anne adaylarının “Anne ve Bebek TV” aracılığıyla gebelik ve bebek bakımına ilişkin tüm sorularına cevap bulabileceğini belirterek “Anne ve Bebek TV, gebelik ve erken bebeklik döneminde annelerin tüm beklentilerini karşılayacak” dedi.

– Bin 600 video hazırlandı

“Anne ve Bebek TV” için gebelik ve bebek bakımıyla ilgili bin 600 video hazırlandığını anlatan Tontuş, şöyle devam etti:

“Televizyonda ‘gebelik süreci’, ‘gebelikte beslenme’, ‘gebelik egzersizleri’, ‘gebe mutfağı’, ‘normal doğumun avantajları’, ‘baba olmak’ şeklinde kategoriler yer alıyor. Gaz çıkarmadan tutun, patik giydirmeye, alt değiştirmeye kadar bütün bilgiler burada yer alıyor. Gebelik ve erken bebeklik dönemine odaklanmış bu şekilde hazırlanmış bir proje dünyada başka bir ülkede yok.”

4 aydır test yayını yapılan “Anne ve Bebek TV”nin uzun süren çalışmaların ardından yayına hazır hale geldiğini ifade eden Tontuş, “Tüm testlerimiz tamamlandı. Annelerimiz ve anne adaylarımız, 24 saat merak ettikleri tüm soruları sorabilecekler. En güvenilir ve doğru kaynaktan merak ettikleri tüm sorulara cevap bulabilecekler.” dedi.

– Bilgiler bilimsel ve doğruluğu kesin

Anne ve Bebek TV’de yer alan bilgi ve verilerin tamamının akredite, bilimsel, doğruluğu ve geçerliliği kesin olarak kabul edilmiş olduğuna işaret eden Tontuş, şunları söyledi:

“Birilerinin tecrübelerine dayalı ya da bireysel görüşleri içermeyen tıbbi kaynaklara dayalıdır. Her bir konuşma, en az 10 kez uzman tarafından gözden geçirilerek hazırlanmıştır. Sitenin herhangi bir ekonomik kaygısı ya da gelir beklentisi olmadığı gibi amaç sadece sağlıklı anne ve sağlıklı bebek politikamız doğrultusunda hizmet vermektir.”

– “Bebeklerinin aşı ve kontrol zamanlarını hatırlatacağız”

Tontuş, Anne ve Bebek TV’de yer alan içeriğin aynı zamanda sağlık okuryazarlığı düşünülerek hazırlandığına dikkati çekerek şöyle konuştu:

“Türkiye’de yılda yaklaşık 1 milyon 300 bin doğum gerçekleşiyor. Bunların önemli bir kısmı Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu bölgelerinde oluyor. Bu kitleye de hitap eden tarzda zaman zaman yerel şivelerin kullanıldığı programlar da desteklenmiştir. Anne adaylarının siteye üye olmalarına gerek yok. Doğrudan internet üzerinden izleyebilirler. Üye olmak isterlerse eğer doğumun olduğu tarihi bize bildirmeleri halinde onlara mesajlar atıyoruz. Bebeklerinin aşı zamanını, kontrol zamanlarını hatırlatacağız. Test yayınlarında bizi takip edenlerin önemli bir kısmı gebe. Kafalarına takılan soruları, güvenilir olup olmadığı bilinmeyen internetteki arama programları üzerinden aramak yerine, doğrudan Sağlık Bakanlığı uzman hekimleri tarafından öğrenebilecekler.”

– Babalara da hitap edecek

Anne ve Bebek TV’nin sadece anne adayları ya da annelere değil, babalara da hitap edeceğini aktaran Tontuş, “Baba Olmak” adlı bölümde babaların merak ettikleri tüm soruların cevaplarını bulacaklarını vurguladı.

“Anne ve Bebek TV”, 2 Mayıs’ta, Sağlık Bakanlığının anne ve babaları eğitici ve bilgilendirici görsel içeriğe sahip internet portalı “www.annevebebek.gov.tr” üzerinden yayın hayatına başlayacak.

“Kanserden ölüm kalp damar hastalıklarını geçecek”

ANTALYA (AA) – Akdeniz Kan Hastalıkları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Duran Canatan, geçen yıl Türkiye’de ve dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan kanserin bu yıl kalp damar hastalıklarını geçerek birinci sıraya çıkacağının tahmin edildiğini bildirdi.

Antalya’da Lösemili Çocuklar Vakfının (LÖSEV) Avrupa Birliği (AB) projesi kapsamında, Akdeniz Üniversitesi Turizm Fakültesi Konferans Salonu’nda, “Sağlığınız servetinizdir” konulu seminer düzenlendi.

Prof. Dr. Canatan, seminerde yaptığı konuşmada, kanserin bazı etkilerle değişime uğramış hücrelerin vücudun çeşitli noktalarında kontrolsüz olarak çoğalıp büyümeleriyle ortaya çıktığını söyledi.

Kanserin 100’den fazla tipi olduğunu ve vücudun her bölümünü etkilediğini belirten Canatan, “Kanserin belirtilerini bilmek, hastalığın erken teşhisi açısından önemlidir ancak bu belirtilerin birine veya daha fazlasına sahip olmak, kişinin kanser olduğu anlamına gelmez. Kanser bazen hiç belirti vermeden de sinsice başlayabilir.” diye konuştu.

Açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik, ateş, ağrı, öksürük ve horlama, memede veya vücutta hissedilen kitlelerin kanser belirtileri arasında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Canatan, bu belirtilerden herhangi biri veya birkaçı varsa ve iki haftadan fazla devam ederse hemen bir doktora başvurulması gerektiğini dile getirdi.

– “Kanserden hayatını kaybedenlerin sayısı 13 milyona çıkacak”

Dünyada en önemli sağlık sorunlarının sırasıyla kalp-damar hastalıkları ve kanser olduğunu vurgulayan Canatan, şöyle devam etti:

“2015’te hem Türkiye’de hem de dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan kanserin bu yıl birinci sıraya çıkacağı tahmin edilmektedir. 2012’de dünya genelinde 14 milyon 100 bin yeni kanser vakası varken bu rakamın 2030’da 22 milyona çıkması bekleniyor. Aynı şekilde 2012’de dünya genelinde kanserden hayatını kaybeden 8 milyon 200 bin rakamı, 2030’da 13 milyona çıkacak.”

Canatan, Türkiye’de en sık görülen kanser türlerinin kadınlarda meme, tiroid, bağırsak; erkeklerde akciğer, prostat, mesane; çocuklarda ise lösemi, lenfoma, beyin tümörleri olduğuna işaret ederek kanserin sebebinin henüz kesin olarak bilinmemekle birlikte davranışsal, biyolojik, çevresel ve genetik risk faktörleri olduğunu kaydetti.

“Tütün endüstrisinin marka kazanımları sağlıktan değerli olamaz”

İSTANBUL (AA) – Türk Toraks Derneği (TTD) Tütün Kontrolü Çalışma Grubu, Sağlık Bakanlığını, imzaladığı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi kurallarını uygulamaya ve tek tip kara (düz) paketle ilgili yasal düzenlemeleri tekrar yürürlüğe koymaya davet etti.

Gruptan, Sağlık Bakanlığının sigarada tek tip düz paket uygulamasından vazgeçmesi üzerine yapılan açıklamada, tütün kullanımının önde gelen önlenebilir ölüm ve hastalık sebeplerinden biri olduğuna değinilerek, her yıl Türkiye’de ortalama 100 bin kişinin tütün ve tütün ürünleri kullanımına bağlı hayatını kaybettiği belirtildi.

Açıklamada, bilimsel araştırmaların sigara paketi ve tütün ürünleri üzerindeki tasarımların, bunları kullananları zararlar hakkında yanlış yönlendirdiğini, kullanımı cazip hale getirdiğini ve sağlık uyarılarının etkisini azalttığını gösterdiği aktarıldı.

Düz paket uygulamasının Avustralya’da 2012’de yürürlüğe girdiği, İrlanda, Norveç, Birleşik Krallık ve Fransa’nın bu konuda çalışmalarını hızlandırdığı anlatılan açıklamada, Avustralya’da 2012’den bu yana tütün kullanım oranlarında düşme ve gençlerin bu uygulamalardan yararlandığının bildirildiği kaydedildi.

Türkiye’nin de imzaladığı Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi (TKÇS) ve DSÖ’nün önerdiği üzere Sağlık Bakanlığının, kamuya açık alanlarda tütün kullanımına getirdiği düzenlemelere ek olarak tek tip kara paket olarak adlandırılan uygulamayla sigara paketi ve tütün ürünleri üzerinde yasal uyarı ve yazılar, resim, şekil ve grafikler, markanın yazım şekli, punto boyutu, konumu, rengi, uyarı mesajları ve diğer zorunlu yazı, ibare, şekiller dahil paketle ilgili hususları kanunla düzenleyeceği bilgisini kamuoyuyla paylaştığı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Sağlık Bakanlığı, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren genelgeyle bunu kamuoyuna taahhüt etmiştir. Ülkemizdeki tütün tüketimine bağlı hastalık ve ölümleri azaltmak üzere yürürlüğe konulan dünyanın en kapsamlı yasalarından biri ile sigara iç satışları 2008’den itibaren düşmekteyken, 2014’ten itibaren tüketim artmaktadır. Görülen odur ki, tütün ürünü kullanan bireye yönelik uygulama ve düzenlemeler tütün salgınının bulaştırıcısı tütün endüstrisine yönelik düzenlemeler olmadıkça tütün kontrolünde dünyada haklı olarak çok iyi bir yerde olan Türkiye’nin konuyla ilgili kazanımları geriye gidecektir. Sigara paketinin kendisinin reklam olduğu bilgisinden hareketle, TTD Tütün Kontrolü Çalışma Grubu olarak, Sağlık Bakanlığını, imzaladığı DSÖ Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi kurallarını uygulamaya ve tek tip kara paketle ilgili yasal düzenlemeleri tekrar yürürlüğe koymaya davet ediyoruz. Tütün endüstrisinin marka kazanımları, kaygıları halkımızın akciğer sağlığından değerli olamaz.”

Mide ilaçlarının böbrek yetmezliği yaptığı iddiası

ANKARA (AA) – Türk Gastroenteroloji Derneğince, midede asit salgılanmasını engelleyen (Proton Pompası İnhibitörü) ilaçların, yüzde 96 böbrek yetmezliği yaptığı iddialarının gerçeği yansıtmadığı bildirildi.

Türk Gastroenteroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, “midede asit salgılanmasını engelleyen ilaçların yüzde 96 böbrek yetmezliğine neden olduğu” şeklindeki haberlere ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Bor, Türkiye’de geçen yıl 60 milyon kutu mide asit salgılanmasını engelleyen proton pompası inhibitörü (PPİ) kullanıldığını ifade etti.

Serhat Bor, JAMA Intern Med. Dergisi’nde, söz konusu ilaçları 5 yıl boyunca kullananlarda kronik böbrek hastalığına yakalanma riskinin yüzde 28, böbrek rahatsızlığı yaşama olasılığının yüzde 96 arttığına ilişkin çalışmanın yayımlandığını hatırlattı.

Çok sayıda yan etkiye neden olmakla suçlanan PPİ ilaçlarının yıllar içinde bu iddiaların çoğundan “beraat ettiğini” belirten Prof. Dr. Bor, şunları ifade etti:

“Bu çalışmada çok sayıda sorgulanacak husus vardır ve yazarlar da bunu açıkça belirtmişlerdir. ‘Yüzde 96’ rakamı istatistiksel bir türetmedir, doğru değildir ve konu ileri derecede abartılmıştır. Çoğunluğu yaşlı olan çalışma grubunda PPİ ilaçları zaten böbrek yetmezliği yönünden riskli hastalar kullanmaktadır. Bu hastalar çok sayıda yandaş ilaç da almaktadır. Bir grup hasta çalışma öncesinde de bu ilaçları almaktadır, fakat bu konu değerlendirmeye dahil edilmemiştir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Çok sayıda yöntemsel sorunu barındıran tek bir çalışmadan yola çıkılarak abartılı sonuçlara ulaşılmamalıdır.”

Bu ilaçların düşük de olsa risk yarattığı belirlenen kemik erimesi hastalığı döneminde dahi kesilmemesi gerektiğini kaydeden Serhat Bor, “Çünkü risk çok düşüktür. Aynı durum böbrek yetmezliği çalışması için de geçerlidir.” ifadelerini kullandı.

PPİ mide asit salgısının rol oynadığı hastalıkların tedavisinde “altın standartlarda” ilaçlar olduğunu belirten Bor, “Hastalarımızın bu haberler nedeniyle ilaçlarını kesmeleri, geri dönüşü olanaksız zararlara yol açabilir. Önerilerimiz, tüm ilaçların kullanımında önerilenler ile aynıdır. Doktorunuza danışmadan PPİ kullanmayınız, gereksiz nedenlerle ve uzun süreli PPİ kullanımından kaçınınız. Tek bir çalışmanın sonuçlarından yola çıkarak, doktorunuza danışmadan ilacı kesmeyiniz.” değerlenmesinde bulundu.

TİKA, Azerbaycan sağlık sektöründe bir ilke imza attı

ANKARA (AA) – Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Yeryüzü Doktorları Derneği, Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Derneği, Azerbaycan Tıp Üniversitesi ve Azerbaycan Sağlık Bakanlığı Kamu Sağlık ve Reformlar Merkezi (İSİM) iş birliğiyle Azerbaycan’da ilk kez “Çocuk İleri Yaşam Desteği” (ÇİYAD) eğitimleri gerçekleştirildi.

TİKA’dan yapılan açıklamaya göre, 2014 yılından bu yana Azerbaycan’da daha önce uygulanmayan “Yeni Doğan Canlandırma” eğitimlerini başlatan TİKA, 2016 itibarıyla “ÇİYAD” programını da hayata geçirdi.

Bebek ölüm oranının yüksek olduğu Azerbaycan’a Türkiye tecrübesinin aktarılması için TİKA Bakü Program Koordinatörlüğünce, “Hoş Geldin Bebek” adı altında, anne-çocuk sağlığını destekleme projesi başlatıldı.

Bebek ölümlerinin azaltılması ve anne-çocuk sağlığının geliştirilmesi yönünde Türkiye tecrübesinin Azerbaycan ile paylaşılması amacıyla başlatılan proje kapsamında, Azerbaycan Sağlık Bakanlığı, Uluslararası Doktorlar Birliği (AID), Azerbaycan Tıp Üniversitesi ve diğer STK’ların iş birliğinde “bebeğe eli değen” sağlık personeline ve annelere yönelik eğitimler gerçekleştirildi.

– “Yeni Doğan Canlandırma” eğitimleri devam edecek

2014 yılından bu yana Türkiye’den gelen uzmanlar ve proje kapsamında yetiştirilen Azerbaycanlı eğiticiler tarafından Bakü, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti, Ağcabedi, Balaken, Şemkir, Gebele ve Astara rayonlarında, hekimlerle birlikte ebe ve hemşireleri de içeren yaklaşık 600 kişi “Yeni Doğan Canlandırma” eğitimini aldı.

Bu kapsamda, özel olarak seçilen 5 gönüllü de Türkiye ve Azerbaycan’da düzenlenen programlarla eğitici olarak yetiştirildi. Ayrıca, geniş kitleleri de aydınlatmak amacıyla broşür, afiş ve internet afişleri hazırlanarak, gönüllü anneler için “Emzirme danışmanlığı” ve hekimler için Bakü’de bebeklerde işitme testi eğitim programları da gerçekleştirildi.

TİKA tarafından ilk kez başlatılan “Yeni Doğan Canlandırma” eğitimleri bu yıl da yeni bölgelere açılarak devam ediyor.

– 67 sağlık personeline eğitim verildi

Azerbaycan’da bir ilk olan “Çocuk İleri Yaşam Desteği” eğitimleri de TİKA Bakü Program Koordinatörlüğü tarafından kurgulanarak, Yeryüzü Doktorları Derneği, Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Derneği, Azerbaycan Tıp Üniversitesi ve Azerbaycan Sağlık Bakanlığı Kamu Sağlık ve Reformlar Merkezi (İSİM) iş birliğinde başlatıldı.

Azerbaycan Tıp Üniversitesi Eğitim-Cerrahi Hastanesinde düzenlenen eğitim programında toplam 67 sağlık personeline eğitim verildi. Eğitim sonunda medya temsilcilerinin de katılımıyla sertifika töreni gerçekleştirildi.

Törende konuşan yetkililer, ÇİYAD eğitimlerinin mayıs ayı içinde 2 defa olmak üzere, yıl içinde devam ettirileceğini ve bir süre sonra yerli eğiticiler tarafından sürdürülecek aşamaya getirileceğini belirtti.

“Her SP hastasının zeka problemi olmayabilir”

KOCAELİ (AA) – ŞAHİN OKTAY – Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı (TSÇV) Akademik Kurul Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem İnan, serebral palsili (SP) hastaların bir kısmında düşük zeka veya geç öğrenme problemi görülebildiğini ancak bunun yanında iki üniversite bitirmiş insanların da bulunduğunu belirtti.

Kocaeli’nin İzmit ilçesinde bir otelde düzenlenen “Serebral Palsi Türkiye Uzmanlar ve Aileler” seminerine katılan İnan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, serebral palsinin beyin gelişimi sırasında meydana gelen kalıcı fakat ilerleyici olmayan hasar sonucu oluşan bir hastalık olduğunu söyledi.

Bu hasarın anne karnında, doğum sırasında ya da doğum sonrasında enfeksiyon, menenjit veya trafik kazası gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabileceğini anlatan İnan, beyin hasarının kalıcı ve ilerleyici olmamasına karşın çocuk büyüdükçe motor beceriler edindiğini ve hareket bozukluğunun şeklinin değiştiğini dile getirdi.

SP’nin gelişmiş ülkelerde daha çok görüldüğünü aktaran İnan, “Tüp bebekler çoğul gebeliği arttırdığı ve bu gebeliklerde de risk arttığı için böyle oluyor. Türkiye’de ise son yıllarda evde doğumlar bittiği için oran giderek azalıyor.” diye konuştu.

İnan, genel olarak bu hastalık grubundaki hastalarda zeka problemi bulunduğu algısının yer aldığına işaret ederek, “Serebral palsili hastaların bir kısmında düşük zeka veya geç öğrenme problemi görülebiliyor ama bunun yanında iki üniversite bitirmiş insanlar da var. Bütün hastaların zeka problemi olduğunu düşünmek yanlış. 10 hastadan 3’ünde böyle bir problem olabiliyor. Zeka düzeyi düşük olanlar da söyleneni anlayıp ve cevap verebilecek durumda.” ifadelerini kullandı.

– “Erken tanı ve tedavi çok önemli”

SP’li bir hastanın tedavisinde çok sayıda tıp disiplininin rol aldığını ve tedavinin amacının hastanın toplumsal yaşama katılımıyla konforunun sağlanması olduğunu vurgulayan İnan, şunları söyledi:

“Erken tanı ve tedavi çok önemli. Günümüzde teknikler o kadar ilerledi ki anne karnında bile serebral palsi tanısı konabiliyor. Türkiye’de hastanelerde riskli bebek birimleri kurulmaya başlandı. Çocuğunuzda en ufak bir risk varsa buralarda değerlendirmeye alınıp çok erken tedavisine başlanıyor ve yurt dışına göre de çok güzel tedavisi yapılıyor. Fizyoterapi ve rehabilitasyon, tedavinin hiçbir zaman bitmeyecek kısmını oluşturuyor. Hareket sistemi için cerrahi bir işlem gerektiğinde çocuk ortopedisti devreye girecek ve cerrahi sonrası tedavi bitmeyecek, yeni başlayacaktır. Cerrahi müdahale ile gergin kaslar gevşetilebilir, kalça uyluk, kol gibi kemiklerde meydana gelen şekil bozuklukları düzeltilebilir. Cerrahi olarak düzeltilen hastada sağlanan iyileşmenin korunması için gerektiği biçimde yoğun fizyoterapi ve rehabilitasyonun sürdürülmesi gerekiyor.”

Prof. Dr. İnan, ailelerin fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecinin en kritik kısmında olduğunu bildirerek, “Devlet ayda 8 saat rehabilitasyon veriyor, haftada 2 saat eder. Bazılarının duruma göre günde 2-3 saat rehabilitasyona alınması lazım. Rehabilitasyon devletten alınıyorsa, bunun kalan kısmını ailenin evde yapması, anne ve babanın fedakarlık göstermesi gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Teknoloji bağımlılığı İstanbul’da masaya yatırılacak

İSTANBUL (AA) – Teknoloji bağımlılığının tüm ayrıntılarıyla ele alınacağı “3. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi”, 3-4 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da yapılacak.

Yeşilay’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, Yeşilay’ın öncülüğünde, Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür Toplum ve Aile Derneği’nin de desteğiyle gerçekleştirilecek kongre, alanında uzman bilim insanlarını bir araya getirecek.

İnternet, video oyunu ve televizyon bağımlılığı, siber zorbalık, cep telefonu bağımlılığı, sosyal medya, alışveriş bağımlılığı gibi çağın hastalığı olarak nitelendirilen kritik konuların ele alınacağı etkinlikte, bu alanda yapılan araştırmaların sonuçları da açıklanacak.

Dünyanın dört bir yanından gelecek bilim insanlarının yanı sıra, karar alıcıları, akademisyenleri, rehber öğretmenleri, psikologları ve sosyal hizmetler çalışanlarını bir araya getirecek kongreye, yaklaşık bin 200 kişinin katılması bekleniyor.

Kongrede, çağın en önemli hastalığı olarak nitelendirilen, özellikle genç ve çocuklar için büyük bir risk oluşturan teknoloji bağımlılığı masaya yatırılacak.

Kongrede ele alınacak kritik konular arasında patolojik internet kullanımı, video oyunu bağımlılığı, cep telefonu bağımlılığı, siber zorbalık ve siber güvenlik, sosyal medya, çevrimiçi kumar ve alışveriş bağımlılığı, teknolojinin güvenli kullanımıyla bu bağımlılıklardan kaynaklanan sağlık sorunları tartışılacak.

Eş zamanlı düzenlenecek oturum ve sempozyumlarla sürecek kongre, ücretsiz takip edilebilecek.

Normal doğuma teşvik eğitimi

ESKİŞEHİR (AA) – DENİZ AÇIK – Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sürekli Eğitim Merkezinde, normal doğumun yaygınlaştırılması ve doğum hizmetlerinin güçlendirilmesi amacıyla ebelere, hemşirelere ve kadın doğum hekimlerine eğitim veriliyor.

ESOGÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi ve Türkiye Ebeler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Fatma Deniz Sayıner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Uluslararası Ebelik Örgütü’nün normal doğumu teşvik etmek için çalışmalar yaptığını anlattı.

Sağlık Bakanlığının da normal doğumu özendirmek için hastanelerde düzenlemelere gittiğini ifade eden Sayıner, “Söz konusu düzenlemelerin dışında ebelerin normal doğum için eğitimler almasıyla ilgili bir takım projeler başlatıldı. Sağlık Bakanlığı Kadın ve Üreme Sağlığı Daire Başkanlığı ve Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği, ebeliğin güçlendirilmesi ve normal doğumların teşvik edilmesiyle ilgili çalışıyor.” diye konuştu.

– “Etkileşim içindeler”

ESOGÜ Sürekli Eğitim Merkezinde normal doğum konusunda ebelerin gelişimini desteklemek, kadınların doğumdan korkmamasını sağlamak için eğitim düzenlediklerini belirten Sayıner, şunları kaydetti:

“Hedef kitlemiz ebeler, hemşireler ve kadın doğum hekimleridir. ESOGÜ, Sakarya Üniversitesi ve Ankara Üniversitesinin öğretim üyeleri ve Ebeler Derneği Yönetim Kurulu üyelerinden oluşan bir eğitici ekibimiz var. Türkiye’nin çeşitli kentlerinden eğitim için geliyorlar. Bugüne kadar yaklaşık 100 kişiye eğitim verdik. 48 saatlik eğitim programımız var. Eğitimlerimizde mesleğinin 30. yılını çalışan ebeler ile bölümünden mezun olmamış öğrenciler aynı yerde bulunuyor. Etkileşim içinde oluyorlar. Eğitimde öğrendiklerini hayata aktardıklarını anlattıklarında çok mutlu oluyoruz. Ebeler güçlenecek ve bu ülkede doğumlar güzelleşecek.”

UPDATE- Health experts gather in Paris to tackle Zika virus

UPDATES WITH HEALTH OFFICIAL QUOTES

PARIS (AA) – Scientists and public health experts from more than 43 countries gathered in Paris on Monday to explore ways of combating the Zika virus, organizers said.

The two-day conference, organized by the European Center for Disease Prevention and Control, will examine data relating to the disease after it swept Latin America earlier this year.

The center said around 600 experts would meet to “review the Zika virus infection situation in the Americas and to review surveillance and control measures.”

They are expected to discuss Zika’s links to microcephaly, a disorder that causes severe brain damage in babies, and its links to adult neurological problems that can lead to death. The experts will also examine ways of diagnosing and vaccinating.

Addressing the summit, Marie-Paule Kieny, assistant director general at the World Health Organization (WHO), said the “possibility of local transmission, combined with the likelihood of onward sexual transmission, could see a marked increase in the number of people with Zika and related complications” in Europe.

However, Institut Pasteur President Christian Brechot said the risk was not “dramatic”. He told French broadcaster BFMTV: “The climatic conditions, local conditions and hygiene conditions in favor of the spread of the virus in Latin America are not present at all in the south of Europe.”

According to the WHO, Zika transmission has been recorded in 55 countries and territories since January 2007. A spike in cases led to the declaration of a public health emergency in February.

The WHO estimates 1.5 million people have been infected in Brazil alone.

In France, 176 cases have been confirmed in people returning from countries where the disease is present, according to the Institut Pasteur, which is hosting the conference.

Benoit Vallet, France’s director general for health, said the country was ready to face the virus as millions of football fans attend the Euro 2016 competition in the summer.

Little is known about Zika, which was first identified in 1947 in Uganda, and although the symptoms are mostly limited to a rash, fever and joint pain, there remain questions about its links to other diseases, the length of time the virus can remain in the human body and the risk of sexual transmission.

There is no treatment or vaccine for the disease and scientists are concerned the virus will spread during the summer mosquito-breeding season.