Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı, TBMM Sanayi Komisyonu’nda kabul edildi (3)

TBMM (AA) – Patent hakkı, koruma süresinin dolması, patent sahibinin patent hakkından vazgeçmesi veya yıllık ücretlerin öngörülen sürelerde ödenmemesi halinde sona erecek.

TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda kabul edilen Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’na göre zorunlu lisansın devri, işletme ile veya işletmenin lisansın değerlendirildiği kısmı ile devredilmesiyle geçerli olabilecek.

Zorunlu lisansın, patent konularının bağımlılığı gerekçesiyle verilmesi halinde ise lisans, bağımlı patentle beraber devredilecek.

Lisans alan veya patent sahibi, zorunlu lisans verilmesinden sonra ortaya çıkan ve değişikliği haklı kılan olaylara dayanarak, mahkemeden, zorunlu lisans bedelinde veya şartlarında değişiklik yapılmasını talep edebilecek.

Lisans alan, zorunlu lisanstan doğan yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal ettiği veya sürekli olarak yerine getirmediği takdirde mahkeme, patent sahibinin talebi üzerine, tazminat hakları saklı kalmak kaydıyla lisansı iptal edebilecek.

Zorunlu lisansın verilmesine neden olan şartların sona ermesi ve tekrarlanma olasılığının ortadan kalkması halinde, talep üzerine mahkeme zorunlu lisansı iptal kararı verebilecek.

Mahkeme, Türk Patent ve Marka Kurumunun nihai kararından sonra, patent konusu, patent verilebilirlik şartlarını taşımıyorsa, başvurunun ilk halinin kapsamını aşıyorsa, buluş yeteri kadar açıklanmamışsa, patent sahibinin patent isteme hakkına sahip olmadığı ispatlanmışsa, patentin hükümsüz kılınmasına karar verebilecek.

Patent sahibinin, patent isteme hakkına sahip olmadığı hakkındaki iddiayı ancak buluşu yapan veya halefleri tarafından ileri sürülebilecek.

Patentin hükümsüzlüğü davası, patentin koruma süresince veya hakkın sona ermesini izleyen 5 yıl içinde, sicile patent sahibi olarak kayıtlı kişiye karşı açılabilecek. Menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları patentin hükümsüzlüğünü isteyebilecek.

Patentin hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde, kararın sonuçları geçmişe dönük olarak etkili olacak, patent veya patent başvurusuna sağlanan koruma hiç doğmamış sayılacak.

Kesinleşmiş kararla hükümsüz kılınan patent, enstitü tarafından sicilden terkin edilecek.

– Patent hakkının sona ermesi

Patent hakkı, koruma süresinin dolması, patent sahibinin patent hakkından vazgeçmesi veya yılık ücretlerin öngörülen sürelerde ödenmemesi halinde sona erecek. Hakkı sona eren patentin konusu, kamuya ait olacak.

Patent sahibi, patentin tamamından veya bir ya da birden çok patent isteminden vazgeçebilecek.

Sicile kayıtlı hak ve lisans sahiplerinin izni olmadıkça, patentten vazgeçilemeyecek. Patent üzerinde, üçüncü kişi tarafından hak sahipliği iddia edilmiş ve bu hususta alınan tedbir kararı sicile kaydedilmişse, bu kişinin izni olmadıkça patentten vazgeçilmesi mümkün olmayacak.

– Patent hakkına tecavüz

Tasarıda, patent veya faydalı model hakkına tecavüz fiilleri şöyle sıralandı:

Patent veya faydalı model sahibinin izni olmaksızın buluş konusu ürünü, kısmen veya tamamen üretme sonucu taklit etmek,

Kısmen veya tamamen taklitle meydana getirildiğini bildiği ya da bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla üretilen buluş konusu ürünleri satmak, dağıtmak veya başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, bu amaçlar için ithal etmek, ticari amaçla elde bulundurmak, uygulamaya koymak suretiyle kullanmak, bu ürünle ilgili sözleşme yapmak için öneride bulunmak,

Patent sahibinin izni olmaksızın buluş konusu usulü kullanmak veya bu usulün izinsiz olarak kullanıldığını bildiği ya da bilmesi gerektiği halde buluş konusu usulle doğrudan doğruya elde edilen ürünleri satmak, dağıtmak veya başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak ya da bu amaçlar için ithal etmek, ticari amaçla elde bulundurmak, uygulamaya koymak suretiyle kullanmak veya bu ürünlerle ilgili sözleşme yapmak için öneride bulunmak,

Patent veya faydalı model hakkını gasbetmek,

Patent veya faydalı model sahibi tarafından sözleşmeye dayalı lisans veya zorunlu lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.

Patent konusunun, bir ürün veya maddenin elde edilmesine ilişkin bir usul olması halinde mahkeme, aynı ürün veya maddeyi elde etme usulünün patent konusu usulden farklı olduğunu ispat etmesini davalıdan isteyebilecek.

Patent başvurusu veya faydalı model başvurusu sahibi, başvurunun yayımlandığı tarihten itibaren buluşa vaki tecavüzlerden dolayı dava açabilecek. Tecavüz eden, başvurudan veya kapsamından haberdar edilmiş ise başvurunun yayınlanmış olmasına bakılmayacak. Mahkeme, tecavüz edenin kötü niyetli olduğuna karar verirse, yayımdan önce de tecavüzün varlığı kabul edilecek.

– Faydalı modelin verilmesi, garanti verildiği şeklinde yorumlanamayacak

Yeni olan ve sanayiye uygulanabilen buluşlar, faydalı model verilerek korunacak.

Faydalı modelin yenilik değerlendirmesinde, buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler dikkate alınmayacak.

Kimyasal ve biyolojik maddelere, eczacılıkla ilgili maddelere veya eczacılıkla ilgili usullere, kimyasal ve biyolojik usullere ya da bu usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar, biyoteknolojik buluşlar, usuller veya bu usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar, faydalı model ile korunmayacak.

Faydalı modelin verilmesi, geçerliliği ve yararlılığı konusunda Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından garanti verildiği şeklinde yorumlanamayacak, kurumun sorumluluğunu doğurmayacak.

Aynı kişiye veya halefine, aynı buluş konusunda, aynı koruma kapsamıyla, birbirinden bağımsız olarak birden fazla patent veya faydalı model ya da bu belgelerin her ikisi verilmeyecek.

(Sürecek)

Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı, TBMM Sanayi Komisyonu’nda kabul edildi (2)

TBMM (AA) – Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip kişilerin açmış olduğu tecavüz davasında, sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremeyecek.

TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda kabul edilen Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’na göre, kanunda öngörülen davalarda görevli mahkeme, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemeleri ile fikri ve sınai haklar ceza mahkemeleri olacak.

Bu mahkemeler tek hakimli olarak görev yapacak. Türk Patent ve Marka Kurumunun kanun hükümlerine göre, aldığı bütün kararlara karşı açılacak davalarda ve kurumun kararlarından zarar gören üçüncü kişilerin kurum aleyhine açacakları davalarda görevli ve yetkili mahkeme, Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olarak belirlendi.

Sınai mülkiyet hakkı sahibi tarafından, üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme ise davacının yerleşim yeri veya hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği ya da bu fiilin etkilerinin görüldüğü yerin mahkemesi olarak belirleniyor.

Davacının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması halinde yetkili mahkeme, davanın açıldığı tarihte sicilde kayıtlı vekilin iş yerinin bulunduğu yerde olacak.

Sınai mülkiyet hakkı veya geleneksel ürün adından doğan özel hukuka ilişkin taleplerde, Türk Borçlar Kanunu’nun zaman aşımına ilişkin hükümleri uygulanacak.

– Lisans alanın dava açması

Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak kişilerin açtığı tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremeyecek.

Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa inhisari lisansa sahip olan kişi, üçüncü bir kişi tarafından sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilmesi durumunda, hak sahibinin kanun uyarınca açabileceği davaları, kendi adına açabilecek.

İnhisari olmayan lisans alan, sınai mülkiyet hakkına tecavüz dolayısıyla dava açma hakkı sözleşmede açıkça sınırlandırılmamışsa yapacağı bildirimle, gereken davayı açmasını hak sahibinden isteyecek.

Hak sahibinin, bu talebi kabul etmemesi veya bildirim tarihinden itibaren 3 ay içinde talep edilen davayı açmaması halinde, lisans alan, yaptığı bildirimi de ekleyerek, kendi adına ve kendi menfaatlerinin gerektirdiği ölçüde dava açabilecek. Lisans alan, ciddi bir zarar tehlikesinin varlığı halinde ve söz konusu sürenin geçmesinden önce, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden talep edebilecek.

Mahkemenin tedbir kararı verdiği hallerde talepte bulunan lisans sahibi dava açmaya da yetkili olacak. Kanun uyarınca dava açma hakkı olan kişiler, dava konusu kullanımın, ülke içinde kendi sınai mülkiyet haklarına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek şartıyla, verilecek hükmün etkinliğini temin etmek üzere, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden isteyebilecek.

Tasarı ile işlem yetkisi olan kişiler ve tebligata ilişkin usul ve esaslar da belirlenirken, gerçek veya tüzel kişiler ile bu kişiler tarafından yetkilendirilmiş sicile kayıtlı marka veya patent vekilleri Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde işlem yapabilecek.

Tüzel kişiler, yetkili organları tarafından tayin edilen gerçek kişi veya kişilerce temsil edilecek. Yerleşim yeri yurt dışında bulunan kişiler ancak marka veya patent vekilleri tarafından temsil edilecek.

Vekille temsil edilmeksizin asil tarafından gerçekleştirilen işlemler, yapılmamış sayılacak. Marka veya patent vekili tayin edilmesi halinde, tüm işlemler vekil tarafından yapılacak, vekile yapılan tebligat asile yapılmış sayılacak.

Kanunun uygulanması kapsamında yapılacak tebligatlar, elektronik tebligata ilişkin usullere bağlı olmaksızın, tebligat yapılacak kişinin onayı alınmak şartıyla ve enstitü tarafından gerçek veya tüzel kişi için tahsis edilen elektronik posta kutusuna konulmak suretiyle elektronik ortamda tebliği sağlanacak.

Bu şekilde yapılan tebligatlar, tebligat konusu belgenin posta kutusuna konulmasını müteakip muhatabın, posta kutusuna ilk giriş yaptığı tarihte ve her halde belgenin posta kutusuna konulduğu tarihi izleyen onuncu günün sonunda yapılmış kabul edilecek.

– Ücretler, ödenme süreleri

Sınai mülkiyet hakkının verilmesi veya tescili ile ilgili işlemler için ödenmesi gereken ücretlerin ödendiğine ilişkin bilginin süresi içinde Türk Patent ve Marka Kurumu’na sunulmaması halinde sınai mülkiyet hakkı başvurusu geri çekilmiş olacak. Sicile kayıtlı sınai mülkiyet hakkıyla ilgili olarak ödenmesi gereken ücretlerin ödendiğine ilişkin bilginin süresi içinde Türk Patent ve Marka Kurumuna sunulmaması halinde, ilgili talep yapılmamış sayılacak.

Kurul kararlarının iptali veya hükümsüzlük istemli davalarda verilen kararlar kesinleşmedikçe icra edilemeyecek.

– Hızlı imha prosedürü

Kanunda yer alan suçlar sebebiyle el konulan veya muhafaza altına alınan suça konu eşyanın sayısı, ebadı veya niteliği gibi nedenlerle emanet bürosunda muhafaza edilemeyecek olması halinde, Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda numune alınması mümkün olan eşyadan yeteri kadar numune alınmasının ardından, geri kalan suç eşyası maliye teşkilatına gönderilecek.

Suça konu olan eşyanın, zarara uğraması veya değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesinin varlığı ya da muhafazasının ciddi külfet oluşturması halinde bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine hakim, kovuşturma aşamasında hükümden önce mahkeme tarafından imhasına karar verilecek. İmha işlemleri Cumhuriyet savcısının başkanlığında maliye teşkilatınca oluşturulan üç kişilik komisyon huzurunda yapılacak ve buna dair tutanak tanzim edilecek.

– 287 kadro ihdas edilecek

Türk Patent ve Marka Kurumunun merkez teşkilatı için toplam 278 kadro ihdas edilecek.

Kanunun yayım tarihinden önce enstitüye yapılmış olan ulusal ve uluslararası marka ve tasarım başvuruları ile coğrafi işaret başvuruları, başvuru tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacak.

Kanunun yayım tarihinden önce yapılmış ulusal patent başvuruları ve faydalı model başvuruları, başvuru tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacak. Söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan ek patent başvurularının sonuçlandırılmasında, ek patent başvurusu veya ek patentin bağımsız patent başvurusu ya da patente dönüştürülmesinde, asıl patent başvurusunun başvuru tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümleri uygulanacak.

Maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ulusal aşamaya giren uluslararası veya bölgesel anlaşmalar yoluyla yapılmış patent başvuruları ve faydalı model başvuruları, başvurunun ulusal aşamaya girdiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre, sonuçlandırılacak.

(Sürecek)

Başbakan Yardımcısı Türkeş, Serdar Denktaş ile bir araya geldi

ANKARA (AA) – KKTC Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, “Son zamanlarda Rum tarafından sürekli masayı berhava edecek açıklamalar yapıyorlar ve bunu bizi suçlayarak yapıyorlar. ‘Güzelyurt bölgesine bir yatırım yapılırsa masayı bozarız, vatandaşlık verirseniz masa berhava olur’ gibi hayatımızı dondurmamızı talep eden yaklaşımları var. Rum görüşmecilerin en son attıkları bomba, ‘Kıbrıs Türkleri’nin 17 milyar euro borcu var, Türkiye bu borcu silmezse çözüm olmaz’ oldu.” dedi.

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, Denktaş ve beraberindeki heyetle Çankaya Köşkü’ndeki makamında bir araya geldi.

Türkeş, ziyaretten duydukları memnuniyeti dile getirerek, Denktaş’ı yeni kurulan hükümette aldığı görevden dolayı kutladı.

Denktaş da TOBB’un genel kurul daveti üzerine Türkiye’ye geldiklerini belirterek, KKTC’deki gelişmelerle ilgili bilgi alışverişinde bulunmak üzere Başbakan Yardımcısı Türkeş’i ziyaret ettiklerini söyledi.

Bir gazetecinin Kıbrıs’taki müzakerelere ilişkin sorusu üzerine Denktaş, KKTC ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki görüşmelerin devam ettiğini vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın ve heyetinin görüşmelerle ilgili iyi niyetinin ve samimi bir çözüm isteğinin ortada olduğunu bildirdi.

Türkiye’nin de bu anlamda olumlu destek verdiğine işaret eden Denktaş, şöyle devam etti:

“Ancak son zamanlarda Rum tarafından sürekli masayı berhava edecek açıklamalar yapıyorlar ve bunu bizi suçlayarak yapıyorlar. ‘Güzelyurt bölgesine bir yatırım yapılırsa masayı bozarız, vatandaşlık verirseniz masa berhava olur’ gibi hayatımızı dondurmamızı talep eden yaklaşımları var. Rum görüşmecilerin en son attıkları bomba, ‘Kıbrıs Türkleri’nin 17 milyar euro borcu var, Türkiye bu borcu silmezse çözüm olmaz’ beyanı oldu.”

– “Bize çektirdiklerinin karşılığını da ödemek durumunda kalırlar”

Hükümet olarak gereken cevabı verdiklerini ifade eden Denktaş, Kıbrıs Türklerinin Rumların izolasyonu nedeniyle 1963’ten bu yana tek nefes borusu olan Türkiye’nin kapısını çaldığını belirtti.

Denktaş, şunları kaydetti:

“Bunun faizi de vardır mutlaka ‘rakam doğru değil’ tartışmasına bile girmiyorum. Madem ki onlar 17 milyar euro diyor, bunun üstüne bir de faizini koysunlar. Bize çektirdiklerinin karşılığını da ödemek durumunda kalırlar. Eğer gerçekten siyasi eşitliğe dayanan bir çözüm olacaksa bizim böyle bir borcumuz olsa bile Türkiye, o gerçek, yaşayabilir çözüm için bunun üstünü silebilecek kadar güce sahip bir ülkedir. Bu tür söylemler kendi halkımızın güvenini sarsıyor, Rumların isteksizliğini daha fazla hissettiriyor. Bizim çağrımız, Rum yönetiminin bu tür söylemlerden vazgeçmeleridir.”

Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı, TBMM Sanayi Komisyonunda kabul edildi (1)

TBMM (AA) – TBMM (AA) – Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda kabul edildi.

AK Parti Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız başkanlığında toplanan komisyon, 191 maddelik tasarının görüşmelerini tamamladı.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, marka, coğrafi işaret, tasarım, patent, faydalı model ile geleneksel ürün adlarına ilişkin hakların korunması ve bu suretle teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleştirilmesine katkı sağlamayı amaçlayan tasarının örnek bir çalışma ile komisyondan geçtiğini belirterek, katkıda bulunanlara teşekkür etti.

Tasarının Türkiye açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan Bakan Işık, hazırlık, alt komisyon ve ana komisyon görüşmelerinin tam bir katılım anlayışı içinde geçmesinden duyduğu mutluluğu ifade etti.

Işık, “Olgunlaşmış bir yasa tasarısını TBMM Genel Kurulu’na getirme aşamasına geldik. Ümidim ve arzum, Genel Kurul sürecini de muhalefet partilerimiz ve iktidar partimizin el birliği içinde yürütmesi ve kısa sürede mutabakatla bir sınai mülkiyet kanunu çıkarmamızdır. Bununla ilgili de grup başkanvekillerimiz ile temas kurup tasarının öncelikli olarak gündeme gelmesini iletmeyi arzu ediyorum. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

Komisyon Başkanı Altunyaldız da alt ve ana komisyonda çalışmalara katkı veren iktidar ve muhalefet milletvekillerine teşekkür etti.

Ülke çıkarları doğrultusunda örnek bir iş birliği içinde tasarının şekillendirildiğine işaret eden Altunyaldız, Türkiye’nin uzun yıllardır beklediği ve pek çok ihtiyaca cevap verecek bir tasarının hazırlandığını bildirdi.

Komisyonda kabul edilen tasarı, marka, coğrafi işaret, tasarım, patent, faydalı model ile geleneksel ürün adlarına ilişkin hakların korunması ve bu suretle teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleştirilmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.

Tasarı ile Türk Patent Enstitüsünün adı Türk Patent ve Marka Kurumu olarak değiştiriliyor. Kurumun kısa adı da “Türk Patent” olarak düzenleniyor.

Tescilli markaların piyasada daha etkin kullanımını sağlamak ve kullanılması düşünülmeyen mal ve hizmetler için marka tescil talebinde bulunulmasının önüne geçmek amacıyla yayıma itiraz eden taraftan kullanıma ilişkin bilgi ve belgeler sunulmasının talep edilmesini sağlayan düzenleme getirilmesiyle, markaların kullanımının özendirilmesi hedefleniyor.

AB düzenlemesine paralel olarak yedi yıl sonra yürürlüğe girmek üzere, markalara idari iptal getiriliyor, marka tescil süreçleri kısaltılıyor.

Önceki marka sahibinin başvurunun tesciline açıkça muvafakat ettiğini gösteren noter onaylı muvafakatnamenin Türk Patent ve Marka Kurumuna sunulması halinde başvurunun reddedilemeyeceğine ilişkin düzenleme getiriliyor.

– Başvurunun reddedilmesi

Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dahil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilecek.

Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali varsa, itiraz üzerine başvuru reddedilecek.

Kanunla sağlanan marka koruması, tescil yoluyla elde edilecek. Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine ait olacak ve marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması halinde bazı fiillerin önlenmesini talep etme hakkı olacak.

Tescilli bir markanın, basılı olarak veya elektronik ortamda sunulan sözlük, ansiklopedi ya da başka bir başvuru eserinde, tescilli olduğu belirtilmeden jenerik ad izlenimi verecek şekilde yayımlanması durumunda, marka sahibinin talebine bağlı olarak yayımcı, elektronik ortamda sunulan eserlerde derhal, basılı eserlerde ise ilk baskısında markanın tescilli olduğunu belirtmek suretiyle yanlışlığı düzeltecek ya da markayı eserden kaldıracak.

– Markanın iptali

Tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına 5 yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilecek.

Marka sahibinin izni olmadan markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin ticari vekil ya da temsilci adına tescilinin yapılması halinde, ticari vekil veya temsilcinin haklı bir sebebi yoksa marka sahibi mahkemeden, markasının kullanımının yasaklanmasını talep edebileceği gibi söz konusu tescilin kendisine devredilmesini de talep edebilecek.

Paris Sözleşmesi veya Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması’na taraf devletlerden birinin uyruğunda olan ya da bu devletlerden birinin uyruğunda olmamakla beraber bunlardan birinde yerleşim yeri veya işler durumda ticari müessesesi bulunan gerçek ya da tüzel kişiler veya bunların halefleri, bu devletlerin herhangi birinde yetkili mercilere markanın tescili için usulüne uygun olarak yaptıkları başvuru tarihinden itibaren altı aylık süre içinde, Paris Sözleşmesi hükümleri kapsamında aynı marka ve aynı mal veya hizmetler için Türkiye’de başvuru yapma konusunda rüçhan hakkından yararlanacak.

Markaların Uluslararası Tescili Konusundaki Madrid Sözleşmesi ile İlgili Protokol kapsamında yapılan bir uluslararası başvuru, Türk Patent ve Marka Kurumuna doğrudan yapılan bir başvuruyla aynı sonuçları doğuracak.

– Koruma süresi 10 yıl

Bültende yayımlanmış bir marka başvurusunun, tescil edilmemesi gerektiğine ilişkin itirazlar ilgili kişiler tarafından marka başvurusunun yayımından itibaren iki ay içinde yapılacak.

Tescilli markanın koruma süresi başvuru tarihinden itibaren 10 yıl olacak. Bu süre, 10’ar yıllık dönemler halinde yenilenecek.

Marka hakkı, tescil edildiği mal veya hizmetlerin bir kısmı ya da tamamı için lisans sözleşmesine konu olabilecek.

Mahkeme tarafından ilgili maddeler uyarınca markanın hükümsüzlüğüne karar verilebilecek. Menfaati olanlar, cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilecek. Markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde, markaya kanunla sağlanan koruma hiç doğmamış sayılacak.

Koruma süresinin dolması ve markanın süresi içinde yenilenmemesi; marka sahibinin marka hakkından vazgeçmesi durumunda da marka hakkı sona erecek.

– “Marka hakkına tecavüz”

Marka sahibinin izni olmaksızın markayı kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle, markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak; marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek “marka hakkına tecavüz” sayılacak.

Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve 21 güne kadar adli para cezası verilecek.

Marka koruması olduğunu belirten işareti mal veya ambalaj üzerinden yetkisi olmadan kaldıran kişiye, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası verilecek.

Yetkisi olmadığı halde başkasına ait marka hakkı üzerinde devretmek, lisans veya rehin vermek suretiyle tasarrufta bulunan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.

– “Geleneksel ürün adının tescili”

Tasarıda, coğrafi işaret hakkı, geleneksel ürün adı hakkı ile birlikte düzenleniyor.

Bu kapsamda, geleneksel ürün adının tescil yoluyla korunmasına ilişkin düzenleme getiriliyor.

Coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı başvurularının bültende yayımlanması suretiyle tescil maliyetinin büyük kısmını oluşturan ilan ücretleri ortadan kaldırılıyor.

İlan süresi altı aydan üç aya indirilerek tescil süreci kısaltılıyor, Türk Patent ve Marka Kurumu kararlarına itiraz imkanı getiriliyor.

Coğrafi işaretli ürünlerin denetimine ilişkin rapor sunma sıklığının on yıldan iki yıla indirilmesiyle denetim etkin hale getiriliyor.

Denetim raporu sunulmaması da yaptırıma bağlanıyor.

Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, üretimde yeni metotların geliştirilmesi, iklim değişikliği gibi nedenlerle ürün özelliklerinde meydana gelebilecek değişikliklerin sicile kaydedilebilmesine imkan veriliyor.

(Sürecek)

MHP’deki olağanüstü kongre tartışmaları

ANKARA (AA) – MHP Olağanüstü Kongresi’nin “yapılıp yapılamayacağı” üzerine tartışmalar sürüyor.

MHP Genel Merkezi’ne göre Yargıtay kararının beklenmesi gerekiyor ancak muhalif kanat, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda 15 Mayıs’ta kongre salonunda olmayı planlıyor.

MHP’de Genel Merkez ve muhalif avukatları, olağanüstü kongre sürecine ilişkin yerel mahkeme kararının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin dosyaya yönelik duyurusunu değerlendirdi.

MHP Genel Merkez avukatı Yücel Bulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin, yürütülen algı operasyonlarına karşı böyle bir açıklama yapma gereği duyduğunu düşündüğünü bildirdi.

Bulut, “Bu açıklamadan benim anladığım, kararın algı operasyonlarında iddia edildiği gibi bugün yarın çıkacak bir karar olmadığına işaret ediyor.” dedi.

Duyuruda, dosyanın mayıs ayı içerisinde müzakere edileceğinin belirtildiğini aktaran Bulut, “Tabii ‘şu gün karar çıkacak’ demek mümkün değil mayıs ayı içerisinde. Hafta sonuna bu kararın yetişmesi mümkün görülmediğine göre tedbir kararları ışığında zannediyorum ki güvenlik güçleri gerekli tedbirleri alacaktır. Ben kongrenin yapılabileceğini düşünmüyorum.” ifadesini kullandı.

Kongrenin yapılmasına yönelik girişimlerin engellenmesi için alınan kararı da değerlendiren Bulut, “Güvenlik kuvvetleri bu kararları aldılar. Gerekli güvenlik önlemlerini almak onların yetkisi dahilinde. Nasıl bir güvenlik tertibatı alınacak o konuda malumat sahibi değilim ama bu tedbir kararları geçerli ve yürürlükteki kararlar, uygulanacağını düşünüyorum.” diye konuştu.

– “Niye bekletiyorlar anlamamız mümkün değil”

Eski MHP Milletvekili Meral Akşener’in avukatı Feridun Bahşi ise Genel Merkez cephesinin “algı operasyonu” yaptığını savundu.

“Yargıtay, kapısına ‘dosyayı bu ay içerisinde görüşeceğiz’ diye yazana kadar 20 sayfalık bizim dosyamızı inceleyebilirlerdi, niye bekletiyorlar anlamamız mümkün değil” diyen Bahşi, şöyle devam etti:

“Bizim Yargıtay onama kararının onaylamasını beklememiz gibi bir durum söz konusu değildir zira 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin kararının bizim düşüncemize göre temyiz kabiliyeti yok.

Yargıtayın karar vermesini, dosyanın netleşmesi açısından ve milletin kafasındaki kavram karmaşasının giderilmesi açısından önemsedik yoksa Yargıtay kararının kesinleşmesi şartı yok. Genel Merkez, Yargıtaya icranın durdurulması yönünde de bir başvuru yapmadı.

Bu konuda Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin bu tür kararların temyize tabi olmadığına dair onlarca kararı var. Hatta Büyük Anadolu Derneği örneğinde olduğu gibi içtihat oluşturmuş hukuk genel kurul kararı var.”

Bahşi, mevcut dosyanın çok değerlendirme yapılacak, karmaşık, büyük, tarafları olan bir dosya olmadığını savunarak, “Dosya; basit, tespit ve tedbir dosyası. Tespit ve tedbir dosyasının, Türkiye’de milyonlarca kişinin beklediği bir kararın geciktirilmesini anlamak mümkün değil. İnsanın aklına tabii ki bu konuda farklı şeyler geliyor. Acaba basına yansıyan daire üzerinde farklı baskılar mı sebebiyle uzatılıyor anlamıyoruz. Biz Türk adaletinin her kademesinin baskılar karşısında dimdik duracağına ve hak hukuk adalet çerçevesinde karar vereceklerine inanan insanlardanız” değerlendirmesinde bulundu.

Feridun Bahşi, tüm dava süreci boyunca Genel Merkez’in yanlış yönlendirildiğini savunarak; “Sonuç itibarıyla biz 15 Mayıs 2016 günü saat 09.00’dan itibaren Büyük Anadolu Otel’deyiz” dedi.

– “Kararın verilebileceğini düşünüyoruz”

Akşener’in avukatlarından Uğur Tarhan da Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin kararının usule uygun olduğunu, bu kararı denetlemek ve nihai kararı vermekle yetkili organın Yargıtay olduğunu ifade etti.

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin kararının ardından Yargıtayın görev alanına müdahale anlamı taşıyacak hukuki ihtilaflar doğduğunu aktaran Tarhan, bunları gidermenin de Yargıtayın sorumluluğunda olduğunu bildirdi.

Kamuoyuna mal olmuş bir kararı geciktirmenin hukuk düzenine yarar sağlamayacağını, kamuoyunun beklentisini de karşılamayacağını vurgulayan Tarhan, “Çok da kapsamlı olmayan dosyayla alakalı bu ayın 15’inden önce karar verilmesini engelleyen nedir? Böyle bir engel olmadığını, kararın verilebileceğini, hukuk düzeninin de tekrar rayına gireceğini, kamu düzeni açısından da olumlu, faydalı, yararlı bir durum oluşacağını düşünüyoruz.” diye konuştu.

Tarhan, kararın ayın 15’inden önce çıkmasının sadece kendilerinin değil kamuoyunun da beklentisi olduğuna dikkati çekti.

Tarhan, şunları kaydetti:

“Maalesef Yargıtayın yetkisine müdahale eden, yarın hukuk düzeni açısından sorunlar çıkarabilecek, hukuki kaos ortaya çıkarabilecek işlemler oldu. Bu işlemlerin de Yargıtay tarafından ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu, sıradan bir dosya değil. Yargıtayın, kamu düzeninin bozulmasının, istenmeyen hadiselerin olmasının önüne geçilmesi açısından da sorumluluğu vardır. Kapsamlı bir dosya değil, ön incelemesi de yapılmış. Bu nedenle kararın, olumlu ya da olumsuz bir an önce çıkmasını bekliyoruz.”

UPDATE – Pakistan reacts to execution of Jamaat-e-Islami leader

UPDATES WITH REACTION FROM UN, AMNESTY INTERNATIONAL, EDITS THROUGHOUT

By Aamir Latif

KARACHI, Pakistan (AA) – Pakistani rights activists and politicians on Wednesday denounced the execution of Jamaat-e-Islami leader Motiur Rehman Nizami by Bangladesh, fearing the move could deepen polarization in the impoverished nation.

“First of all, I am totally against capital punishment,” Asma Jehangir, a senior lawyer and former head of the Human Rights Commission of Pakistan, told Anadolu Agency. “Secondly, due justice has been denied.”

Jehangir was among four Pakistanis to receive a Friend of Bangladesh award from Prime Minister Sheikh Hasina in 2013 for her opposition to Pakistan’s 1971 invervention in Bangladesh.

“Bangladesh should go for reconciliation rather than revenge,” she said. “Otherwise, I see deep polarization in Bangladeshi society.” She warned that executions for war crimes would aggravate extremism in Bangladesh.

She added: “This is natural that when you oppress a certain group of society for their political and religious beliefs – there is always a backlash. Politics is not justice. It is a way to create an atmosphere where everyone can live in peace and harmony.”

Nizami, 73, was executed early Wednesday after being convicted of genocide, rape and torture linked to a militia that helped the Pakistani army identify and kill pro-independence activists during the country’s 1971 independence war.

He was the fifth and the highest-ranked opposition leader to be executed since Hasina set up a war crimes tribunal in December 2013.

Intekhab Alam Suri, chairman of Pakistan’s Human Rights Network, described the execution of Nizami and others for war crimes as a “mockery of justice”.

“There was everything in Nizami’s trial except justice,” he said. “It was a bogus trial on the basis of cooked-up evidence after a period of 45 years. It seems the Hasina government has decided in principle to hang her political opponents in the name of war crimes.”

Siraj-ul-Haq, the chief of Jamaat-e-Islami Pakistan, blamed the “criminal silence” of the Pakistani government for Nizami’s execution.

“If the government had been active and approached the United Nations and other international forums, it could have stopped the Hasina Wajed government from executing Maulana Nizami,” he said in a statement.

– Due process problems

Pakistan’s National Assembly on Wednesday passed a resolution denouncing the execution. Presented by Defense Production Minister Rana Tanvir Hussein, the resolution described the execution as unjust and called on the Bangladeshi government to desist from bogus trials and executions.

“This act is aimed at sprinkling salt on 25-year-old wounds,” the bill said.

Railways Minister Khawaja Saaad Rafiq added: “This is not an issue related to a particular political party. This is a matter of ideology. I as a Pakistani feel ashamed for Nizami’s execution. Hasina’s lust for blood is still not over.”

A spokesman for the UN High Commissioner for Human Rights in London said there were concerns over the case.

“Serious due process problems have been raised by our office and several UN human rights experts, including the lack of adequate access to legal assistance and the lack of equality of arms between the prosecution and the defense,” the spokesman said.

Amnesty International described the execution as “deplorable”. In a statement, Champa Patel, the group’s South Asia director, said: “We are dismayed that Bangladeshi authorities have executed Motiur Rehman Nizami.

“The victims of the horrific events of the 1971 Liberation War are entitled to justice, but taking another life is not the answer.”

Symbolic funerals for Nizami were held in several Pakistani cities and were attended by thousands of people.

* Michael Daventry contributed to this report from London.

Başbakanlık’ta PDY ile Mücadele Toplantısı

ANKARA (AA) – Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile mücadeleye ilişkin, “PDY sadece hükümet ve AK Parti için değil, devlet için bir tehdittir, demokrasi ve hukuk sistemi açısından büyük bir tehlikedir. Bu örgütün güvenlik ve yargı bürokrasisi üzerinden kalkıştığı darbe girişimleri sadece hükümeti değil, devleti ve devletin ayakta kalmasını sağlayan kurumları devirmeye yöneliktir.” dedi.

Akdoğan, Başbakanlık Merkez Binada gerçekleştirilen, Paralel Devlet Yapılanmasıyla Mücadele Toplantısı öncesinde açıklamalarda bulundu.

PDY ile mücadelenin Milli Güvenlik Kurulu ve Bakanlar Kurulu kararlarına yansıdığını belirten Akdoğan, 17 Şubat 2016’da yayımlanan Başbakanlık genelgesinin, cumhurbaşkanının başkanlığında, devletin tüm kurumlarının bu örgüte karşı ortaya koyduğu mücadeleye vurgu yaptığını söyledi.

Akdoğan, genelgeyle terör örgütleri veya legal görünümlü illegal faaliyet yürüten yapılarla teması olan, onlarla hareket eden, destek olan, bunlarla mücadeleyi engelleyen veya propagandasını yapanlara karşı alınması gereken tedbirlerin ortaya konduğunu dile getirerek 7 Nisan’da da konuyla ilgili koordinasyon görevinin kendisine verildiğini anımsattı.

Gerçekleştirecekleri toplantıda tüm bakanlık müsteşarlarının konuyla ilgili yaptıkları çalışmaların ele alınacağını ve atılması gereken ilave adımların masaya yatırılacağını ifade eden Akdoğan, “Bu örgütle mücadele bir devlet politikasıdır ve tüm devlet kurumları bu politika çerçevesinde kendi alanlarında gereken adımları atacaklar, bu hastalıklı örgütle amansız bir mücadele yürüteceklerdir.” diye konuştu.

Paralel Devlet Yapılanması örgütünün tehdit kapasitesi ve eylemlerinin son yıllarda net bir şekilde ortaya çıktığına işaret eden Akdoğan, “Sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakanlığı döneminde bu tehdide karşı takındığı net tavır, cumhuriyeti, devleti ve demokrasiyi koruma kararlılığı sayesinde bu yapı ve uzantıları deşifre edilmiş, tüm oyunları, oyun planları bozulmuştur. Gelinen noktada örgütün organizasyon şeması, kadroları, amaçları deşifre edilmiş ve toplumda büyük bir farkındalık oluşmuştur.” değerlendirmesinde bulundu.

– “Örgütün amacı esaret rejimi kurmak”

“1970’li yıllardan bu yana devlet kurumlarında gizlice örgütlenen PDY sadece hükümet ve AK Parti için değil, devlet için bir tehdittir, demokrasi ve hukuk sistemi açısından büyük bir tehlikedir.” ifadesini kullanan Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu örgütün güvenlik ve yargı bürokrasisi üzerinden kalkıştığı darbe girişimleri sadece hükümeti değil, devleti ve devletin ayakta kalmasını sağlayan kurumları devirmeye yönelikti. Tek tek bütün vatandaşlarımız, gruplar, cemaatler, kurumlar bu örgütün mağduru olmuştur. Sınav sorularının çalınmasından, istihbarat ve silahlı kuvvetlere yönelik kumpas girişimlerine, iş adamlarına ve medya mensuplarına şantaj yapılmasından yüz binlerce insanın yasa dışı dinlenmesine kadar herkes bu örgütün hedefi olmuştur. Bu örgütün amacı esaret rejimi kurmak ve Türkiye’yi yabancı güçler adına uydu ülke haline getirmektir.”

Demokratik gelişmelerden istifade eden örgütün vesayet rejimi kurmak için demokrasiye ve siyasete kastettiğinin altını çizen Başbakan Yardımcısı Akdoğan, şöyle devam etti:

“Bu hayalet ve asalak yapı, demokratik araçları demokrasiye kastetmek için istismar etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşu sayesinde örgüt başka çıkar yol bulamadığı için adeta intihar saldırısı şeklinde eylemlere ve saldırılara yönelmiş ama tüm girişimleri de akamete uğratılmıştır. Türkiye’de geçmiş dönemde din-devlet ilişkilerinde yaşanan sorunları bahane ederek din istismarı ile güçlenmeye çalışan örgüt, öncelikle kendisine manevi duygularla destek olan insanlara ihanet etmiştir. Devleti ele geçirmeye çalışan bir casusluk şebekesine dönüşmüştür. Dünyada hiçbir demokratik devlet, maaşını ve gücünü devletten, talimatı başka yerden alan, kendi altını oyan bir yapıya izin vermez. Devlet içine sızmış tüm unsurların tasfiyesi, verdikleri zararın tamamen ortadan kaldırılması, devletimizin bekası, milletimizin selameti açısından kaçınılmazdır.”

– “Şebeke tarumar edilmiştir”

Örgütün, onlarca yılda oluşturduğu operasyon kabiliyetinin önemli ölçüde etkisiz hale getirildiğini vurgulayan Akdoğan, şunları söyledi:

“Adeta şer üçgenine dönüştükleri alanlarda şebeke tarumar edilmiştir ancak bu örgütün devlet içindeki gizli gücü tamamen tasfiye edilmemiştir. Devletimizin tüm kurumlarının bir seferberlik ruhuyla bu gücü etkisizleştirmesi ve sisteme verdikleri zararı tamamen ortadan kaldırılması çok büyük önem taşımaktadır. Bu örgütün lider kadroları ve illegal sorumluları büyük ölçüde yurt dışına kaçmış durumda. Yargı süreçlerinin kendilerine uzanacağını düşünenler de adaletin pençesine yakalanmamak için yurt dışına kaçıyorlar. PDY örgütü şu anda yurt dışında Türkiye karşıtı cephenin neferi olmuş, Türkiye düşmanlarıyla şer ittifakına girmiştir. Bu örgütün elemanları, Türkiye’ye karşı algı operasyonları içinde faaliyet göstermektedir. 7 Haziran’dan sonra nasıl PKK, DHKP/C, DEAŞ gibi terör örgütleri eş zamanlı olarak saldırıya geçtiyse paralel örgüt de bu saldırının bir parçası olmuştur.”

Türkiye’de kaos çıkarmaya yönelik bu oyunun bir aktörünün de PDY olduğunun altını çizen Akdoğan, “Terör örgütleriyle ve Türkiye düşmanlarıyla açık işbirliği yapan paralel yapıyla mücadelede başarılı olunması, terörle mücadelede başarılı olunabilmesinin mutlak şartıdır.” dedi.

Akdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu yüzden sürekli söylediğimiz şey budur; terörle mücadele de başarılı olmak istiyorsak, bu oluşumlar, örgütler, yapılarla da amansız bir mücadele ortaya koymak ve başarılı olmak durumundayız. Türkiye Cumhuriyeti nezdinde, PDY’nin PKK’dan, DEAŞ’tan hiçbir farkı yoktur. Devlete ve demokrasiye savaş açan tüm bu örgütlerle mücadele bir milli güvenlik meselesidir. Bu, herhangi bir kişinin, kurumun, hükümetin de sorunu değildir. Türkiye’nin sorunudur, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir sorunudur. Bu yüzden topyekun mücadele çok büyük önem taşımaktadır.”

-“Bukalemun gibi…”

Örgütün farklı taktik ve stratejilerle ayakta kalmaya çalıştığını, kamuya, diğer cemaatlere sızma girişiminde bulunduğunu bildiklerini aktaran Akdoğan, “Şirketleri, mal ve mülkleri satarak yurt dışına kaçırmaya çalıştıkları, farklı isimlerle adeta bukalemun gibi tutunmaya çalıştıklarını görüyoruz.” diye konuştu.

Bu konuda geçen hafta da uyarı yaptığını hatırlatan Yalçın Akdoğan, örgütün birtakım şirketleri satarak yurt dışına paraları kaçırmaya çalıştığını ifade etti.

Bu örgütün mallarını almanın “kara para aklamak” manasına geldiğini vurgulayan Akdoğan, “Suça ortak olmak, teröre destek vermek anlamına gelir. Devam eden soruşturmalar, bu şirketler üzerinden o şahıslara da uzanır.” dedi.

Yalçın Akdoğan, şunları kaydetti:

“Buna karşı iyi niyetli olarak vatandaşlarımızı uyarıyoruz, ister bu şekilde gerçekten alsınlar, ister muvazaa bir işbirliğinin içine girmiş olsunlar, diğer bir oyunları da birtakım farklı vakıflara, derneklere, cemaatlere birtakım malları devrederek, bu soruşturmaların onlara da uzanmasını sağlamak ve devlet sanki onlara karşı bir işin içindeymiş gibi göstermeye çalışmak. Bu oyuna da kimse gelmemelidir. Bu oyunlara bilerek veya bilmeyerek alet olanlar devam eden soruşturmalar bağlamında hukuki açıdan sorumluluktan kurtulamazlar. Tüm illegal örgütlerle mücadele devletin görevidir. Bu mücadeleyi adaleti ve hakkaniyetle gözeterek devam ettiriyoruz. Adalet hak edene hak ettiğini vermek demektir. Adaletin gereği açık haksızlıklar ve hukuksuzlar karşısında gerekenin yapılmasıdır. Bunların yaptıklarını kimileri günah, kimileri ayıp görebilir. Ama devlet suçla ilgilenmektedir. Açık, aleni suç vardır ortada. Devlet elbette bunun üzerine gitmektedir ve gidecektir. Bu mücadele, hukuk içinde, sapla samanı karıştırmadan, büyük bir hassasiyetle devam etmektedir.”

Bugünkü toplantıda bu hastalıklı yapının tamamen etkisizleştirilmesi için yapılan çalışmaları değerlendireceklerini ve atılması gereken ilave adımları ele alacaklarını aktaran Akdoğan, “Bir hususu da özellikle vurgulamak istiyorum; AK Parti’nin kongresi var, işte yeni bir hükümet kurulacak, geçiş süreci, ‘acaba bu mücadelede bir duraksama, bir rehavet oluşur mu’ diye birileri de ümitlenmesin, hükümetimiz görevimizin başındadır ve bu mücadele bu süreçte de aynı kararlılıkla devam etmektedir. Nasıl bugünlerde PKK terörüyle ciddi bir mücadele yürütülüyorsa, operasyonlar yapılıyorsa aynı şekilde bu örgüte karşı da mücadele hız kesmeden sürdürülecektir.” değerlendirmesinde bulundu.

Akdoğan, toplantıda bakanlık ve kurum müsteşarlıklarıyla, mücadelede nereden nereye gelindiği ve daha hangi mesafelerin alınması gerektiğinin değerlendirileceğini anlattı.

– Toplantıya katılanlar

Başbakan Yardımcısı Akdoğan’ın konuşmasının ardından, toplantı basına kapalı olarak devam etti.

Toplantıya, Başbakanlık Müsteşarı Kemal Madenoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müsteşarı Ebubekir Şahin, AB Bakanlığı Müsteşarı Rauf Engin Soysal, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarı Ersan Aslan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mazhar Yıldırımhan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Mustafa Öztürk, Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı İbrahim Şenel, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez, Gençlik ve Spor Bakanlığı Müsteşarı Faruk Özçelik, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Nusret Yazıcı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Cenap Aşçı, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Selami Altınok, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Cüneyd Düzyol, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Ali Şahin, Maliye Bakanlığı Müsteşarı Seyit Ahmet Baş, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı Sezai Bostancı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşarı Akif Özkaldı, Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Tarkan Alpay, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Müsteşarı Özkan Poyraz, Hazine Müsteşar Yardımcısı Taşkın Temiz ile Savunma Sanayi Müsteşarı İsmail Demir katılıyor.

AK Parti’den Kılıçdaroğlu’na yanıt

TBMM (AA) – AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başkanlık sistemi ile ilgili sözlerini değerlendirirken, “Kılıçdaroğlu ne yapacak? Başkanlık sistemini savunan milletvekillerini, vatandaşları infaz mı edecek? Naziler gibi gaz odalarına mı toplayacak?” ifadesini kullandı.

Turan, yaptığı yazılı açıklamada, Kılıçdaroğlu’nun TOBB Genel Kurulu’nda “talihsiz” bir konuşma yaptığını belirterek, “kandan beslenen bir anlayışla partisine ve devlet adamlığına yakışmayacak bir tavır daha sergilediğini, demokratik zeminde tartışılacak sistem problemlerini aklıselim zeminde tartışmak yerine savaş çığırtkanlığı yaptığını” savundu.

“Kılıçdaroğlu’nun, ülkede kaos ortamı yaratmak için çağrıları, ürkütücü bir şekilde çözüm zihniyetini ortaya koymaktadır. Durumun vahameti ortadadır. Üzülerek söylüyorum ki Kılıçdaroğlu şirazesinden çıkmıştır.” görüşünü savunan Turan, AK Parti’nin, başından beri siyaseti ahlaki zeminde yaptığını bildirdi.

Turan, açıklamasında şunları kaydetti:

“Kılıçdaroğlu kendisini siyasi rekabete kaptırmış olabilir ancak ahlak siyasetin dışında değildir. Ne yazık ki Anamuhalefet partisi bu tavrıyla, siyaset zeminini ahlaksız bir seviyeye çekmeye çalışmaktadır.
Daha evvel farklı platformlarda da ifade ettik. Ne yazık ki Mustafa Kemal’in partisi, küfürbazların terfi ettiği ve küfürbazların başının da Genel Başkan olduğu bir parti haline geldi.
Merak ediyoruz Kılıçdaroğlu ne yapacak? Başkanlık sistemini savunan milletvekillerini, vatandaşları infaz mı edecek? Naziler gibi gaz odalarına mı toplayacak?
Aslında Kılıçdaroğlu’na hak ettiği dilden cevap verebiliriz. Ancak partimizin, siyaset kültürümüzün edindiği ahlak, bulunduğumuz makam buna engel. Kılıçdaroğlu ve küfürbaz partisi, bizim ahlakımıza güvendikleri için bu kadar pespaye bir dil kullanıyorlar. Bizim bu seviyeye gelmeyeceğimizi bildikleri için bu şekilde saldırıyorlar.
Şunu herkes bilsin ki bu ülkede sistem değişikliğine karar verecek olan sadece ve sadece milletimizdir. Milletimiz, Kılıçdaroğlu’nun iç savaş tehditlerine pabuç bırakmayacak sağduyuya sahiptir. “

TBMM Başkanı Kahraman Singapur’a geldi

SİNGAPUR (AA) – TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve beraberindeki parlamento heyeti Singapur’a geldi.

Kahraman’ı, Singapur Changi Havalimanı’nda, Singapur Parlamentosu Başkanvekili Charles Chong, Türkiye’nin Singapur Büyükelçisi Taner Seben ve diğer yetkililer karşıladı.

İsmail Kahraman’ın Singapur’daki temasları iki gün sürecek.

Turkey condemns execution of Bangladeshi party leader

ANKARA (AA) – The Turkish Foreign Ministry strongly condemned on Wednesday the execution of the leader of Bangladesh’s Jamaat-e-Islami party, Motiur Rahman Nizami.

The ministry said in a written statement that it had learned with “great sorrow” of Nizami’s execution.

“We strongly condemn the execution, since we believe that Nizami did not deserve such a punishment, and we extend our condolences for the deceased,” it added.

Turkey said it will continue to stand in solidarity with the “brotherly” Bangladeshi people while they work to maintain social peace.

It also said that for three years now Turkey has called on Bangladesh to suspend executions and expressed concerns that they would stoke societal tensions.

Nizami was hanged at the Dhaka Central Jail at 12.10 a.m. local time Wednesday (1810GMT Tuesday).

In October 2014, he was convicted of committing atrocities during the 1971 Bangladesh War of Independence by Bangladesh’s International Crimes Tribunal and sentenced to death .

Preparations for the execution began last Thursday, when the country’s Supreme Court rejected his request for a review of his death sentence.

On Monday, the court’s final verdict was issued and referred to the prison authorities.