Modern Talking’in solisti Thomas Anders Türkiye’ye geliyor

İSTANBUL (AA) – Modern Talking grubunun solisti Thomas Anders grubu ile İstanbul’da konser verecek.

Müzik dünyasına özellikle 1980’li yıllara damgasını vuran Modern Talking grubunun kurucularından ve solisti Thomas Anders, Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nun sezon kapanışında grubu ile sahne alacak.

Konser, 28 Mayıs Cumartesi saat 20.00’de CRR’de gerçekleşecek.

– Modern Talking grubu

Anders ve Dieter Bohlen tarafından 1984’te kurulan ve dünya çapında 120 milyonu aşan satış rakamıyla tüm zamanların en popüler Alman müzik grubu olan Modern Talking, 1984 yılında yayınladıkları “You’re My Heart, You’re My Soul” adlı şarkı ile 35 ülkenin müzik listelerinde 1 numaraya yerleşti.

Grup, sadece single olarak 8 milyon satan parçanın ardından yayınlanan “You Can Win If You Want”da da benzer bir başarıyla 29 ülkenin müzik listesinde zirveye oturdu.

Ardı ardına yayınlanan albümler ile büyük başarılara imza atan grup, “Cheri Cheri Lady”, “Brother Louie”, “Atlantis Is Calling”, “Geronimo’s Cadillac”, “Jet Airliner” gibi parçalar ile de dünya müzik listelerinde bir numara olmaya devam etti.

12 albüm ve 120 milyonu aşan satış rakamlarının ardından sona eren Modern Talking efsanesi, Anders tarafından 10 solo albüm ve dünya çapında süren konserler ile devam ediyor.

Settar Tanrıöğen’e “Yılın Esnaf Sanatçısı” ödülü

İSTANBUL (AA) – İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İSTESOB) tarafından TRT 1’de yayınlanan “Baba Candır” dizisinde oynadığı esnaf rolünden dolayı Settar Tanrıöğen’e “Yılın Esnaf Sanatçısı” ödülü verildi.

Birlik Başkanı Faik Yılmaz, Settar Tanrıöğen’e ödülünü, dizinin Beykoz’daki setinde verdi.

Faik Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki esnaf ve sanatkarların, dizideki örnek esnaf karakterinden dolayı çok mutlu olduklarını söyledi.

“Baba Candır” gibi dizilerin, esnaf ve sanatkar olmak isteyenlere güç verdiğine değinen Yılmaz, “Birliğe, beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu bu dönemde aile dizileri bizi çok heyecanlandırıyor. Tam ihtiyacımız olduğunda karşımıza çıktığı zaman daha da mutlu oluyoruz. Bir babanın, ekmek parası kazanırken nelerle karşılaştığını görmüş oluyoruz. Üyelerimizden sürekli telefon aldık bu diziyle ilgili. Seçici kurulumuz bu yıl ödülü ‘Baba Candır’a vermeyi uygun gördü.” dedi.

Dizide “Yufkacı Salih” karakterini canlandıran Settar Tanrıöğen ise beğenilmenin bir oyuncu için her zaman sevindirici olduğunu dile getirdi.

Şimdiye kadar oynadığı hiç bir karakterle ilgili özel bir çalışma yapmadığını aktaran oyuncu, şöyle konuştu:

“Bu dizide esnaf karakterini canlandıran bir oyuncuyum. Aldığım ödül, oynadığım karakteri, doğruya ne kadar yaklaştırdığımın bir sağlaması oldu benim için. Esnafı severim ben. Süper marketten çok bakkaldan, pazardan, kasaptan alışveriş yaparım. Esnafla da aram iyidir. Burada dükkandayken de gelen geçen el sallıyor. Hayırlı işler diyenler, fotoğraf çektirenler oluyor. Mahallenin esnafı gibiyim. Keyifli bir durum.”

– “İçten bir ödül”

İSTESOB tarafından “Yılın Yönetmeni” seçilen Murat Onbul da içinde aile barındıran sıcak konuları sevdiğini ve insan hikayeleri çekmeye çalıştığını anlattı.

Hikayenin kahramanının esnaf olmasının ayrıca mutluluk verdiğini kaydeden Onbul, “İSTESOB’un hikayeye buradan bakması çok hoşuma gitti. Bu ödülü almak bende güzel bir duygu yarattı. Kendimi iyi hissettim. Ödül, babanın ‘Aferin oğlum’ demesi gibi bir şey. Daha samimi, içten bir ödül oldu.” ifadelerini kullandı.

Etkinlikte ayrıca dizinin yapımcısı Faruk Bayhan’a “Yılın Yapımcısı” ödülü ve oyunculara çiçek takdimi yapıldı.

“Baba Candır”, uzun yıllar önce eşini kaybedince, üç çocuğuna hem babalık hem annelik hem de “hayat koçluğu” yapmak zorunda kalmış, emektar bir yufkacı olan Salih ve ailesinin başından geçen bazen neşeli, bazen de hüzünlü olayları anlatıyor.

Başrollerinde Uraz Kaygılaroğlu ve Berna Koraltürk’ün de yer aldığı dizi, pazar günleri TRT 1 kanalında yayınlanıyor.

Sultan Abdülaziz sergisi Londra’da

İSTANBUL (AA) – Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği (UKSD) tarafından düzenlenen, “Eskizlerden Tablolara Sultan Abdülaziz Resim Sergisi”, Londra’da sanatseverlerle buluşacak.

UKSD’den yapılan açıklamaya göre, Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in eskizleri ve bu eskizler temel alınarak oluşturulan yağlı boya tabloları, Yunus Emre Enstitüsü Türk Kültür Merkezi’nde sergilenecek.

Bir süre saray ressamı olarak Dolmabahçe Sarayı’nda çalışan Polonyalı ressam Stanislaw Chlebowski’nin padişahı at üzerinde tasvir ettiği portresi de sergide görülebilecek.

Başbakanlık Tanıtma Fonu’nun katkıları ve Yunus Emre Enstitüsü’nün destekleriyle hazırlanan sergi, Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Abdurrahman Bilgiç’in katılımıyla 18 Mayıs’ta ziyarete açılacak.

Serginin açılışında ayrıca, Aslıhan Eruzun Özel, Özer Özel ve Kemal Karaöz, Sultan Abdülaziz’in Türk müziği formunda bestelediği eserlerden örnekleri icra edecek.

Sultan Abdülaziz’in, saray ressamı S. Chlebowski’ye hediye ettiği desen defterinde yer alan çizimler, ilk olarak 2013’te, İstanbul Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde sergilendi.

Sultan Abdülaziz’in resmi ziyarette bulunduğu 3 Avrupa şehrinde sergilenmek üzere yola çıkan sergi, daha önce de Viyana ve Paris’te sanatseverlerle buluştu.

Padişahın pek bilinmeyen bir özelliğini gündeme getiren sergi, 31 Mayıs’a kadar gezilebilecek.

Gaziantep Kitap Fuarı’nın ardından

GAZİANTEP (AA) – Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen “Gaziantep Kitap Fuarı”, yaklaşık 100 bin kişi tarafından ziyaret edildi.

Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ tarafından, Türkiye Yayıncılar Birliği, Gaziantep Valiliği, Gaziantep Üniversitesi, Ticaret Odası, Ticaret Borsası ve Sanayi Odası’nın desteğiyle kentte ilk kez 3-8 Mayıs tarihlerinde, 75 yayınevi ve 100 yazarın katılımıyla düzenlenen fuar, öğrenciler başta olmak üzere vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.

Kitapların vatandaşlara indirimli olarak sunulduğu ve yaklaşık 100 bin kişinin ziyaret ettiği bildirilen fuarda, kitapseverler sevdikleri yazarlardan imza alma şansı da buldu.

Gaziantepli yazarların yanı sıra Türkiye’nin ünlü yazarlarının da katıldığı fuarda, söyleşi ve imza günleri dahil 40’ın üzerinden etkinlik gerçekleştirildi.

Meteorolojiden lodos uyarısı

ANKARA (AA) – Yurdun iç ve batı kesimlerinde yarın kuvvetli lodos beklendiği bildirildi.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada, cuma günü rüzgarın Marmara, Ege, Batı Akdeniz’in iç kesimleri ile İç Anadolu Bölgesi’nde özellikle gündüz saatlerinde güneybatı yönlerden kuvvetli ve zaman zaman kısa süreli fırtına şeklinde eseceği belirtildi.

Lodosun (50-70 km/s) eseceği beklendiğinden, vatandaşların ağaç ve direk devrilmesi, çatı uçması ve toz taşınımı nedeniyle görüş mesafesinin azalmasına karşı tedbirli olmaları istendi.

Afşin’de 7 öğrenci “Yedi Uyurlar”ı 7 tuval ile anlattı

KAHRAMANMARAŞ (AA) – Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde 7 lise öğrencisi, UNESCO Dünya Kültür Mirasları Geçici Listesi’nde yer alan Eshab-ı Kehf’in kıssasında geçen 309 yıllık “Yedi Uyurlar” hikayesini 7 tuvale yaptıkları yağlı boya çalışmasıyla anlattı.

Kur’an-ı Kerim’deki Kehf Suresi’ni referans alan Afşin Fen Lisesinden 7 öğrenci, Eshab-ı Kehf’teki “mağara arkadaşları”nın kıssasını resme yansıtmak amacıyla hazırlanan “Yedi Çocuk, Yedi Tuval, Yedi Uyurlar” projesi üzerinde çalıştı. Öğrencilerin çalışması 7 ay sürdü.

Okulları tarafından açılan TÜBİTAK Bilim Fuarı’nda tuvalleri sergileyen öğrenciler, ilgi odağı oldu.

Okulun Görsel Sanatlar öğretmeni Nebahat Oral, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Afşin Fen Lisesi olarak, Eshab-ı Kehf Külliyesi’nin, UNESCO Dünya Kültür Mirasları Geçici Listesi’ne girmesi dolayısıyla “Yedi Çocuk, Yedi Tuval, Yedi Uyurlar” projesini hazırladıklarını söyledi.

Oral, öğrencilerin Kehf Suresi’ndeki 9. ve 26. ayetler arasında anlatılan olayı resimle anlatmaya çalıştıklarını belirtti. Oral, öğrencilerin yağlı boya çalışmasıyla ortaya tek bir hikayesi olan, birbirinden güzel 7 ayrı eser çıkardığını söyledi.

– 309 yıllık “ilahi” hikaye

Tuvallerde, insanların kendilerine tapmasını isteyen Kral Dakyanus’dan kaçan gençlere, çoban ile Kıtmır isimli köpeğin katılmasının anlatıldığını belirten Oral, şu bilgileri verdi:

“Resimlerde Yedi Uyurlar’ın mağaraya sığınmalarını yansıtmaya çalıştık. İki çalışmamız, mağara içerisinde geçirdikleri 309 seneyi anlatıyor. Ayette ‘Biz onları çürümesinler diye sağa ve sola çevirdik’ yazıyor. Biz de aradan geçen zamanı anlatmak üzere karakterlerimizin saçlarını ve sakallarını uzattık. Altıncı resimde ise uyanıyorlar ve kendi aralarında ne kadar uyuduklarını tartışıyorlar. Son resmimizde ise Yemliha’nın yiyecek almak için şehre indiğini anlatıyor ve olay açığa çıkıyor.”

Okul Müdürü Remzi Yayıcı da resimlerin ilerde açılacak sergide yer alacağını ifade etti.

Engelleri “dört nala” aşıyorlar

BURSA (AA) – CEM ŞAN – Uludağ Üniversitesi (UÜ) Mennan Pasinli Meslek Yüksekokulu ile Atlı Spor Topluluğunun hayata geçirdiği “Engelsiz Yarınlara Dört Nala” projesine katılan spastik çocuklar, engellerini ata binerek aşmaya çalışıyor.

Dr. Ayten Bozkaya Spastik Çocuklar Hastanesi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde tedavi gören çocuklara, “Engelsiz Yarınlara Dört Nala” projesiyle moral ve motivasyon kazandırılıyor.

UÜ Görükle Yerleşkesi’ndeki yüksekokula aileleriyle gelen, yaşları 3,5 ile 8 arasında değişen spastik çocukları, Atlı Spor Topluluğu gönüllüleri karşılıyor.

Üniversite öğrencileriyle ahıra girip atları seven çocuklar, daha sonra bahçede kahvaltı yapıyor. Spastik çocuklar, kahvaltının ardından ata binerek eğlenceli vakit geçiriyor.

Hastanenin Başhekim Yardımcısı Dr. Ayşe Oğuz Ayarcı, AA muhabirine, özellikle serebral palsi (beyin felci) hastalığı olan çocukların, verilen fizik tedaviye ek olarak rehabilitasyonları açısından bu projeye çok önem verdiklerini söyledi.

Projeyi yürüten ve sürdürenlere teşekkür eden Ayarcı, “Buradaki terapi çocukların kas, baş-gövde ve denge koordinasyonlarını sağlamaları açısından önemli. Daha da önem verdiğimiz konu, bu çocuklarımızın moral ve motivasyonları. Buraya geldikleri süre içinde hastanede verdiğimiz tedaviye daha iyi uyum sağlıyorlar. Moral ve motivasyonları daha yüksek oluyor.” dedi.

– “Ailelerden bize çok güzel geri dönüşler oluyor”

Birçok engelli çocuk ve ailesinin projeye katılmak istediğini vurgulayan Ayarcı, şöyle devam etti:

“Ancak 12 kişiyi alabildik. Çok güzel bir proje. Ailelerden bize çok güzel geri dönüşler oluyor. Çocukların hepsi gelmek istiyor ancak biz çocukları özenle seçiyoruz. Çünkü at binmede belirli bir koordinasyonu olmayan çocuğu aldığınız zaman sıkıntılar yaşanabiliyor. O yüzden ilaç kullanmayan, epileptik nöbeti olmayan, at binmeye ve terapiye uygun hastaları seçiyoruz. Bunun sadece proje olarak kalmasını istemiyoruz. Bu çocukların rehabilitasyonu için alternatif yeni bir tedavi ve terapi olduğunu düşünüyorum.”

Ailelerin de çocukları kadar heyecanlı olduğunu belirten Ayarcı, “Hastanede, klinikte gezerken beni çevirip ‘Ayşe abla niye biz gitmiyoruz? Niye bizi seçmedin?’ diye soruyorlar. Burada annelerimiz için de güzel bir terapi oluyor. Annelerin de sosyal hayata katılmaya, dışarıya çıkmaya çok ihtiyaçları var.” ifadelerini kullandı.

Mennan Pasinli Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ümit Polat da Atlı Spor Topluluğu ile gerçekleştirdikleri projeye çok önem verdiklerini bildirdi.

Engelli çocukların sosyal hayatlarına katkıda bulunmaya çalıştıklarını anlatan Polat, “Bunu bir nebze başarabiliyorsak ne mutlu bize. Atlı Spor Topluluğu, bu projeyi özveriyle gerçekleştiriyor. Bu, aynı zamanda üniversitenin yüz akı projelerinden biri. Bütün insanlara atı tanıtmak ve onların ata dokunmasını sağlamak en büyük amacımız. İmkanlar el verdiği sürece bu gibi projeler gelişerek devam edecek.” diye konuştu.

– “Moral açısından çok faydası oluyor”

Atlı Spor Topluluğu Başkanı, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü 2. sınıf öğrencisi Funda Kargın, topluluğun 1996’da kurulduğunu söyledi.

Kargın, 2007’den beri engelli çocuklarla yönelik projeler gerçekleştirdiklerini ifade ederek, “O çocukların hastane ortamından kopup hayatın içinde olmalarını sağlıyoruz. Onlarla iletişim kurmaya çalışıyoruz. Toplulukta 140 öğrenci var. Projeye de 30-35 gönüllü arkadaşımızla devam ediyoruz.” dedi.

Kayseri’de yaşayan ve çocuğunun tedavisi için Bursa’ya gelen Havva Çetin de 11 yaşındaki kızı Ayşegül’ün belirli dönemlerde hastanede kaldığını belirtti.

Atla terapiye ikinci kez katıldıklarını dile getiren Çetin, “Kızımdan çok memnunum. Buraya severek geliyor. Hayvanlarla diyaloğu daha iyi oldu. Hastanenin de böyle projelere bizi dahil etmesinden çok mutluyum. Çocuklar hastanede bir hafta fizik tedavi görüyor. 1, 2 saat de olsa dışarı çıkıp sosyal yaşama girdiklerinde çok mutlu oluyorlar. Moral açısından onlara çok faydası oluyor. Ayşegül ‘Melek’ isimli attan ayrılamıyor.” ifadelerini kullandı.

İnci kefalinin “muhteşem yolculuğu” başladı

VAN (AA) – ALİ DAĞER – Dünyada sadece Van Gölü Havzası’nda yaşayan ve üreme döneminde suyun akışının tersine yüzerek, tatlı sulara göç eden inci kefalinin engel tanımayan “muhteşem yolculuğu” başladı.

Doğa Gözcüleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, Erciş-Van karayolunun 10. kilometresinde “Balık Bendi” olarak bilinen alanda inci kefalinin göçünü izledi.

Sarı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, her baharda Van Gölü çevresinde muhteşem bir olaya tanıklık ettiklerini söyledi.

“Hoşgeldin inci kefali, yeniden derelerimize hoş geldin.” diyen Sarı, yıllardır inci kefalinin, üreme döngüsüyle derelere gelmesine tanıklık ettiklerini kaydetti.

İnci kefalinin dünyada sadece Van Gölü Havzası’nda yaşadığını belirten Sarı, bu balığın, gölde yaşamasına rağmen ilkbaharda büyük sürüler halinde akarsulara göç ettiğini bildirdi.

Van Gölü’nün tuzlu, sodalı suyunun inci kefalinin üremesine imkan vermediğine dikkati çeken Sarı, “Bu yüzden inci kefalleri ilkbaharda, su sıcaklığı 12-13 santigrat dereceye ulaştığında adeta bütün gölü boşaltıyor ve derelere akın ediyor. Yumurtlamak, neslini devam ettirmek için akıntının tersine gidiyor. İlahi bir emirle neslini devam ettirmek için kaynağa doğru gidiyor. Biliyor ki kaynak güvenlidir, temizdir. Kaynakta insanlar yoktur. Kaynağa yumurtalarını bırakırsa en güzel şekilde orada yavrular. Böylece inci kefali, yavrularına nesli devreder.” dedi.

Göç sırasında balığın, dere ağzında bir müddet beklediğini anlatan Sarı, balığın, tuzlu sudan tatlı suya birden geçmesi halinde öldüğünü ifade etti.

Balığın tuz iyot dengesini sağladıktan sonra dereye gittiğini dile getiren Sarı, şöyle devam etti:

“Bu bekleme esnasında yem alma duruyor. Balık aç karına tüm enerjisini sarf ederek akarsuyun tersine gidiyor. Sadece güçlük suyun tersine gitmek değil. Doğal ortamlarda çok zaman engeller var. İşte burada 70-80 santimetre yüksekliğinde bir mini şelale var. İnci kefali gelip bu şelaleyi aşmaya çalışıyor. İnci kefalinin boyu ortalama 20 santimetre. İnci kefali, boyunun 4 katı yükseklikte bir yeri uçarak, tırmanarak, zıplayarak aşmaya çalışıyor. Tüm balıklar, dişiler, erkekler hep beraber buradalar. Dişiler yumurta bırakacak, erkekler onu takip ederek sütünü bırakacak ve daha sonra o minik yumurtadan bir haftada minik canlar doğacak. Yeni inci kefalleri dereleri şenlendirecek ve bir ay içinde Van Gölü’ne geri dönecek.”

– “İnci kefali, ekosistem için önemli”

Sarı, balığın, göl çevresi için adeta lokomotif işlevi gördüğünü vurguladı.

İnci kefalinin, ekosistem için büyük önem taşıdığını anlatan Sarı, şunları kaydetti:

“Zira martılar şu anda yumurtadan çıkan yavrularını beslemek için inci kefalini bekliyor. Yine bu bölgedeki su yılanları, kurbağalar, kaplumbağalar onları bekliyor. Herkes bu bölgede hasretle inci kefalini bekliyor. Kargalar, tilkiler, hatta yakın köylerdeki Van kedileri hasretle inci kefalini bekliyor. İnci kefali bunlarla mücadele etmeye alışkın, bunlarla baş etmenin yollarını biliyor ama hasretle bekleyen bir canlı daha var. Derelerin kıyısındaki kaçak balıkçılar. Bunlar da bir yıl boyunca çalışmadan bekliyorlar, borç biriktiriyorlar, her aldıklarını ‘balık zamanı’ deyip borca yazdırıyorlar. O insanlar bir canavar misali, inci kefalini kamyon kasalarına doldurup, satmayı bekliyor. İşte inci kefali buna alışkın değil ve yıllardır yapılan mücadeleye rağmen ne yazık ki halen kaçak avcılık devam ediyor.”

– “Herkesi inci kefalini korumaya davet ediyorum”

Sarı, kaçak avcılıkla mücadelenin önemli olduğunu dile getirdi.

İnci kefalinin kaçak avcılığın pençesinden kurtulması için çaba gösterdiklerini ve bunda başarılı olduklarını belirten Sarı, “İnci kefali, bu bölgenin kalbi. Kalbi duran vücut çalışmaz. İnci kefali yok olursa bunun arkasından bir sürü daha felaketler bizi takip eder.” diye konuştu.

Sivil birimlerin, belediyelerin inci kefalinin korunmasına katkı sağlaması gerektiğini söyleyen Sarı, “Ekoloji güzel duygulardan ibaret değil, romantik bir şey değil, ekoloji uygulama demek. Onun için belediyelerimizi, jandarmamızı, sivil toplum kuruluşlarımızı, kaymakamlıklarımızı, polisimizi, bu bölgede yaşayan, Van Gölü’nün çevresinde kim varsa onları yeniden görev bilinciyle inci kefalini korumaya davet ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Sarı, “Ümit ediyoruz ki inci kefali bu zor yılı da atlatacak. Gelecek nesillere daha şen, daha güzel, daha keyifli manzaraları burada hep beraber bırakacağız.” dedi.

Türk kısa filmleri Cannes Festivali’nde

İZMİR (AA) GÜLCAN KAPLAN – Türkiye’den 9 kısa film, 69. Cannes Film Festivali boyunca “Hezarfen Film Galeri – Türkiye’den Kısalar Özel Seçkisi” başlığıyla sinema profesyonelleriyle buluşacak.

Seçkiyi hazırlayan Antalya Altın Portakal Film Festivali Uluslararası Program Direktörü Nesim Bencoya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, festivalin uzun metraj bölümünün yanında çok zengin kısa metrajlı film bölümünün de bulunduğunu söyledi.

“Short Film Corner” adı verilen bu bölümün büyük bir pazar olduğunu ve dünyanın her tarafından binlerce kısa filmin başvurduğunu anlatan Bencoya, “Tabii bunların bir kısmı kabul edilip bir kısmı reddediliyor. Cannes Film Festivali’nin ‘Short Film Corner’ organizasyonu bu yıl bize başvurdu ve Türkiye seçkisi yapmamızı istedi. Biz de ‘Hezarfen Film Galeri – Türkiye’den Kısalar Özel Seçkisi” adıyla toplam 120 dakikalık bir program oluşturduk. Filmler festival kapsamında 16-22 Mayıs tarihleri arasında gösterime sunulacak.” dedi.

Bencoya, Cannes Film Festivali’nin sinema profesyonellerine hitap eden bir festival olduğunu, seçtikleri kısa filmleri binlerce festival programcısı, yapımcı ve alıcının izleyeceğine dikkati çekerek daha önce uluslararası alanda boy göstermemiş kısa film yapımcılarının dünya pazarına Cannes yoluyla açılmış olacağını anlattı.

Türkiye’de bugüne kadar uzun metrajlı filmlerin yurt dışında promosyonlarının yapıldığını, kısa filmler için bunun bir ilk olacağını vurgulayan Bencoya, kısa film sektörünün yurt dışında önemli bir ekonomisinin olduğunu, bu sektörün içine Türk filmlerinin de sokulması açısından Cannes Film Festivali’nin çok önemli bir araç olacağına işaret etti.

Bencoya, Türkiye’nin değişik yerlerinden 9 yönetmenin 9 filmle seçkiye katılacağını belirterek, “Eminim ki çok beğenilecek ve dünyada festivalleri dolaşmaya başlayacak. Buradan ortak yapımlar, başka ülkelerde gösterimler çıkabilir. Dünyayı dolaşmaya Cannes ile başlıyoruz.” diye konuştu.

Birbirinden değişik konuları alan, Türkiye’nin farklı yerlerinden hikayeler anlatan filmler seçtiklerini, komedi ve dramın yanında aralarında fantastik filmlerin de bulunduğunu aktaran Bencoya, “Çok sayıda film izledik ve böyle bir seçki oluşturduk. Bizim seçkide çok yetenekli yönetmenler var. Çok tutarlı filmler yapmışlar.” ifadelerini kullandı.

Bencoya, Cannes’da ayrıca 9 yönetmenin katılacağı iki atölye çalışması yapacaklarını da sözlerine ekledi.

– “Aşkın Boyutları”

Yönetmen Mehmet Bahattin Mermut, komedi türünde çektiği 7 dakikalık “Aşkın Boyutları” filminin böyle bir seçkiye alınmasının kendisini heyecanlandırdığını söyledi.

Festivalin her sinemacının büyük hayali olduğunu vurgulayan Mermut, böylesine büyük bir platformda çok sayıda prodüktör ile buluşacaklarını anımsattı.

– “7 Santimetre”

Yönetmen Metehan Şereflioğlu da bir buçuk ay önce tamamladığı 16 dakikalık “7 Santimetre” filmiyle seçkiye katıldığına değinerek, “Çok motive olduk, güzel bir duygu, inanılmaz heyecanlıyım. Böyle bir pazarın içine girmek, ortak yapımcılar bulabilmek, diğer ülkelerdeki festivallere filmi pazarlayabilmek çok önemli” diye konuştu.

Şereflioğlu, filminde bir lise öğrencisinin saçını kestirmesi için okul müdürü ve ailesinden gördüğü baskı ile hoşlandığı kızın uzun saç sevmesi arasında yaşadığı zor ikilemi anlatmaya çalıştığını bildirdi.

– Filmler

Cannes’da bir hafta boyunca gösterilecek filmler ve yönetmenleri şöyle:

Mehmet Bahattin Mermut’un “Aşkın Boyutları”, Mehmet Mahsum Akyel’in “Zilan”, Metehan Şereflioğlu’nun “7 Santimetre”, Vedat Oyan’ın “Faili Meçhul”, Ezgi Kaplan’ın “Balık Havuzu”, Gözde Yetişkin ve Emre Sert’in “Rodi”, Mehmet Emrah Erkani’nin “Tuhaf Zamanlar”, Doğuş Minsin’in “Kuzgun”, Emre Kayış’ın “Çevirmen”.

Payitahtlığın bakiyesini geleceğe taşıyan vakıf kenti: Edirne

EDİRNE (AA) – SALİH BARAN – Edirne’deki pek çok abide eser, asırlar öncesinin vakıf duygusunu heybetiyle günümüze taşıyor.

Yardımlaşma ve dayanışma duygusu ile Allah’ın rızasını kazanma isteğiyle güçlenen vakıf anlayışının en çok hissedildiği kentlerin başında eski payitaht Edirne geliyor.

Edirne’nin ve Osmanlı’nın simgesi, “Taş dehaya ulaştı, deha taş kesildi” dedirtecek kadar bilim ve teknoloji kıtlığında mimari zirveyi yansıtan Selimiye Camisi, Osmanlı’da revaklı avlunun ilk kez denendiği Üç Şerefeli Camii, hat yazılarıyla büyüleyen Eski Camii, çinileriyle meşhur Edirne’deki Mevlevi ruhunu yaşatan Muradiye Camii, akıl hastalarının su ve müzikle tedavi edildiği Şifahane, Mimar Sinan tarafından inşa edilen Sokullu Hamamı ve geçmişin alışveriş merkezleri kapalı çarşılar, kentteki bir çırpıda sayılabilecek onlarca vakıf eserinden en bilinenleri arasında yer alıyor.

Edirne Vakıflar Bölge Müdürü Osman Güneren, AA muhabirine yaptığı açıklamada, vakıf eserlerinin yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması için büyük gayret gösterdiklerini söyledi.

Edirne’nin “vakıf kenti” olmasının, başkentlik yapmasının ayrıcalığından kaynaklandığını belirten Güneren, şöyle konuştu:

“Edirne bir vakıf medeniyetidir. Bu hiç kuşkusuz Osmanlı’ya 92 yıl başkentlik yapmasından kaynaklanan bir ayrıcalıktır. Ecdadımız Edirne’de vakıf kurma adına adeta birbirleriyle yarışmış. Yüz binlerce insana hizmet edecek ibadethaneler, eğitim yapıları, hanlar, hamamlar inşa etmişler. Yoksulların, kimsesizlerin kimsesi olmuşlar. Bu vakıf abideleri, halen bu işlevlerini sürdürmesinin yanında gösterdikleri sanatsal değerler sayesinde her yıl Edirne’yi milyonlarca turistin ziyaret etmesine vesile oluyor. Bizler, Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü olarak bugün hepsi birbirinden kıymetli yaklaşık 150 vakıf abidenin sorumluluğunu taşıyoruz. Gururla söylüyorum ki son 10 yıl içinde bunların 50 tanesinde restorasyon faaliyeti gerçekleştirdik. Bu işler için yaklaşık 80 milyon lira yatırım yaptık. Halen 7 vakıf eserinde de restorasyon faaliyetlerimiz devam ediyor.”

Güneren, kentteki birçok tarihi eserin restorasyonunu gerçekleştirdiklerini, bir kısmındaki çalışmaların da devam ettiğini ifade etti.

– Son dönemdeki restorasyon çalışmaları

Güneren, Vakıflar Genel Müdürlüğünün son yıllarda eski başkent Edirne’de yoğun bir restorasyon çalışmasına başladığını vurguladı.

Bu restorasyonlar arasında yeniden ayağa kaldırılan Edirne Büyük Sinagogu’nun dikkat çekici olduğunu dile getiren Güneren, “Sinagogun yanı sıra sadece minaresi, kalan Kazasker Salih Camisi yeniden ayağa kaldırıldı. Virane şekildeki Gülşen-i Aşık Efendi Dergahı ihya edildi. Selimiye Arastası ve Sıbyan Mektebi’nin kurşun örtülerini yenilendi. 200 yıldır harap ve kubbesi yıkık haldeki Beylerbeyi Türbesi onarıldı. Yıkık durumdaki Hasan Sezai Dergahı ihya edildi, Çakır Ağa Cami onarıldı.” diye konuştu.

Vakıflar Bölge Müdürü Güneren, Uzunköprü Halise Hatun Camii, Habip Hoca Camii, Edirne Süleyman Paşa Camii, Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı, Saruca Paşa Camii, Medrese Ali Bey Camii, Kırklareli’nin Demirköy ilçesindeki Fatih Sultan Mehmet döneminde İstanbul’un fethinde kullanılan top ve gülleleri döken demirci ve dökümcülerin ibadeti için inşa ettirilen Dökümhane Camisi’nin restorasyon ve ihya çalışmalarının ise kısa sürede tamamlanacağını kaydetti.

– Selimiye’de de restorasyon başlayacak

Kentteki en önemli vakıf eserlerinden Selimiye Camisi’nde de restorasyon çalışmalarının kısa sürede başlayacağını ifade eden Güneren, şöyle devam etti:

“Edirne’mizde her biri ayrı öneme sahip çok sayıda vakıf eserimiz var. Bunların içinde Selimiye’nin yeri apayrı. Selimiye bizim gözbebeğimiz. Yaklaşık 3 yıl önce proje çalışmalarına başladık. İnanılmaz kapsamlı çalışmalar gerçekleştirildi. Külliyenin her metrekaresinde çalışıldı. Bu aşamada çok önemli bulgular elde edildi. Öncelikle, camide yapısal ciddi bir sorun olmadığı anlaşıldı. Bu sevindirici bir gelişme ancak tabii ki doğal olarak iklimsel etkilerden kaynaklı bozulmalar, kullanım sebebiyle oluşan yıpranmalar ve malzeme yorulmaları nedeniyle bugün itibarıyla camiye müdahale yapılması gereksinimi var. Proje temini işinde artık sona gelinmek üzere. Bu süreçten sonra, burada önümüzdeki dönem içerisinde kapsamlı bir restorasyona başlayacağız.”

Güneren, Selimiye Camisi’nde uygulama çalışmalarına gelecek yıl başlanacağını kaydetti.