UK campaigners slam fracking decision

LONDON (AA) – A fierce debate over fracking has erupted in Britain after a local authority gave permission to the country’s first project to drill deep underground in five years.

An energy company will now be allowed to proceed with its plans to extract shale gas from the North York Moors national park in the north of England, despite opposition from residents and environmentalists.

Fracking, also known as hydraulic fracturing, is a technique that involves pumping liquid at high pressure deep into ground rock in order to release trapped gas, which can then be used to generate energy.

The procedure in North York Moors will use a well that is 3.2 kilometers [two miles] deep.

No fracking had taken place anywhere in Britain since 2011 when a project in northwest England caused two minor earthquakes.

The U.K. government placed a ban on the practice following that incident but lifted it the following year, saying experts believed it only needed stricter monitoring.

Friends of the Earth campaigner Simon Bowens said the local authority had made “an absolute travesty of a decision but the battle is very far from over”.

He said in a statement: “Despite this decision, public support for fracking is plummeting as Wales, Scotland and countries across Europe have suspended it. The risks to people’s health and the environment are unacceptable and we will fight on.”

Environmental campaigners said they feared the approval will encourage other fracking applications elsewhere in the country.

Rasik Valand, whose company Third Energy was granted permission, told the local Yorkshire Post newspaper that it would be “many, many months” before fracking began and that he believed opponents’ “fears will diminish”.

Advertisements

“TÜBİTAK ARDEP 1000 Projesi”

İSTANBUL (AA) – TÜBİTAK Araştırma Destek Programları Başkanlığı (ARDEP) 1000 Projesi kapsamında, Marmara Üniversitesi’nde “Başarı Hikayeleri Etkinliği” düzenlendi.

Üniversitenin Göztepe yerleşkesindeki Teknoloji Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen etkinlikte, öğrenciler ve akademisyenlere, ARDEP’ten destek alan projeler tanıtıldı.

Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Erkan Kaplanoğlu, yaptığı açıklamada, etkinliğin amacının proje deneyimine sahip, belli başarı ve başarısızlıkları yaşayarak tecrübe edinen kişilerin bu deneyimlerini genç akademisyen ve öğrencilere aktarması olduğunu söyledi.

Etkinlikte kendisinin de bir sunum yaptığını belirten Kaplanoğlu, “2006 yılından itibaren yapmış olduğum projeleri kısaca anlatıp, projelerde karşılaştığım sorunları, bir proje nasıl hazırlanır konusuyla ilgili tecrübelerimi aktarmaya çalıştım. Tabii ki bu tecrübeler içerisinde başarısızlıklardan da bahsedip örnek vermeye çalıştım. Bugün yaptığımız bu etkinliğin genel amacı ise, proje yapmak isteyen başta genç arkadaşlarımız olmak üzere herkese bir projenin nasıl yapılabildiğini anlatmak.” diye konuştu.

Batman Üniversitesi “susam soyma makinesi” geliştirdi

BATMAN (AA) – SELMAN TÜR – Batman Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, kentte üretim yapan bir firma ile Sanayi Tezleri (San-Tez) Programı kapsamında aldığı destekle susam soyma makinesi geliştirdi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca, üniversitelerdeki bilgi birikimini sanayiye aktararak, sanayicinin var olan sorunlarını çözmek ve teknoloji seviyesini yükseltmek amacıyla uygulamaya konulan San-Tez Programı, önemli projelerin hayata geçirilmesini sağlıyor.

Daha önce tuzda bekletildikten sonra elle üzerindeki zarı soyulan susamın, makinede soyulmasını sağlamak için Batman Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, San-Tez Programı kapsamında proje hazırladı.

Projenin Bakanlıkça kabul edilmesinin ardından Batman Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir firmada makinenin yapımına başlandı.

– 400 bin liraya mal olacak

Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydın Durmuş, AA muhabirine, San-Tez Programı’nın üniversite ile sanayi arasındaki iş birliğini sağlamayı hedeflediğini söyledi.

Üretilecek makinenin susamın üzerinde bulunan zarı soyacağını belirten Durmuş, daha önce bu işlemin tuzlu suda elle gerçekleştirildiğini anımsattı.

Susam sayma makinesinin yaklaşık 400 bin liraya mal olacağını ifade eden Durmuş, şöyle konuştu:

“Su da bekletilerek susam soyma yöntemi maliyeti artırıyor ve çevre kirliliğine neden oluyor. Bu sorunun giderilmesi için teknolojik bir ürün geliştirdik. Bunu Batman’da yerel bir firma ile yapıyoruz. Batman’ın adını bu makine ile önce Türkiye’de sonra da dünyada duyuracağız. Türkiye’de bu makine ilk defa üretiliyor. Literatürü taradık teknolojik yönden makinemizin bir benzeri de yok. Bir nevi dünyaya teknoloji pazarlamış olacağız.”

Durmuş, üretimine başladıkları makine sayesinde elde edilecek susam zarının hayvan yemi olarak kullanılacağını da kaydederek, “Bu çalışmamız bölgedeki üniversite ve girişimcilere de örnek olacak bir projedir. Burada sanayimizi geliştirdikçe herkes ekmeğinin peşinde koşacak. Bizim amacımız; bir tane evladımızın dağa gitmesini önlemek, vatanına, milletine faydalı insan olarak yetiştirmek, üretime katmaktır.” şeklinde konuştu.

– 3 ayda tamamlanacak

Firma sahibi Siraç Yavuz ise bu makineyi üretmeyi yıllardır planladıklarını ancak destek olmadığı için gerçekleştiremediklerini söyledi.

San-Tez Programı sayesinde üretime başladıklarını ifade eden Yavuz, “Bu makineyi üretmek hayalimizdi. 3 ay sonra ilk makineyi üretmiş olacağız. Bu makineden çok sayıda üretip ihraç etmeyi planlıyoruz. Projeyi gerçekleştirmemize katkı sunan yetkililere teşekkür ediyoruz.” dedi.

Kenya hosts UN environmental summit

By Magdalene Mukami

NAIROBI, Kenya (AA) – The second edition of the United Nations Environment Assembly (UNEA) opened in Kenya on Monday bringing ministers from 193 nations to the East African country.

Speaking during the opening ceremony of the conference, United Nations Environment Programme (UNEP) Executive Director Achim Steiner said: “There will be many things happening throughout the week, including many new report launches on matters that either affect our environment directly or indirectly.

“For example, a new report on the growing danger from plastic in our oceans,” Achim said.

Edgar Gutierrez Espeleta, Costa Rica’s environment minister, told reporters that top of his agenda will be discussions on alleviating hardship brought on by carbon emissions from the extensive use of charcoal used by many people in Kenya and Costa Rica.

“It is up to us … to come to this assembly to talk to each other to see how we can put an agenda that can help us use the budget that is available so that we can improve the lives of our people in such areas,” he said.

The one-week conference has attracted over 2,000 participants.

Prof. Sancar’a TBTK Şeref Üyeliği beratı

İSTANBUL (AA) – Türk Bilim Tarihi Kurumu (TBTK), Nobel ödüllü Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’a “Şeref Üyeliği” beratı verdi.

Törende konuşan Sancar, Türkiye’ye ilk geldiğinde üzerinde Osmanlı tuğrası olan bir kravat taktığını anımsatarak, gazetecilerin dikkatini çeken bu konuda açıklama yaptığını söyledi.

Sancar, buraya bu coğrafyaya zembille inmediğini belirterek, “Selçuklu ve Osmanlı tarihimiz var. Türkiye onların devamıdır. Onlar bizim atalarımızdır. Ben bilim tarihçisi değilim ama bilim yapıyorum. Bilim yaparken aklımda milletimizin perspektifi vardır ve milletim hep aklımdadır. En güzel makaleme ‘Yunus Emre Destanı’ derim. ‘Piri Resi Haritası’nı hepiniz bilirsiniz. O devrin en ayrıntılı ve en doğru haritasıdır. Bu konuda bir sürü rivayet vardır.” diye konuştu.

Kendisini Piri Reis’in torununun torunu olarak gördüğünü anlatan Sancar, haritayı sürekli cebinde taşıdığını dile getirdi.

AzizSancar, Nobel’in Türkiye için dönüm noktası olarak görülmesinin mutluluğunu yaşadığını belirterek, Türkiye’de bilimin gelişmesi için elinden geleni yapacağını kaydetti.

Türkiye’de bilimin gelişmesinde Alman hocaların önemli katkıları olduğunu aktaran Sancar, şöyle devam etti:

“Nobel almış Müslüman 3. bilim adamıyım. Bunu Amerika’da medya mensupları sormadan söyledim. Biz bilim yapmadık uzun zaman. Kurumlarımız inşallah bunu araştırır. Türkiye bilim alanında Amerika’yla yarışır duruma gelmelidir. Bu atalarımıza namus ve vicdan borcumuzdur.”

– “Sancar’ın Nobel alması son derece mutlu etti”

TBTK’nın Kurucusu ve Şeref Başkanı Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu ise Sancar’ın Türkiye’nin sıkıntılı bir döneminde Nobel almasının kendilerini son derece mutlu ettiğini söyledi.

İhsanoğlu, toplumca sevinmeyi unuttuklarını anlatarak, “Milli başarılardan bahsedemez haldeyken, Prof. Dr. Aziz Sancar’ın 2015 yılı Kimya Nobel ödülünü kazandığı haberi büyük bir mazhariyettir. Ben konuşmamda Aziz Bey’in bu ödülü kazanmasının ne manaya geldiğini farklı bir bakış açısından değerlendirmeye çalışacağım.” ifadelerini kullandı.

Ekmeleddin İhsanoğlu, bilim konusunda Nobel ödülünü kazanan dünya bilim insanlarının ülke profillerine bakıldığında ve kimlikleri incelendiğinde dikkate değer neticelere ulaşıldığını kaydetti.

Batı Avrupa ve Amerika dışında kalan ülkelerde yetişen alimlerin varlığına dikkati çeken İhsanoğlu, şöyle devam etti:

“Çünkü bilim üreten ve ihraç eden ülkelerden bilimi aktaran, satın alan veya tüketen ülkelerde yetişen alimlerin tahsil hayatları ve başarı şartlarının incelenmesi mühim ip uçları sunar. Biz Türk Bilim Tarihi Kurumu’nda şeref üyemiz Prof. Dr. Aziz Sancar Beyefendi’nin Türk bilim tarihi seyrinde gerçekleştirmiş olduğu bu müstesna başarısının ülkemiz için önemini bu şekilde anlıyoruz ve onu kurumumuzun şeref üyesi olarak aramızda görmekten mutluyuz.”

Törende daha sonra Ekmeleddin İhsanoğlu, Prof. Dr. Aziz Sancar’a “Şeref Üyeliği” beratını sundu.

Törene, Aziz Sancar’ın eşi Gwen Sancar da katıldı.

April 2016 continues global record temperature streak

GENEVA (AA) – Global temperature records were broken again last month with April 2016 continuing the record temperature streak for the 12th consecutive month, the World Meteorological Organization said Friday.

Addressing a press conference in Geneva, WMO spokeswoman Claire Nullis said: “Overall, 13 out of the 15 highest-monthly temperature departures in the record have all occurred since February 2015.”

According to National Centers for Environment Information’s global regional analysis, “all six continents had at least a top nine warm April, with South America, Africa, and Asia observing a record high average temperature for April.”

According to the U.S. National Oceanic and Atmospheric Administration, “the combined average temperature over global land and ocean surfaces for April 2016 was 1.10 degree Celsius [1.98 degree Fahrenheit] above the 20th century average of 13.7 degree Celsius [56.7 degree Fahrenheit] – the highest temperature departure for April since global records began in 1880.”

According to the NOAA monthly report, Russia and Alaska had temperatures of at least 3 degree Celsius above average while South America, Africa, and Asia, with an exceptional heat wave in Southeast Asia, also had record high average temperatures.

“It is not just land which is seeing record temperatures – the oceans have also been very hot indeed. This is a result of El Nino and global warming,” Nullis added.

Bilişim dünyası, Antalya’da buluştu

ANTALYA (AA) – Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Başkanı İlker Tabak, siber saldırılarının yeni savaş konsepti olduğunu belirterek, “Siber saldırılarına karşı dünyada erken önlem alan birkaç ülkeden birisiyiz. Ülkelerin nükleer santrallerine saldırılıyor, iletişim ağları çökertiliyor. Bunlar tamamen ekonomik darbeyi vurmak için kullanılan bir araçlar silsilesi olarak değerlendiriliyor.” dedi.

TBD tarafından bu yıl 18’incisi düzenlenen, “TBD Kamu-BİB, Kamu Özel sektör Buluşması” Turizm Bölgesi Belek’te bir otelde başladı.

“2023 ve Ötesi Akıllı Üretim, Verimli Devlet” temalı programda, kamu verilerinin paylaşılmasından akıllı şehirlere, büyük veri uygulamalarından siber güvenliğe kadar birçok güncel konu değerlendirilecek.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve Dijital Türkiye Platformu’nun desteğiyle organize edilen buluşmada, “Kamu Verisi Kullanılarak Geliştirilen Akıllı Uygulamalar”, “Kamu Verisinin Paylaşılması Politika Ve Mevzuatı”, “Kamu BT Projelerinin Yarattığı Ekonomik Değer”, “Büyük Veri Uygulamaları” ile “Büyük Veri ve Siber Güvenlik” konuları da tartışılacak.

TBD Başkanı Tabak, “TBD Kamu-BİB, Kamu Özel sektör Buluşması” kapsamında düzenlediği basın toplantısında, internet fiyatlarının alım gücüyle orantılı hale gelmesi gerektiğini belirterek, her eve elektrik, doğalgaz ve su gibi internetin de girmesini sağlamayı amaçladıklarını söyledi.

Bunun için de internetin makul fiyatta olması gerektiğinin altını çizen Tabak, Türkiye’de nüfusun yüzde 50’sinden fazlasında internet erişimi olduğunu ancak bunun hızlarının değiştiğini dile getirdi.

– “Siber saldırılar yeni savaş konsepti”

Tabak, siber saldırılarının dünyanın bir gerçeği olduğunu ve sanal alemle iç içe yaşayan bir toplum olduktan sonra bunun ortaya çıkmasının normal olduğunu anlatarak, şunları kaydetti:

“Siber saldırılar yeni savaş konsepti. Bunun münferit şekilde bireysel anlamda da gerçekleştirebilir ya da devlet destekli devletlerarası birtakım saldırılar da olabilir. Bunların kaynakları zaman zaman öğreniliyor, önlemler alınıyor ama zaman zaman da bulunamıyor. Ortaya çıkanlar ‘en hayırlı saldırılardır’ diyebiliriz en azından ne olduğunu biliyorsunuz. Gizli olanı, ne yapıldığını bilinmeyeni en tehlikelisi. Siber saldırılar sonucunda birtakım kayıplar olabiliyor, devletimiz bu konuda birtakım adımlar atmış durumda. Silahlı kuvvetlerde de benzer girişimlerimiz var. Dünyanın gerisinde değiliz bu konuda.”

Tabak, kişisel olarak doğrudan doğruya bir tehlikenin söz konusu olmadığını, bankaların finans bilgilerini çok iyi şekilde koruduğunu anlattı.

Bilişim teknolojilerinin yatırım yapılacak en son sıradaki yatırım olanı olarak kurumların önünde durduğunu belirten Tabak, tasarruf tedbirleri gündeme geldiğinde üstü ilk çizilenin bu tür yatırımlar olduğunu kaydetti.

Tabak, bunların vazgeçilmez yatırımlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

– “Bilişim suçlarında yeni düzenlemeler yapılmalı”

Tabak, siber saldırılara karşı dünyada erken önlem alan birkaç ülkeden biri olduklarını dile getirerek, şöyle devam etti:

“Ülkelerin nükleer santrallerine saldırılıyor, iletişim ağları çökertiliyor. Bunlar tamamen ekonomik darbeyi vurmak için kullanılan bir araçlar silsilesi olarak değerlendiriliyor. Ülkeler var olduğu sürece, aralarında dostluk, iyilik, güzel şeyler yapmak gibi bir kültür oluşmadığı sürece bu tür saldırılar maalesef olacak.”

Bilişim suçlarıyla ilgili yeni düzenlemeler yapılmasını öneren Tabak, siber saldırıların çoğunun yurt dışından geldiğini ve bunun uluslararası iş birliğini gerektiğine dikkati çekti.

İnternet ortamında yapılan ticarete de değinen Tabak, elektronik ticaretini iyi yapan yerlerin de olduğunu ancak yanıltıcı ürün gönderip, sistemin kötü anılmasına yol acan uygulamaların da bulunduğunu anlattı.

Tabak, şöyle devam etti:

“Binali Yıldırım, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı olarak sektörle yakından ilgilenen bir bakandı. Başbakan olarak görev başında göreceğiz. Devletin en başındakine biz ‘bilişim nedir’ diye anlatmayacağız. Sektör için mutluluk verici bir olay. İş yoğunlundan dolayı ne kadar ilgilenebilir bilmiyorum ama Bakanlar Kurulu Toplantısını sanal ortamda yapması, alınan kararları elektronik imzayla imzalayıp, uygulamaya koyması diğer kurum ve kuruluşlar için örnek olacaktır. Bunu kendisinden bekliyoruz.”

“Besinleri yeni baştan sağlıklı hale getirmek için çalışıyoruz”

İZMİR (AA) – EFSUN YILMAZ – Harvard Üniversitesi Genetik Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, şu anda besinlerin içindeki öğeleri detaylı şekilde anlayıp, onları yeni baştan sağlıklı hale getirmek ve daha sağlıklı bir yaşam elde etmek üzerine çalıştıklarını söyledi.

Genetik mekanizmaları alanında yaptığı çalışmaların yanı sıra yeni tedavi yöntemleriyle tıp dünyasında çığır açan ve “Dahi Türk” olarak bilinen Hotamışlıgil, “Metabolizma ve Kanser Sempozyumu”na katılmak üzere geldiği İzmir’de, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Diyabet ve karaciğer yağlanması gibi hastalıkları durdurabilecek özelliklere sahip olduğu düşünülen “lipokin” isimli hormonu keşfeden Hotamışlıgil, dünyanın en büyük problemlerinden birinin metabolik hastalıklar olduğunu belirtti.

Hotamışlıgil, metabolizmadaki değişimlerin insanoğluna hastalıklar hakkında birçok şey öğrettiğini, bazı durumlarda metabolizmaya müdahale yoluyla hastalıkları önleme ve tedavinin mümkün olabileceğini söyledi.

Metabolik hastalıkların etkileri bakımından doğal afetlerle, iklim değişikliği ya da su problemleriyle yarışabileceğine işaret eden Hotamışlıgil, “Obezite, diyabet, kalp ve damar hastalıkları, beyin, solunum sistemi, kanser gibi hastalıkların insan sağlığına ve sağlık sistemine negatif etkisi çok büyük. Biz, bu hastalıkların kontrol edilemez hale gelmeden engellenmesini ya da tedavi edilmesini sağlamak istiyoruz. Yapmak istediğimiz şeylerden biri, besinlerin içindeki öğeleri detaylı bir şekilde anlayıp onları yeni baştan bir araya getirmek ve sağlıklı bir şekilde sunmak.” dedi.

Bir bardak kahveyi herkesin “kahve” olarak gördüğünü, ancak o kahvenin “6 bin değişik molekül” olarak tanımlanabileceğini ifade eden Hotamışlıgil, “Ben o kahveyi molekül olarak hayal ediyorum. Birtakım zararlı moleküller de var, yararlı olanlar da var. Yediğimiz, içtiğimiz her şey molekül açısından hazine, fakat araştırılmamış. Özellikle yakın zamanda yaptığımız araştırmalardan biri bu. Bunların hepsi doğal maddeler. Vücudumuza her an gelen ve giden malzeme bunlar.” diye konuştu.

– Lipokin hormonu

Vücutta üretilen, ama her zaman “etkin doza” çıkmayan maddeler üzerinde de çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Hotamışlıgil, şöyle devam etti:

“Çok nadir koşullarda üretime geçen, örneğin çok uzun süre açlıktan sonra ortaya çıkan maddeler var, ama normal yaşamda onlarla karşılaşmıyorsunuz. Biz 8 yıl önce bu maddeleri bulmaya başladığımız zaman onların içinde basit bir yağ asidine rastlamıştık, lipokin denen şey o. Yağ dokusunun çok özel durumlarda salgıladığı, karaciğere gidip yağ depolanmasına engel olan basit bir molekül. Aynı zamanda da insüline benzer şekilde vücutta üretilen şekerin kas dokusunda yanmasını sağlıyor. Yani vücuttaki metabolik dengeyi çok etkin şekilde koruyabilen basit bir yağ molekülü.”

Hotamışlıgil, hormon denilince herkesin aklına protein hormonların geldiğini, ama aslında yapısı yağ olan hormonlar da olduğunu söyledi. Hotamışlıgil, “Biz bunlardan birisini bulmuşsak demek ki daha binlerce var. Bu da konunun çok derinlemesine araştırılması gereken bir hazine olduğuna işaret ediyor. Harvard Sabri Ülker Merkezi’nde kurmaya çalıştığımız platformlardan birisi bu. Hayal ettiğimiz şey 1 bardak ekstra zeytinyağı alımı gibi olacak. Bu şekilde toplum sağlığına katkıda bulunabileceğimizi düşünüyoruz. Çok sayıda insan için ucuz ve rahat çözümler üretmeye çalışıyoruz.” dedi.

– Yeni bir beslenme düzeni

Demir eksikliğinin giderilmesi, vitaminlerin bulunması, folik asitin gelişim üzerindeki etkisinin saptanması gibi çalışmaların insan sağlığı üzerinde büyük önem taşıdığını dile getiren Hotamışlıgil, bunların hepsinin beslenmeyle ilgili olduğuna dikkati çekti.

Beslenme konusundaki tıbbi çalışmalarda 1950’lerden sonra sahada bir değişiklik olduğunu ifade eden Gökhan Hotamışlıgil, “1950’lerden sonra insanlar temel bilimsel verilerle beslenme girişimleri geliştirmek yerine, birçok insanın ne yiyip içtiğine bakarak önerilerde bulunmaya başlıyor. Aslında toplum sağlığına en çok katkısı olan şeyler beslenme konusunda temel araştırmalardan geliyor. Şimdi elimizde 1950’lerde hiç düşünülmeyecek düzeyde güçlü araçlar var, ayrıştırmak, karakterini ortaya çıkarmak ve fonksiyonunu ölçmek için. Şimdi biz tekrar geri dönüp beslenme dünyasını 21. yüzyıla taşımak istiyoruz.” diye konuştu.

Araştırmalarının obezite, diyabet, kalp hastalıkları gibi alanlarda çok çarpıcı uygulamaları olduğunu belirten Hotamışlıgil, “Mesela yaş ile hastalanma süresi arasındaki ilişkiyi ortadan kaldırmak mümkün. İnsanların, 150 sene yaşamasını değil, ama yaşadıkları sürenin tamamını sağlıklı geçirmesini hayal ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Proje kapsamında 100’e yakın Ar-Ge mühendisimiz çalışıyor”

TRABZON (AA) – MELTEM YILMAZ – Türk Motor Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketince (TÜMOSAN), ALTAY tanklarının motor ve transmisyonunun da yerli olması için yürütülen çalışmalar aralıksız devam ediyor.

TÜMOSAN Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Albayrak, AA muhabirine, ALTAY tanklarının motor ve transmisyonunun üretilmesine yönelik Güç Grubu Geliştirilmesi Projesi ile ilgili değerlendirmede bulundu.

Albayrak, projenin uluslararası bir proje olduğunu belirterek, “Türkiye yerli tankı yaptı. Türkiye’nin yerli tankı tek başına yapması işi çözmüyor. ALTAY tanklarının, motor ve güç grubunun da yerli yapılması için 3 sene önce yapılan ihaleyi firmamız kazanmıştı. Bu çerçevede bir buçuk yıl önce yaptığımız sözleşme gereği, şu anda çalışmalarımıza devam ediyoruz.” diye konuştu.

Türkiye’nin son 10 yılda savunma sanayisinde atak yaptığını vurgulayan Albayrak, “Türkiye son 10 yılda savunma sanayisinde iyi ilerledi. Bu ilerleme çerçevesinde Türkiye’de tank motoru ve güç grubu ihalesini, TÜMOSAN olarak aldık ve 5 yıl içerisinde gerçekleştireceğiz.” dedi.

– ”Türkiye her gün gelişiyor”

Albayrak, Türkiye’nin dünyadaki konjonktürünün son 2-3 yılda değiştiğini de ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Suriye’de, Irak’ta ve komşu ülkelerde ayaklanmalar var. Stratejik olarak Avrupa ve Batı’nın da bu işe bakışı çok değişti. Bize de bakış değişti. Biz de Türkiye olarak, bu projenin bir an önce gerçekleşmesi için gerek Savunma Sanayii Müsteşarlığı gerekse TÜMOSAN olarak Türkiye’de motor üreten fabrikamız olsun diye konu ile ilgili gece gündüz çalışıyoruz. Proje kapsamında 100’e yakın Ar-Ge mühendisimiz çalışıyor. İnşallah en kısa zamanda işi rayına oturtup, yolumuza devam edeceğiz.”

Projenin 5 yıllık bir süreyi kapsadığını hatırlatan Albayrak, “Projenin önce prototipi yapılacak, ardından da seri üretime geçilecek ama inşallah 5 yıl sonra yerli iki adet motor üretmiş olacağız.” diye konuştu.

Albayrak, Türkiye’nin hedefleri olduğunu anlatarak, “Türkiye son 15 yılda özellikle Ar-Ge’ye ve savunma sanayisine çok büyük bir zaman ve güç ayırdı. Onun sonucu olarak da şu anda önümüze çıkan bir sürü şeyler var. Türkiye her gün gelişiyor. Sanayide ve diğer alanlarda gelişiyoruz. Bu kapsamda Türkiye, bugün dünyanın en büyük müteahhitleri arasında geliyor. Diğer bütün branşlarda da inanılmaz gelişmeler var. Biz bunun için mutluyuz ve gurur duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.

En fazla Ar-Ge harcamasını ilaç sektörü yapıyor

ANKARA (AA) – GÖKSEL YILDIRIM – Sağlıklı yaşam ve hastalıkların tedavisi, araştırmacıların en önemli gündem maddelerinden birini oluştururken, ilaç sektörü, dünyada yapılan toplam Ar-Ge harcamalarında yüzde 14,4’le ilk sırada yer alıyor.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan İlaç Sektörü Raporu’nda, bu alanda son dönemdeki gelişmeler değerlendirildi.

Raporda, savaş, epidemik hastalıklar ve
olası bir ambargo gibi faktörler karşısında ülkenin ilaç ihtiyacını karşılayacak, üretim yapabilen
bir ilaç sektörüne ihtiyaç bulunduğuna işaret edildi. Avrupa İlaç Endüstrileri ve Birlikleri Federasyonu verilerine de yer verilen rapora göre, ilaç sektörü, yüksek maliyetli ve uzun süren Ar-Ge çalışmaları içermesi sebebiyle dünyada yapılan toplam Ar-Ge harcamalarında yüzde 14,4’lük payla ilk sırada bulunuyor.

Ar-Ge harcamalarının yüzde 10,4’ünü yazılım ve bilgisayar, yüzde 8’ini teknolojik donanım ve ekipman, yüzde 7,3’ünü eğlence ürünleri, yüzde 4,6’sını savunma ve uzay, yüzde 4,3’ünü elektronik ve elektrikli ekipman, yüzde 4,3’ünü otomotiv, yüzde 4,2’sini sağlık ekipman ve servis çalışmaları oluşturuyor.

Dünyadaki 500 büyük ilaç firması verilerini kullanarak gerçekleştirilen analize göre, ilaç sektörünün 2014 sonu itibarıyla küresel Ar-Ge harcamaları yaklaşık 140 milyar doları buluyor. Bu rakamın 2020’de yaklaşık 160 milyar dolara ulaşabileceği tahmin ediliyor. Gelecek dönemde, gelişmiş ülkelerde büyümenin yavaşlaması ve gelişmekte olan ülkelerde sektöre verilen teşviklerin artmasıyla Ar-Ge harcamalarının daha büyük kısmının
Brezilya, Rusya ve Çin gibi gelişmekte olan ülkelere kayması bekleniyor.

Bunun yanı sıra, 2014 yılında Türkiye’de “temel eczacılık ürünlerinin ve eczacılığa ilişkin malzemelerin imalatı” sektöründeki Ar-Ge harcaması, bir önceki yıla göre yüzde 4,3 artarak yaklaşık 219 milyon liraya çıktı. İlaç sektörü Ar-Ge harcamalarının imalat sektörü toplam Ar-Ge harcamaları içindeki payı ise yüzde 4,83 seviyesinde bulunuyor.

– Türkiye küresel pazarlara açılabilir

İlaç endüstrisinin gelişiminin temel unsurları arasında yer alan uluslararası pazarlarda rekabet gücü olan mal ve hizmet üretiminin ancak Ar-Ge faaliyetlerinin artırılmasıyla mümkün olacağı vurgulanıyor.

Türkiye’de ulusal ve uluslararası ilaç firmaları aktif olarak klinik araştırma faaliyetlerinde bulunuyor. Türkiye, Mart 2016 itibarıyla 2 bin 208 klinik araştırmayla bu alanda dünyada 30’uncu, Avrupa’da ise 17’nci sırada yer alıyor. Dünyadaki klinik araştırma sayısının 211 bin 437 olduğu dikkate alındığında Türkiye’nin payı yüzde 1’e karşılık geliyor.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 13 ilaç firmasına
Ar-Ge merkezi kurma onayı verildi. İlaç Ar-Ge merkezlerinin, toplam Ar-Ge merkezi içerisindeki payı ise yaklaşık yüzde 6 düzeyinde bulunuyor.

İlaç sektöründe yeni fırsatlar içeren biyoteknoloji, nanoteknoloji gibi inovatif alanlar,
dünyada az sayıda firmanın faaliyet gösterdiği, yatırım yaptığı alanlar olarak kabul
ediliyor. Katma değerli ilaç üretiminin desteklenmesi halinde, uygun koşullara sahip Türk ilaç sektörünün küresel ilaç pazarında rekabet üstünlüğü yakalayabileceği olası görülüyor.