Kahramanmaraş’ta kaybolan çocuk

KAHRAMANMARAŞ (AA) – Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde dünden bu yana haber alınamayan 6 yaşındaki Yusuf Kuzu’yu arama çalışmalarına, Hurman Çayı ve çevresinde devam ediliyor.

İlçeye bağlı Çoğulhan Mahallesi’nde oyun oynarken kaybolan ve Hurman Çayı’na düşmüş olabileceği değerlendirilen Kuzu’yu arama çalışmalarına, jandarma ve AFAD ekiplerinin yanı sıra vatandaşlar da katıldı.

Arama ve kurtarma ekiplerinin, su seviyesinin düşürüldüğü Hurman Çayı ve sulama kanalındaki aramalarında şu ana kadar herhangi bir sonuca ulaşılamadı.

Çocuğun en son oynadığı alana gelen ekipler, arazi araması yapmak üzere termal kamera sistemine sahip “drone” havalandırdı ancak Kuzu’nun izine rastlanamadı. İlçe Jandarma Komutanlığı ise aralarında mahalle sakinlerinin de bulunduğu 9 ekiple geniş çaplı arazi arama çalışması başlattı.

Ayşe ve Murat Kuzu çifti ise ekiplerden gelecek sevinçli haberi bekliyor.

Dede Bilal Taşyürek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, torununun kaybolduğu haberini alınca Kahramanmaraş’tan Afşin’e geldiklerini söyledi.

Torununun çok akıllı bir çocuk olduğunu belirten Taşyürek, “Annesinin sözünden çıkmazdı. Bu şekilde kaybolmasına anlam veremiyorum. Jandarma ve AFAD ekipleri su kanalını aradılar. Suya düştüğüne inanamıyorum. Aklımıza başka şeyler geliyor. Yabancı birilerinin çocuğu alıp gitmesinden endişe ediyoruz. İnşallah arama çalışmaları sonuç verir ve torunumuz bulunur.” diye konuştu.

Arama çalışmalarına katılan Arif Şahin de “Yusuf’u dünden bu yana arıyoruz. Suya mı düştü yoksa kaçırıldı mı bilen veya gören yok.” ifadelerini kullandı.

Afşin’de dün, 6 yaşındaki Yusuf Kuzu, oyun oynarken kaybolmuş, ekipler çocuğu bulmak için evlerine yakın sulama kanalında ve Hurman Çayı’nda arama çalışması yapmıştı.

Almanya’da gazeteciler hakkında soruşturma

BERLİN (AA) – Almanya’da 5 gazeteci hakkında, bir Alman silah şirketinin Meksika’ya yönelik yasa dışı silah satışıyla ilgili gizli devlet bilgilerini ifşa etmek suçundan soruşturma başlatıldı.

Stuttgart Savcılığı Sözcüsü Jan Holzner, gazetecilerin, devlet sırlarını ifşa etmek ve Basın Yasası’nı ihlal etmekle suçlandığını açıkladı.

“Tageszeitung” gazetesindeki haberde, suçlanan gazetecilerin, ARD televizyonunda yayınlanan “Ölümcül İhracatlar – G36 Meksika’ya nasıl ulaştı?” adlı belgeseli hazırladığı ve “Ölüm Ağı” adlı kitabı yazdığı belirtildi. Belgesel, en iyi gazetecilik çabalarının ödüllendirildiği Grimme Ödülü’ne layık görülmüştü.

Gazetecilerin, Federal Ekonomi Bakanlığı ve Federal İhracat Dairesinin “Heckler & Koch” adlı Alman silah şirketinin Meksika’ya yönelik yasa dışı silah satışıyla ilgili olarak hazırladığı gizli soruşturma raporlarını ifşa ettiği kaydedilen haberde, belgeseli hazırlayan Daniel Harrich’in kendisini “Bilgileri yayınlamak bizim görevimiz” diyerek savunduğu ifade edildi.

Gazeteye açıklama yapan barış eylemcisi Jürgen Graesslin, soruşturmayı başlatan Stuttgart Savcısı Peter Vobiller’i eleştirerek “Vobiller, bakanlık ve Federal İhracat Dairesi hakkında soruşturma başlatmak yerine, yasa dışı silah ihracatını ortaya çıkartarak hukuk devletini savunanların peşine düşüyor” diye konuştu.

Daha sonra Münih Savcılığına devredilen soruşturma kapsamında, Meksikalı sınır polislerine satılan G36 marka tüfeğin satışının araştırıldığı bildirildi.

Alman silah şirketlerinin yurt dışına satış yapması durumunda federal hükümetten izin almaları gerekiyor.

Ahmet Hakan Coşkun’un darbedilmesi davası

İSTANBUL (AA) – Gazeteci Ahmet Hakan Coşkun, Şişli’deki evinin önünde darbedilmesine ilişkin “Burnumda ve kaburgalarımda kırık olduğu tespit edildi. Hastane masraflarımı kısmen sosyal güvenlikten kısmen de kendi cebimden karşıladım. Bunlarla ilgili herhangi bir ödeme yapılmadı. Bu yaralanma nedeniyle program yapamadım. Sanıklardan şikayetçiyim.” dedi.

İstanbul 60. Asliye Ceza Mahmekesindeki duruşmada, tarafları avukatları temsil etti.

Hakim, müşteki Coşkun’un celse arası ifade verdiğini belirterek, ifadesinin yazılı olduğu dilekçeyi dosyaya koydu.

Coşkun, celse öncesinde verdiği ifadesinde, kendisini darbeden sanıklardan şikayetçi olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Sanıkları tanımıyorum. Bana saldırı anı kısa bir anda oluştu, yere düştükten sonra tekme ile bana vuran veya vuranlar oldu. Burnumda ve kaburgalarımda kırık olduğu tespit edildi. Hastane masraflarımı kısmen sosyal güvenlikten kısmen de kendi cebimden karşıladım. Bunlarla ilgili herhangi bir ödeme yapılmadı. Girişimde dahi bulunulmadı. Ben bu yaralanma nedeniyle program yapamadım. Bundan dolayı zararlarım da oluştu. Sanıklardan şikayetçiyim.”

Duruşmada, müşteki ve tanıklara gazeteci Coşkun’u darbettiği iddia edilen şahıslara ait emniyette çekilmiş fotoğraflar gösterildi ve teşhiste bulunmaları istendi.

Müştekilerden Coşkun’un şoförü Sari Demir, olay anını net hatırlayamadığını belirterek, sanıklardan birinin kendisini engellemeye çalıştığını, başka birini de elindeki bira şişesiyle Coşkun’un korumasına vurmak üzereyken gördüğünü söyledi.

Tanık Mansur Foroutan, olayı görmediğini dile getirerek, “Sosyal medyada sanıkların fotoğraflarını gördüm ve tutuklandıklarını öğrendim. Tutuklanan kişilerin Teşvikiye’deki House Kafe’ye geldiklerini gördüm.Yağmurlu bir gündü ve kafede çok az insan vardı. Kafeye gelenler, genelde o bölgenin insanlarının görüntüsünde değillerdi.” dedi.

– Coşkun’un kardeşi de tanıklık yaptı

Duruşmada tanık olarak ifade veren Ahmet Hakan Coşkun’un kardeşi Mahmut Fazıl Coşkun, olayın evinin önünde yaşandığını anlatarak, şunları kaydetti:

“Bağrışmalar duyunca pencereye yöneldim. 2-3 kişinin Ahmet’e vurmaya çalıştıklarını ve bir an için Ahmet’in de kaçmaya çalıştığını gördüm. Hemen aşağıya indim. Saldırganlara kim olduklarını ve neden yaptıklarını sordum. Olayın ne olduğunu bilmiyordum. Birinin elinde bira şişesi vardı. Sokağın başında polis kulübesi vardı, oraya koştum ve yardım istedim.”

Duruşma, sanık avukatlarının savunmalarının alınmasının ardından eksikliklerin giderilmesi için 13 Temmuz’a ertelendi.


- İddianameden



İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nca hazırlanan iddianamede, Ahmet Hakan Coşkun’un, 1 Ekim 2015’te televizyon programının ardından aracıyla Şişli’deki evinin önüne geldiği sırada başka bir otomobilden inen kişilerce darbedildiği anlatılıyor.

Gazetede yazdığı köşe yazıları ve televizyon programlarındaki konuşmalarını tasvip etmedikleri için Coşkun’a husumet besleyen şüphelilerin, bu kişiyi dövmeyi planladıkları anlatılan iddianamede, sanık Ahmet Şengüler’in, “mala zarar verme, kasten silahla yaralamaya teşebbüs, basit yaralama, kemiklerin kırılmasına sebebiyet verecek şekilde kasten yaralama ve hakaret” suçlarından 3 yıldan 12 yıl 4 aya kadar, diğer 6 sanığın da “mala zarar verme, kasten silahla yaralamaya teşebbüs, basit yaralama ve kemiklerin kırılmasına sebebiyet verecek şekilde kasten yaralama” suçlarından 2 yıl 8 aydan 10’ar yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

İsveç, polisin hakaret ettiği göçmeni konuşuyor

STOCKHOLM (AA) – İsveç’te polisin hakaret ve darp ettiği göçmen ülkenin gündemine otururken, olaya karışan polisler hakkında hukuk sürecinin başlatılacağı bildirildi.
İsveç resmi haber ajansı TT’nin yayımladığı bir ses kaydında İsveç polisinin “Geri dön ülkene, şeytan Arap” diye hakaret ettiği duyulan Nobakht Ahad, olayla ilgili açıklamalarda bulundu.

TT’ye konuşan Ahad, İsveç’e gelen sığınmacılara yardım eden birçok sivil toplum örgütüyle çalıştığını belirterek, olay günü de Emmaboda şehrindeki Amigo sığınmacı yurduna aynı maksatla gittiğini söyledi.
Ahad, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yurtta bir kavga çıkmış. O anda birçok polis bizim olduğumuz yere geldi. Güvenlik görevlileri polise beni işaret ettikten sonra, polisler benim üzerime saldırdı. Beni yere yatırdılar ve darp ettirler. Daha sonra zorla polis arabasına bindirerek, ormana götürüp bıraktılar. O sırada polislerle aramda geçen konuşmaları cep telefonu ile kayıt ettim. Polisler bana Arap olmadığım halde, ‘Geri dön ülkene, şeytan Arap’ diye hakaret ettiler. Hepsi ses kaydında açık şekilde duyuluyor.”
Güney Götaland Emniyet Müdürlüğünden konuyla ilgili yapılan açıklamada, ses kaydının incelemeye alındığı ve sorumlular hakkında en kısa sürede hukuk sürecinin başlatılacağı kaydedildi.

Ahad’ın geçen ay Nybro sığınmacı yurdunda çıkan bir yangına ilk müdahale eden kişi olarak bölge itfaiye müdürlüğünden ödül almıştı.

Kamu Özel İşbirliği Sağlık Zirvesi

İSTANBUL (AA) – Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, “Hastanelerimiz uzun yıllar yenilenmemişti. Büyük bir kısmı eski, yine büyük bir kısmı depreme dayanıksızdı. Bu açıdan Türkiye, hızlı bir şekilde hastanelerini yenileme sürecine girdi.” dedi.

Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı ile Sağlık Bakanlığı himayesinde, Elmadağ Hukuk Ofisi ve PPP Experts tarafından düzenlenen Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) Sağlık Zirvesinde konuşan Gümüş, farklı bir modelle hastane yapıp, bu sağlık tesislerini işleteceklerini dile getirerek, PPP (Public Private Partnership – Kamu Özel İşbirliği) modeliyle hem kullanıcı hem de çalışanların uygun şekilde hizmet alıp vereceği ortamlar oluşturulacağını anlattı.

Bu açıdan tüm dünyanın önemli merkezleri ve paydaşlarıyla Türkiye’de bu birikimin oluşmasının sağlandığını aktaran Gümüş, “Bugün itibariyle 18 projemizin ihalesi tamamlanıp, imzalandı. Bu projeler, şu anda hızlı bir şekilde yükseliyor. Yaklaşık 2 yıldır inşaatları devam eden bu hastanelerimiz 41 bin yatak kapasiteli.” dedi.

Sağlık Bakanlığı olarak eski modelle, ihalesini yaptıkları ve inşaatı devam eden 27 bin yataklı hastane projelerinin de olduğunu dile getiren Gümüş, Türkiye’nin önümüzdeki 3 yıllık süreçte toplam 95 bin yataklı şehir hastanelerine kavuşacağını, bunların 41 bininin KÖİ modeliyle yapılacağını ifade etti.

Türkiye’nin, bu şekilde çok kısa sürede en fazla hastane yapan ülkelerden olacağını dile getiren Gümüş, “Çünkü bizim hastanelerimiz uzun yıllar yenilenmemişti. Büyük bir kısmı eski, yine büyük bir kısmı depreme dayanıksız hastanelerimizdi. Bu açıdan Türkiye, hızlı bir şekilde hastanelerini yenileme sürecine girdi.” diye konuştu.

KÖİ modeliyle farklı alanlar ortaya çıkmaya başladığını, önce kamu özel işbirliği modelindeki esnekliğin kanunla sağlandığını ve bu esneklik içinde hastanelerin inşaatının devam ettiğini ifade eden Gümüş, şöyle devam etti:

“Şunu fark ettik ki Türkiye önümüzdeki 3 yıl içerisinde çok ciddi ölçekte, ciddi kapasitede cihaz alımı yapacak. O hastanelerin ekipmanları var. Sadece şehir hastanelerinin alacağı 8-10 kalem görüntüleme cihazının maliyeti yaklaşık 2 milyar dolar. Tüm bunları yan yana koyduğumuzda, yeni bir kapı daha açıldı. Hastanelerde kullanılacak malzemelerin, cihaz ve ekipmanların yine Türkiye’de üretilmesini teşvik edecek modeller yapılması konusunda çalışma başlattık. PPP’nin bize kazandıracaklarıyla Türkiye, sağlık alanında özellikle endüstrisinde ve şehir hastaneleri yönetimiyle yeni bir ufuk, vizyona doğru açılım göstermeye başlayacak. Sağlık endüstrilerinde birinci planda plazma ürünlerinin Türkiye’de üretilmesini gündemimize aldık ve çalışıyoruz. Önümüzdeki ay itibarıyla ana yol haritası belirlenmiş olacak. Türkiye’nin yaklaşık yılda 350 milyon dolar bedel ödeyerek almış olduğu kan ürünlerinin yerel ortaklar ve uluslararası firmalar işbirliğiyle Türkiye’de üretimini sağlamayı hedefliyoruz. İkinci planda ana hedef bu şehir hastanelerinde ve bizim yaptığımız yeni hastanelerde kullanacağımız özellikle görüntüleme cihazlarının da Türkiye’de üretilmesini sağlamak. Bunları da masaya yatırdık. Mayıs sonuna kadar da bu eylem planımızın ana yol haritalarını belirleyeceğiz.”

Eyüp Gümüş, bunların yanı sıra, aşı, ilaç ve hastane bilgi sistemlerinin de Türkiye’de yapılabilmesi için çalışmalarının olduğunu, KÖİ modeliyle yapılan hastanelerin modern teknolojilerle donatıldığını belirterek, tüm donanımı, mimarisiyle Türkiye’nin gelecek 50, 100 yılına yanıt verebilecek yeni bir vizyonu görmeye başladıklarını söyledi.

Yapımına devam edilen ve Türkiye’nin ilk şehir hastanesi olma özelliğini taşıyan Mersin Şehir Hastanesini temmuz ayının sonunda açmayı öngördüklerini, yapımı devam eden diğer hastanelerin de sekteye uğramadan hızlı şekilde açılacağını belirten Gümüş, şunları kaydetti:

“KÖİ modeliyle yapılan hastanelerin yönetimi konusunda kamu ve özel koordinasyonun olması gerekiyor. Bundan sonraki süreçte de inşaatta birlikteliğimiz nasıl devam ettiyse, hastanenin işletilmesi aşamasında da bu birliktelik güçlü şekilde devam edecek. Bu verimlilik önemli şekilde artacak. Hem Türkiye’nin hem de dünyanın gözleri bu hastanelerin üzerinde olacak. Bu hastaneler bizim uluslararası arenaya da gösterebileceğimiz önemli vizyoner projeler. Binaları yapmak kolay ama içerisinde, iyi ve vizyoner hekimi, personeli koymak önemli. Çünkü onlar buradaki verimliliği artıracak. Bu bakımdan şehir hastanelerinin büyük bir kısmı eğitim ve araştırma hastanesi olacak.”

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, Türkiye’nin uluslararası hasta hizmetleri açısından da çalışmalar yürüttüğünü, bu hastanelerin sağlık turizmi kapsamında yabancı hastalara da hizmet vereceğini sözlerine ekledi.

– “KÖİ modeli bir özelleştirme değil”

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Şuayip Birinci de Türkiye’de sağlık hizmetinin yaklaşık yüzde 70’inin kamu eliyle yürütüldüğünü ifade ederek, şimdiye kadar yapılan sağlık yapısı yatırımının 16 milyar lira olduğunu, nitelikli yatak sayısını 2023’te 168 bine çıkarmayı planladıklarını belirtti.

İnşaatı devam eden yatırımlar arasında en yüksek rakamı KÖİ projelerinin tuttuğunu, inşaatı devam eden 27 bin yatak sayısını da 40 bine çıkaracaklarını bildiren Birinci, finansmanı özel sektör tarafından karşılanan KÖİ modelinde, yatırımım karşılığının da azami 30 yılda kamu tarafından taksitlerle ödendiğini vurguladı.

Şuayip Birinci, sözlerini, “KÖİ, modern sağlık yatırımlarının hızlıca hayata geçirilmesini sağlayan bir finansman modeli bizim için, özelleştirme değil. İşletme süresi sonunda bakımlı ve işler durumda tesisler kamuya devredilecek. Eğer biz bu kaynaklarla devam etseydik ancak 25 yılda sağlık yapılarını nitelikli hale getirme şansına sahip olacaktık. O sebeple KÖİ modeli kısa zamanda geleceği bugüne getirmek açısından bizim için en büyük avantaj.” diye tamamladı.

Zirve, oturumların ardından sona erecek.

2. Türk-Arap Yükseköğretim Kongresi

İSTANBUL (AA) – Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, bilim olmadan, bilimsel gelişme olmadan ileriye gitmenin mümkün olmadığını belirterek, “Bu zaten olmazsa olmaz ama mutlaka bilimsel gelişmenin yanında hikmet ve irfanın da yeniden üretilerek 21. yüzyılın dünyasının sorunlarına çözüm üretecek şekilde ortaya konulması şarttır. Matematikçi, fizikçi, siyaset bilimci, doktor, hukukçu, felsefeci olabiliriz ama dibinde hikmet olmayan felsefe boş bir iştir, dibinde hikmet anlayışı olmayan matematik ya da fizik gerçekten insanların sorunlarını çözecek bir sonuç vermez.” dedi.

Kurtulmuş, İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Arap Üniversiteler Birliğince düzenlenen 2. Türk-Arap Yükseköğretim Kongresi’nde, geçmişte bilimde, sanatta, fende, estetikte her alanda büyük tarihi başarılarına rağmen İslam dünyasının bugün “fevkalade” hazin, iç karartıcı noktada ve bu alanların hepsinde dünya ile kıyaslandığında oldukça geri noktada bulunduğunu söyledi.

“İlk 500 üniversite arasında İslam dünyasından kaç üniversite vardır?” diye soran Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Kaç üniversite patent ya da bilim merkezleri konusunda dünyanın sayılı üniversiteleri arasındadır? Kaç öğretim üyemiz, araştırmacımız dünyanın sayılı araştırmacıları arasında yer almaktadır? Maalesef baktığınız zaman bilimde, sanatta, tıpta, estetikte birçok alanda İslam dünyası eski dönemleriyle kıyaslandığında fevkalade geri bir noktadadır.”

Kurtulmuş, İslam dünyasının, bu geriliğe ek olarak büyük iç çatışmaların, hoşgörüsüzlüklerin, anlayışsızlıkların, aşırılıkların içerisinde hazin birtakım sonuçlarla karşı karşıya kaldığına değinerek, İslam dünyasının ayrılıklar, farklılıklar içerisinde hazin bir iç mücadelenin içerisine girdiğini, bölgesel ya da birtakım ülkelerin kendi içerisinde çatışmaların olduğunu anlattı.

Diğer tablonun da açlık, kıtlık, sefalet ve bunların oluşturduğu birtakım sosyal dengesizlikler olduğuna işaret eden Kurtulmuş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Diğer taraftan da bilimde her türlü gelişmeyi sağlamış, bilimde, teknolojide, sanatta her türlü ileriye gitmiş, uzayın derinliklerine kadar araştırmalarını yapabilen, dünyanın her tarafından her türlü teknolojik gelişmeyi elde edebilmiş ama insan toplumlarının içerisinde iç dengeyi kaybettiği için huzuru, barışı ve adaleti bulamamış bir Batı dünyası, bir gelişmiş dünya var. Bir tarafta her şey var maddi anlamda, huzur yok anlayış yok, insanların birbirlerine karşı barış, adalet içinde yaşayacağı ortam yok. Diğer tarafta ise yoksulluklar, cehaletler ve çatışmalar. Buradan bir çıkış yolu bulmak durumundayız. İslam dünyası olarak geçmiş dönemlerimizi bir tarih, bir hikaye olarak mı okuyacağız yoksa ‘Geçmiş dönemlerde neyimiz vardı da onu kaybettik?’ diyerek, o kaybettiğimizi bulup onun üzerinden yeniden İslam toplumlarını inşa edeceğiz. Herhalde İslam dünyasının aydınlarına, bilim adamlarına düşen sadece geçmişin güzelliklerini anlatmak değil ama o güzellikler üzerinden dünyada yeniden kaybettiğimizi bularak onun üzerinden bir İslam dünyasını inşa edecek ve dünyaya öncülük edeceğiz.”

– “Kaybettiğimiz şey…”

Kurtulmuş, astronomiden tıbba, estetikten felsefe kadar İslam dünyasının büyük alimlerinin Batı dünyasının bilimine hizmet ettiğini dile ederek, “Kaybettiğimiz şey Kur’an-ı Kerim’in Fussilat Suresi’ndeki 53. ayette gizlidir. İki şeydir, afak ve enfüs.” dedi.

İslam dünyasının, insan-ı kamili ve sünnetullahın günün gerçekleri içinde anlaşılmasını sağlayacak çalışmaları yapabilirse bilimde de sanatta da estetikte de felsefede de öncülük yapacağını belirten Kurtulmuş, aksi takdirde İslam dünyasının ya geçmişin güzelliklerine öyküneceğini ya da büyük teknolojik uygarlığın sonuçları karşısında ezileceğini söyledi.

Kurtulmuş, “Bu iki yol da yol değildir. Ne sadece geçmişin güzellikleriyle övünmek ne de bu gün sahip olunan teknolojik güç karşısında ufalmak, küçülmek, teslim olmak… İkisi de yol değildir.” ifadelerini kullandı.

– “İslam dünyası içine itilmeye çalışıldığı zor süreçten çıkacak”

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, artık dünyanın sadece bilimsel gelişmeyle kalkınması ve ileriye gitmesinin mümkün olmadığını belirterek, “Bilim olmadan, bilimsel gelişme olmadan ileriye gitmek mümkün değil, bu zaten olmazsa olmaz, ama mutlaka bilimsel gelişmenin yanında hikmet ve irfanın da yeniden üretilerek 21. yüzyılın dünyasının sorunlarına çözüm üretecek şekilde ortaya konulması şarttır. Matematikçi, fizikçi, siyaset bilimci, doktor, hukukçu, felsefeci olabiliriz ama dibinde hikmet olmayan felsefe boş bir iştir, dibinde hikmet anlayışı olmayan matematik ya da fizik gerçekten insanların sorunlarını çözecek bir sonuç vermez.” diye konuştu.

İslam dünyasının içine itilmeye çalışıldığı zor süreçten çıkacağını vurgulayan Kurtulmuş, “Bunun yolu özgür düşünceyle yapılan bilimdir, denge içerisinde kainatın ve insanın gerçeğini anlamaktır, karşılıklı iş birliği içerisinde bilgimizi, birikimimizi paylaşmaktır.” dedi.

Programa, Kurtulmuş’un eşi Sevgi Kurtulmuş da katıldı.

Lice’de terör operasyonu

DİYARBAKIR (AA) – Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 200 kilogram amonyum nitrat ile güçlendirilmiş el yapımı patlayıcı ele geçirildi.

Alınan bilgiye göre, Mualla Mahallesi Diyarbakır Caddesi Kali Camisi’nin karışsındaki boş barakada PKK’lı teröristlerce hazırlanan patlayıcı ile ilçedeki güvenlik güçlerine saldırı düzenleneceği ihbarını alan Lice Emniyet Amirliği ekipleri, söz konusu yerde bidon içerisinde bomba düzeneği olduğunu belirledi.

Durumun bildirilmesi üzerine olay yerine gelen Lice Jandarma Komando Alay Komutanlığı bomba imha uzmanları, bomba dedektör köpeği ile yaptığı aramada, yaklaşık 200 kilogram amonyum nitrat ile güçlendirilmiş el yapımı patlayıcı ele geçirdi.

Ekip aldığı çevre önleminin ardından etkisiz hale getirdiği bombayı imha etmek üzere götürdü.

Patlayıcıyı yerleştiren teröristlerin yakalanmasına çalışılıyor.

İstanbul’da “siber dolandırıcılık” operasyonu

İSTANBUL (AA) – İstanbul’da çeşitli bankaların hesap ve kredi kartlarını kopyalayarak 500 bin lira haksız kazanç elde ettikleri iddiasıyla gözaltına alınan 6 şüpheliden 5’i tutuklandı.

Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, bankalardan ve dolandırıldığını belirten vatandaşlardan gelen şikayetler üzerine çalışma başlattı.

Ekipler, 2 ay önce başlattıkları çalışma kapsamında, bir şebekenin İstanbul, Kayseri, Kırıkkale ve Denizli’de banka ATM’lerine yerleştirdikleri kopyalama düzenekleri ile banka hesap ve kredi kartlarını kopyalayarak, haksız kazanç elde ettiğini belirledi.

Polis, Pendik ve Avcılar’da kiraladıkları lüks sitelerdeki dairelerde kart kopyaladıklarını tespit ettiği şüphelilerin yakalanması için operasyon düzenledi.

Operasyonda İ.B, O.B, O.T, S.T. ve M.A. gözaltına alındı.

Adreslerde yapılan aramalarda 4 dizüstü bilgisayar, 2 manyetik şerit okuma ve yazma cihazı, 3 harici disk, 2 flash bellek, 5 hafıza kartı, 7 SİM kart, 4 kart kopyalama düzeneği, 141 sahte olarak üretilmiş kullanıma hazır manyetik şeritli kart, 16 hafıza kartı okuyucusu, 2 sahte sürücü belgesi, 1 sahte nüfus cüzdanı, 1 kart basma makinesi, 1 PVC kaplama makinesi, 1 PVC plastik kalıp, 25 piyasaya sürülmeye hazırlanmış kart kopyalama düzeneği, kart kopyalama düzeneği imalatında kullanılan matkap, zımpara, lehim makinesi, yapıştırıcı, elektronik devre, silikon tabancası, şarj cihazları, kart kopyalama cihazlarının ATM üzerinde orijinaline benzer şekilde görünmesini sağlamaya yarayan yazılar ve sprey boyalar ele geçirildi.

Gözaltına alınan şüphelilerin 200’ün üzerinde kart kopyalayarak, 500 bin lira haksız kazanç elde ettikleri tespit edildi. Adreslerde 202 kişi adına üretilmiş sahte kart bulundu.

Aramada sahte kimliklerin E.Ş’nin iş yerinde yapıldığının belirlenmesi üzerine E.Ş. de gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden E.Ş. serbest bırakılırken, diğer 5 şüpheli tutuklandı.

Hamaney’den ABD’ye yaptırım tepkisi

İSTANBUL (AA) – İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD’nin yaptırımları sadece kağıt üzerinde kaldırdığını söyledi.

İran resmi ajansı IRNA’nın haberine göre, başkent Tahran’daki konutunda kalabalık bir işçi grubuna hitap eden Hamaney, milli üretim ve milli ekonominin önemine değinerek, ülke içi üretimi “kutsal” olarak değerlendirdi.

Hamaney, “Ülke içinde üretilebilen mallar ülke dışından getirilmemelidir.” dedi.

Konuşmasının bir bölümünde yaptırımlar konusuna değinen Hamaney, ABD’nin yaptırımları sadece kağıt üzerinde kaldırdığını söyledi.

Hamaney, “Amerika hile yapıyor ve ondan sonra bize ‘neden kötümser bakıyorsunuz’ diyorlar. Onlar, kağıt üzerine uluslararası bankaların İran’la ticaret yapabileceğini yazıyor ancak pratikte hiç kimse İran’la iş yapmasın diye İran’a karşı korku oluşturuyorlar.” ifadelerini kullandı.

Müzisyen Değer Deniz’in öldürülmesi

İSTANBUL (AA) – İstanbul 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, “cinsel saldırı, nitelikli yağma ve bu suçlarını gizleme, delilleri ortadan kaldırmak amacıyla kasten öldürme” suçlarından toplam 45 yıl hapis cezasına çarptırdığı ve olay tarihindeki yaşı 18’den küçük sanık C.M. ile ilgili hükmünü, “eylemlerin işleniş biçimi, suç konularının önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı ile kastın yoğunluğu”na göre oluşturdu.

İstanbul 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesindeki karar duruşmasına, olay tarihinde yaşı 18’den küçük olan tutuklu sanık C.M. katıldı. Duruşmada maktul Değer Deniz’in kardeşleri Orhan ve Amaç Deniz ile annesi Ayşe Sevinç Sözer de hazır bulundu. Deniz ailesini 5 avukat, sanığı ise avukat Altan Akbaş temsil etti.

Müdahil avukatı Hülya Gülbahar, işlenen suçlarda maktulden kaynaklanan bir tahrik bulunmadığını ve haksız tahrik indirimi uygulanmaması gerektiğini belirterek, “Sanığın geçmişi, aynı binada hırsızlık yapması, karanlık kişilerle ilişkileri, uyuşturucu madde kullandığını kabul etmesi ve mahkeme huzurunda sürekli yalan beyanlarla mahkemeyi yanıltmaya çalışması nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 62. maddesinde yer alan diğer indirimler de uygulanmasın.” dedi.

– Sanık avukatı savunma yapmadı

Avukat Gülbahar, sanığın suçu işleyiş biçimi, toplum ve kadınlar için yarattığı tehlike, kastın yoğunluğu da gözetilerek en üst sınırdan cezalandırılmasını ve kadın ya da çocuklarla ilgili bir meslek icra etmesinin yasaklanmasını istedi.

Esasa ilişkin görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Mustafa Balaban, 29 Mart’ta verdiği mütalaayı tekrar ettiğini söyledi.

Duruşmada savunma yapan sanık avukatı Altan Akbaş, olay kendisine ulaştırıldığında farklı bir şekilde anlatıldığına dikkati çekerek, “İddia makamı ve mahkemenizce yapılan araştırmalar, elde edilen deliller değerlendirildiğinde, bu aşamada olayın işlenişine ve oluşuna yönelik bir savunma yapmamızın, savunma geliştirmemizin mümkün olmadığı kanaatindeyim.” diye konuştu.

Müvekkilinin yaşının olay zamanında 18’den küçük olduğunu ve savunma yapmasının doğal karşılanması gerektiğini belirten Akbaş, “Çocuk olan müvekkilimin kendi ruh dünyası, sosyal ve kültürel yapısı karşısında duruşmada savunma yapması maktulün geçmişine, aziz hatırasına hakaret değildir. Bu doğrultuda iddia makamının görüşüne katılmıyoruz.” ifadesini kullandı.

Avukat Akbaş, müvekkiline verilecek cezada takdiri mahkeme heyetine bıraktığını kaydederken, hükümde lehe olan yasa maddelerinin uygulanmasını talep etti.

Davanın karara bağlanacağını belirten mahkeme heyeti sanık C.M’ye son sözlerini sordu. Sanık, “Hiç bir şey söylemiyorum.” dedi.

– Takdiri indirim uygulanmadı

Kararını okuyan mahkeme heyeti, sanık C.M’yi, “cinsel saldırı, nitelikli yağma ve bu suçlarını gizleme, delilleri ortadan kaldırmak amacıyla kasten öldürme” suçlarından toplam 45 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Heyet, hükmün, “eylemlerin işleniş biçimi, suç konularının önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı ile kastın yoğunluğu”na göre oluşturdu.

Sanığın olay tarihinde 18 yaşından küçük olmasını göz önüne alarak cezalandırmalarda 1/3 oranında indirim uygulayan mahkeme heyeti, duruşmalarda gözlenen tavırları, sosyal inceleme raporlarındaki açıklamalar, kaçamaklı olarak yanıltıcı davranışlar gösterdiğinin saptanması, bir defada birden fazla suçu birlikte işlemesi, eylemlerinin birbiriyle bağlantılı olması, “cinsel istismar” ve “yağma” suçlarını gizlemek amacıyla öldürme eylemini gerçekleştirmesi ve eylemler sırasındaki soğukkanlı tavırları nedeniyle sanıkla ilgili TCK’NIN 62. maddesinde yer bulan takdiri indirim nedenlerinin uygulanmamasını kararlaştırdı.

– “Dava istediğimiz gibi sonuçlandı”

Kararın çıkmasının ardından duruşmayı izleyen maktul Değer Deniz’in ailesi ile avukatları, Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yaptı.

Değer Deniz’in kardeşi Orhan Deniz, “Verilen ceza hiçbir şekilde yetmiyor ama olsun, en azından istediğimiz bir iki detayı da aldık. En önemlisi burada güzel bir dayanışma yaşadık. Bu daha bir başlangıç. Kadın dayanışması, en önemlisi insan dayanışması içerisindeyiz. Bu dava çok önemliydi. İstediğimiz gibi sonuçlandı.” değerlendirmesinde bulundu.

Olay yerine gelmeyen 2 adli tıp doktoru ile “ayinde öldürüldü” şeklinde haber yapan basın kurumları hakkında dava açtıklarını kaydeden Deniz, “Dayanışmaya devam etmekten başka çaremiz yok. Bütün kadın derneklerine çok teşekkür ediyoruz. İyi hal indiriminden yararlanmadı, ilk hedefimiz buydu. Onun içinde yargıçlara teşekkür ediyoruz.” diye konuştu.

Ailenin avukatı Hülya Gülbahar ise “Sanığa yağma suçundan olabilecek en ağır ceza, cinayet suçundan ise ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Zaten iddianame ve savcının esas hakkındaki mütalaasında bu cezalar istenmişti. Bu açıdan kararın olumlu olduğunu düşünüyoruz.” dedi.

Gülbahar, cinayetin canavarca hisle işlendiğini ve mahkemenin bu açıdan karar vermediğini belirterek, kararı bu nedenle temyiz bildirdi.

– İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanık C.M’nin, 5 Mayıs 2015’te hırsızlık yapmak amacıyla Değer Deniz’in evine pencereden girdiği, tek odalı evde uyuyan Deniz’in uyanması üzerine sanığın elleriyle ağzını kapattığı ve boynunu sıktığı kaydedilmişti.

Bu olaydan bir süre önce kolunu inciten Değer Deniz’in, sanık tarafından bu şekilde bayıltıldığı ve ellerinin şarj kablosu, boynunun ise çanta askısı sıkılarak bağlandığı anlatılan iddianamede, sanığın Değer Deniz’e tecavüz ettiği, sonrasında telefon ile klarneti çalarak evden ayrıldığı belirtilmişti.

Deniz Değer’in ölümünün boğma sonucu meydana geldiği aktarılan iddianamede, suç tarihinde 18 yaşından küçük olan C.M’nin, “Bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla öldürme”, “konutta yağma” ve “mağduru öldürecek şeklide cinsel saldırı” suçlarından 43 yıl ila 58 yıl arasında değişen oranlarda hapis cezasına çarptırılması istenmişti.