“Bu kez İsrail'in istediği gibi olmayacak”

İSTANBUL (AA) – GÜLSÜM İNCEKAYA – Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü'nde İsrail konusunda çalışan Haydar Oruç, ''(Yahudi ulus devlet yasası) Dünya kamuoyunu da ikna ederek yasayı hayata geçirmeye çalışacaklar ama güçlü olmak bazen her şeye mukmak değildir. Bu kez İsrail'in istediği gibi olmayacak." dedi.

Haydar Oruç, ırkçı yasanın içeriğini, İsrail vatandaşı Filistinlilerin durumunu, Filistinli gençlerin İsrail ordusuna asker olarak katılma zorunluluğunu, Yahudi şeriatına biat etmeyen Müslümanların karşılaşacağı sorunları ve kararın Ortadoğu'ya muhtemel etkilerine dair AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Soru: Yahudi ulus devlet yasası, yolsuzluk soruşturmaları devam eden Netanyahu'nun, bunlara sebep olmakla suçladığı çevrelere karşı bir hamle mi?

Oruç: Yasanın zamanlaması oldukça manidardır. İsrail'de Başbakan Netanyahu aleyhinde 2016 sonundan beri yürütülmekte olan bir yolsuzluk soruşturması bulunmaktadır. Hatta polis yetkilileri başbakan aleyhinde yeterli delile ulaşıldığını açıklamış ve dosyayı gereği için başsavcılığa göndermiştir. Netanyahu, bu suçlamalar için öncelikle muhalefeti ve ardından ismini koyamadığı devlet içerisindeki bir güruhu suçlamaktadır. İsrail devlet elitlerinin ekseriyetle sosyalist-siyonist tandanslı sekülerlerden oluştuğu göz önüne alındığında, bu suçlamaların muhatabının güvenlik ve yargı bürokrasisi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında örtülü bir meydan okumadan bahsedebiliriz.

Netanyahu, 2009 yılından beri iktidar veya iktidar ortağı olarak kesintisiz politik arenada yer alsa da bu kesimlerle arasının iyi olmadığı biliniyor. Ayrıca bu kesimlerin ABD'deki Yahudi diasporasıyla ilişkileri de gayet iyidir. Dolayısıyla Netanyahu kendisine karşı meydan okuyan bu kesimlere İsrail'in kuruluşundaki (Bağımsızlık Bildirgesi) evrensel değerlerden uzaklaşmak hatta kopmak anlamına gelen bu yasa ile gücün artık onlarda olmadığını göstermeye çalışıyor. Kendisine karşı girişilen yolsuzluk soruşturmalarının intikamını bu kesimlerin asla kabul edemeyeceği bir kanunu Knesset'ten geçirerek güç gösterisinde bulunuyor. Böylelikle soruşturmayı sürdüren kesimlere de gözdağı vermiş oldu.

Soru: Yasa metnindeki diasporayla ilişkilere yapılan atıf, "bir parmak bal çalmak" olarak değerlendirilebilir mi?

Oruç: Kesinlikle. Çünkü diasporadaki revizyonist Yahudilerle İsrail'de yerleşik Ortodoks Yahudiler arasında bizim ağlama duvarı veya Burak duvarı dediğimiz Kotel'in kullanımı, evlilik hukuku ve din değiştirme konularında farklılıklar bulunmaktadır. Netanyahu, seçimler öncesinde özellikle Kotel'in herkes tarafından ibadet edilen bir yer olmasını sağlamak gibi taahhüdü olmasına rağmen koalisyon ortağı olan Shas ve UTC gibi muhafazakar partilerin baskılarıyla bu konularda yapılan kısıtlamalara göz yummuştu. Dolayısıyla taraflar arasında halihazırda bir orta yol bulunamamıştı. Bu maddenin de sadece daha fazla kesimin bu yasaya itiraz etmemesini sağlamak için başvurulan bir taktik olduğu anlaşılmaktadır.

– ''Trump, Filistin ile ilgili 'kırmızı çizgi'yi kaldırdı''

Soru: İsrail, Kudüs'ün statüsü, iki devletli çözüm, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki Yahudi yerleşimciler konusunda önceki ABD yönetimi tarafından sınırlandırılıyordu. Trump yönetimi ile bu politika değişti mi?

Oruç: Elbette İsrail'in hayata geçirmeye çalıştığı pek çok uygulama önceki ABD yönetimleri tarafından engelleniyordu. Golan Tepeleri'nin İsrail sınırlarına eklenmesine dair girişimler, Kudüs'ün statüsü, iki devletli çözüm, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki Yahudi yerleşimciler ve İsrail'de faaliyet gösteren hak temelli sivil toplum örgütlerinin sınırlandırılmasına yönelik düzenlemeler, diaspora örgütlerinin girişimleri sayesinde ABD yönetimlerince engellenmişti. Trump'ın Beyaz Saray'a çıkmasına kadar devam eden bu ''kırmızı çizgi'' 20 Ocak 2017'den itibaren değişmeye başlamıştır.

Trump'ın İsrail'e ve özel olarak Netanyahu'ya gösterdiği yakın ilgi ve destek sayesinde şimdiye kadar mümkün gözükmeyen kararlar alınmaya, kanunlar tatbik edilmeye başlamıştır. Ne var ki Trump hakkındaki soruşturmalar ve geleceği konusundaki belirsizlik İsrail yönetimini, şimdiye kadar bagajda tuttuğu meseleleri hayata geçirmede acele etmek durumunda bırakmaktadır. Kudüs kararı, sözde yüzyılın barış anlaşması ve Yahudi ulus devlet yasası bunun en somut göstergeleridir.

– ''Yasa sonuçlandı demiyorum çünkü süreç daha bitmedi''

Soru: Yahudi ulus devlet yasası, 19 Temmuz itibarıyla İsrail Meclisi'nden geçti. Bu ırkçı yasa neler öngörüyor?

Oruç: Süreç henüz tamamlanmadı. İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin ve Başsavcı Avichai Mandelblit'in daha önceden yaptıkları açıklamalar nedeniyle bu yasaya karşı olduklarını biliyoruz. Dolayısıyla bu yasanın yüksek mahkemeye götürülmesi ve bazı maddelerin iptali söz konusu olabilir.

Yahudi ulus devlet yasası, toplam 11 maddeden oluşuyor. Son maddesi yürürlükle ilgili bir madde ve kanunlar hiyerarşisinde karşılığı bizdeki anayasa maddeleri mahiyetindedir. Diğer kanunlara göre değiştirilmesi daha zor, en azından meclisin salt çoğunluğunun onayını gerektiriyor.

Birinci madde; İsrail bir Yahudi devleti ve Yahudiler için anavatan. İkinci madde, devletin sembollerine atıf yapıyor. Üçüncü madde, Kudüs ile ilgili. Aslında bu madde, Kudüs'le ilgili temel kanunları tekrar ediyor. Muhtemelen yüksek mahkemeden kanunun topyekün iptalini engellemek için biraz manevra yapılmış gibi. Çünkü Kudüs'le ilgili kanun, devletin adı, diğer sembollerle ilgili şeyler diğer temel kanunlarda da var zaten. Sadece bir araya getirdiler.

Dördüncü madde, dille ilgili bir madde ki yasa ile ilgili ilk sorun burada karşımıza çıkıyor. İbranice İsrail'in resmi dili haline getirilirken Arapçaya hiçbir resmi statü tanınmamaktadır.

Diğer sıkıntılı madde ise 7. madde. Bu madde, Yahudi yerleşimlerini meşrulaştırıyor gibi gözüküyor. Ama zaten Yahudi yerleşimcileri tartışmalı hale getiren İsrail kanunları değil, BM'nin aldığı kararlardı. Sekizinci madde Yahudi takviminin kullanılacağını, 9. madde ise bağımsızlık günü ile diğer milli ve ulusal günlerin neler olduğuna dair açıklamalar içermektedir. 10. maddede Şabat ve diğer dini tatiller sıralanmaktadır.

– "Nekbe bitmedi, devam ediyor"

Soru: Yasa, Filistinliler için ikinci Nekbe anlamına mı geliyor?

Oruç: Evet. Zaten Nekbe bitmedi, devam ediyor. Sadece bir adım daha ileri gitti ve Nekbe'yi resmiyete döktü. Birinci Nekbe'de (1948) sınırlarını ve topraklarını kaybeden halkın, artık tamamen ortadan kaldırılması hedefleniyor. Zaten toprakları iğdiş edilen Filistinliler, bu kanunla statüsü dahi belli olmayan bir duruma düşürülmüş ve böylelikle Bağımsızlık Bildirgesi'nde kurucu unsur olarak tarif edilen "mevcut yerleşikler" vasfını kaybederek, yok sayılan bir güruha dönüştürülmüştür.

Meşrulaştırma hususunda İsrail'in 14 Mayıs 1948 tarihli Bağımsızlık Bildirgesi'yle kurulduğunu biliyoruz. İsrail'de anayasa yok. Anayasa yerine bu Bağımsızlık Bildirgesi ve yıllar içinde kabul edilen kanunlarla yönetiliyor. Bağımsızlık Bildirgesi, hak ve özgürlükler açısından gerçekten ileri bir metin. Bu kanunla aslında İsrail'in kurucu metni olan Bağımsızlık Bildirgesi'ne göre geriye gidiş söz konusu. O zaman için devleti oluşturan Arap nüfusun eşit haklara sahip olduğu, hatta kurucu unsur olarak sayıldığı söylenirken, bu yasayla bundan uzaklaşıldığını görüyoruz. Yani diğerleri için artık böyle bir kurucu unsur olmak, yerleşik olmak, vatandaş olmak gibi bir öncelik ortadan kalkıyor. İkinci bir Nekbe diyebiliriz ama bunun uygulamasına bakmak lazım. Gerçekten uygulama fırsatı bulacak mı? Yüksek mahkemenin, başsavcının, cumhurbaşkanının tavrı ne olacak bunu görmek lazım.

– "Trump ve İsrail büyük bir yanılgı içinde"

Soru: ABD'nin ''kırmızı çizgi'' olarak tanımladığı Yahudi yerleşimciler meselesi, Trump hükümeti ile mi bozuldu?

Oruç: Kesinlikle. Trump yönetimiyle bu kırmızı çizgi tamamen ortadan kalktı ki zaten Trump'ın seçim vaatleri arasında bu vardı. Barış görüşmelerinde, Yahudi yerleşimlerini ve yerleşimcileri sorun olarak görmedi. Bunu adım adım hayata geçirdiler, meşrulaştırdılar. ABD'nin Tel Aviv Büyükelçiliği olmak üzere Yahudi yerleşimcileri destekleyen kuruluşun bu konuda yaptığı yardımları da biliyoruz. Trump bizzat seçim kampanyası döneminde yerleşimleri destekleyen en önde gelen kuruluşlardan biri olan Yeshiva Konsul'e sembolik de olsa nakdi yardım yapmıştır.

İsrail konusunda ABD tek başına tüm dünyayı, BM'yi karşısına alarak tek kutup gibi davranıyor. Tavrı çok net. Buna mukabil BM başta olmak üzere diğer uluslararası kuruluşlar ve devletler de Yahudi yerleşimlerin barışa engel olduğunu, BM kararlarına aykırı olduğunu söylüyor. İsrail bu kanunu geçirdiğinde yerleşimleri meşrulaştıracağını düşünüyorsa büyük bir yanılgıya kapılmıştır. Böyle bir şey mümkün olmayacak. Trump ve İsrail büyük bir yanılgı içinde.

Soru: Yeni yerleşim yeri açma uygulamaları devam edecek mi?

Oruç: En azından Trump döneminde herhangi bir yaptırıma maruz kalmadan bu Yahudi yerleşimleri genişletmeye devam edecekler gibi. Peki buna karşı ne yapılabilir? Maalesef kullanılabilecek bir araç yok. Çünkü BM Güvenlik Konseyi'nin en son 23 Aralık 2016'da aldığı 2334 sayılı Güvenlik Konseyi kararı, Yahudi yerleşimleri kesinlikle yasaklıyor. Buna rağmen hiçbir şey yapılmadı. Sadece üç ayda bir gözlemci rapor veriyor, gelişmeleri konseye aktarıyor. Her üç aylık raporda da 'İsrail bu kararı uygulamıyor, aksine sayılarını artırıyor.' demesine rağmen şimdiye kadar bir şey yapılmadı.

– "7. maddesi net olarak uluslararası hukuka aykırıdır"

Soru: Dünya kamuoyundan illegal yerleşimcilere karşı bir hareket bekliyor musunuz, uluslararası yargıya gitme olasılığı var mı?

Oruç: Bu biraz dünyanın göstereceği tepkiye bağlı. Kudüs'ün ABD tarafından İsrail'in başkenti sayılması, büyükelçiliğin taşınması ile başlayan süreçte Türkiye bu konuda bir pozisyon aldı. İslam dünyası da bu konuda Türkiye'ye ve Türkiye'nin öncülük yaptığı bu girişime tam destek verdi. Bu süreç devam ederse bu konuda da bir şeyler yapılabilir. Tabii ne kadar etkili olduğu tartışılır. Karalar alınıyor, girişimler yapılıyor ancak uygulamaya yönelik bir şey görmüyoruz. Fakat ne olursa olsun nihayetinde İsrail meclisinden geçen kanunun 7. maddesi net olarak uluslararası hukuka aykırıdır. Dolayısıyla bu haliyle kanunun gerek muhalefet partileri gerekse de sivil toplum örgütleri tarafından uluslararası yargı taşınması muhtemeldir.

Soru: İsrail Parlamentosundaki Filistinli vekiller bu yasaya ne dedi?

Oruç: Arap vekiller, görüşmelerde gerçekten büyük bir direnç gösterdi. Kanun, 55'e karşı 62'yle meclisten geçti. Normalde koalisyonun 66 sandalyesi var. 62 oyla ile geçmesi koalisyonun da iktidarın da tam anlamıyla bunu desteklemediğini gösterir. Muhalefet blokunun tamamen kanun karşısında durduğunu biliyoruz. Milletvekilleri gibi toplumun da tam olarak bu kararın arkasında durmadığını görüyoruz. Ciddi bir kafa karışıklığı var. Dünya kamuoyunun vereceği tepki, İsrail kamuoyunda bu rahatsızlığın ve soru işaretlerinin daha da artmasına neden olacaktır.

– "Orta Doğu'da yeni bir şiddet dalgası başlayabilir"

Soru: ABD, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır'ın içinde bulunduğu ve ''Yüzyılın anlaşması" diye adlandırılan bu karar Orta Doğu'yu nasıl etkiler?

Oruç: Arap ülkelerinde bu kararın alınmasının hemen ardından tepkiler gelmeye başladı. Buna mukabil İsrail'de de protesto gösterileri yapıldı. Bu gösterilere özellikle muhalefet partileri de katılım gösterdi. Ama görünen manzara bu gösterilerin kanundan geriye dönüşü sağlayacak mahiyette olmadığıdır. Bu gibi gelişmeler zaten yangın yerine dönen Orta Doğu'da yakın gelecekte daha iyi günlere kavuşulma ihtimalini uzaklaştırıyor. Zaten 2010 Arap Baharı'yla başlayan bir süreç var. Akabinde başlayan Suriye savaşı, DEAŞ olayı. İsrail'in aldığı bu karar bölgede, yeni bir şiddet ve çatışma dalgasına sebep olabilir. Bu konuda tarafların çok dikkatli olması lazım.

Dolayısıyla 'sözde yüz yılın barışı' dedikleri bir anlaşma var ve bunu uygun koşulları sağlayarak hayata geçirmeye çalışacaklar. Dünya kamuoyunu da ikna ederek yasayı hayata geçirmeye çalışacaklar ama güçlü olmak bazen her şeye muktedir olmak değildir. Bu kez İsrail'in istediği gibi olmayacak.

– "Yasanın, diğer grupları da zora sokması muhtemeldir"

Soru: İsrail vatandaşı Filistinliler ki İsrail onlara ''Filistinli'' bile demiyor, "İsrailli Arap" ifadesini kullanıyor. Bu yasayla zorla İsrail ordusuna asker olarak katılma zorunluluğu doğacak. Onların durumu ne olur?

Oruç: Belki de en korkunç durum bu. Eşit vatandaşlıktan statüsü belli olmayan bir vatandaşlık durumuna geçiyorlar. Arapların 13 milletvekilinin bile orada durması sorun iken halk ne yapsın? Zaten çok büyük baskı altındalar, bu durumda İsrail devletine biat edecekler, İsrail'in bekası için çalışacaklar. Bu ciddi bir sıkıntı. Ama ben yine de İsrail'in Filistinli Müslüman Arapları zorunlu olarak orduya alacağına ihtimal vermiyorum.

İsrail'de Yahudi olmayan tek etnik ve dini unsur, Araplar değildir. Bilakis Dürziler, Hristiyan ve Ortodokslar da mevcuttur. Aceleyle ve sadece Arapları hedef alarak yapılan bu hukuksuz düzenlemenin bu grupları da zora sokması muhtemeldir.

– "Diğer dinlere mensup kişilere yaşam hakkı tanımayan bir düzenleme"

Soru: Bundan sonra Tevrat ile yönetilen İsrail'de Yahudi şeriatına biat etmeyen Müslüman Filistinlilerin durumu ne olacak?

Oruç: Tabii ki askerlik sorununda olduğu gibi bu konuda da ciddi sorunlar yaşanacak. Kudüs kararı bunun en son örneğidir. Toplum içinde Araplar ve Yahudiler arasındaki kutuplaşmalar daha da belirginleşmiştir.

Yahudi dini bayramında Müslümanların, Hristiyanların durumu ne olacak? Mahalle baskısıyla mı karşılaşacaklar? İdari bir yaptırım mı olacak? Tüm bu sorular cevapsız duruyor. Ama yasada somut bir şekilde gördüğümüz bir şey var ki o da diğer dinlere karşı pozitif ayrımcılığın yapılmayacağıdır. Yasa çok net bir şekilde Yahudi olmayı, İsrailli olmayı öngörüyor. Diğer dinlere mensup kişilere yaşam hakkı tanımayan bir düzenleme gibi gözüküyor.

– ''Türkiye'yi devirebilselerdi işlerine gelecekti''

Soru: ABD, İsrail, BAE ve Mısır arasında gerçekleşen görüşmelerden sonra basına yansıyan ''yüzyılın anlaşması'' bu muydu sizce?

Oruç: Suudi Arabistan, Mısır ve BEA'nin ABD'ye örtülü destekleri olmasaydı böyle bir anlaşma olmayacaktı. İsrail yönetimi de farkında olduğu için önce ikna etti ve kaleyi içten fethetti. Bu anlaşmanın içeriğinde Katar ablukası da vardı ama bu işe yaramadı. Ürdün'deki son olaylar. Türkiye'deki 15 Temmuz darbe teşebbüsünü de bu kapsamda değerlendirebilir miyiz? Çok uzak bir ihtimal değil, neden olmasın. Türkiye'yi de devirebilselerdi eğer en azından bu anlaşmada karşı duramayacak olmamız işlerine gelecekti. Önce bölgenin şartları hazırlandı, buna karşı çıkacak ülkeler ikna edildi. Bu şekilde bazıları kabul etti, bazıları ise cebren buna ikna edildi. Hala bu sürecin devam ettiğini görüyoruz.

Soru: Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas bu anlaşmanın taraflarından bir mi?

Oruç: Abbas'ın bu anlaşmanın bir tarafı olduğu tartışılan bir konudur. Özellikle Türkiye'nin Kudüs konusundaki girişimleri, tavırları göz önünde bulundurulduğunda bu anlaşmanın tarafı olduğunu söylemek mümkün değil. Suudi Arabistan ve Mısır gibi bazı ülkelerin bu süreçte Abbas'a birtakım baskılar yaptığını hatta tehdit içeren tekliflerle karşı karşıya bırakıldığını da biliyoruz. Hatta ABD basınına "Abbas ya bunu kabul eder ya da çekilir, biz yerine başkasını koyarız." şeklinde haberler yansıdığını da hatırlıyoruz. Bir tarafta yoğun bir baskı, diğer taraftan kendi halkının özgürlüğü. Seçim yapması zor ama yine de Abbas'ın bu anlaşmanın taraflarından bir olduğunu söylemek mümkün değil.

Soru: Hamas bu yasaya karşı nasıl bir tepki ortaya koyar?

Oruç: Hamas'ın sadece bu kanuna karşı koymak özelinde yapabileceği fazla bir şey bulunmamakta. Hamas'ın sadece Gazze'de etkili olduğunu da hesaba katmak gerekir. Kaldı ki kanundan etkilenecek olan sayıları yaklaşık 2 milyonu bulan İsrail vatandaşı Filistinli Arap için Hamas'ın tek başına bir şey yapması mümkün değildir. Bu konuda mutlaka Hamas ve Fetih'in ortak hareket ederek hatta İsrail muhalefeti ve kanuna karşı duruş gösteren tüm kesimlerle iş birliği yaparak bu düzenlemeyi itibarsızlaştırmaya çalışmalıdır.

– ''Filistin'in güvenebileceği tek ülke Türkiye'dir''

Soru: Yasa tam olarak uygulamaya geçerse Türkiye'de ve Arap dünyasında ne tür tepkiler olur?

Oruç: Suudi Arabistan, Mısır, BAE'nin bu anlaşmaya gösterdikleri pozitif tavra rağmen eğer öyle bir şey söz konusu olursa o gün geldiğinde belki Suudi Arabistan için toplumsal bir baş kaldırıştan bahsetmek mümkün olmayabilir ama Mısır için bunu söyleyemeyiz. Mısır'da ciddi bir başkaldırı olur. Çünkü, Filistin meselesi Müslümanların kanayan yarası.

Ürdün de bence burada çok önemli. Halkın ekseriyeti büyük bir tepki gösterecek ve Filistinlileri tatmin etmeyen bir barış anlaşması durumunda böyle bir anlaşmaya taraf olan başta Kral Abdullah olmak üzere hükümetten de hesap soracaktır.

Bazı şeyler vardır hiç ön görmediğimiz şekilde beklenmeyen sonuçlara yol açabilir. ABD yönetiminin Kudüs kararı böyle bir tetikleme yapmıştır. Sanırım ne ABD ne de İsrail BM Genel Kurulu'nda kararın yok sayılmasına yönelik böylesine bir tepki beklemiyordu. En azından hiçbir ülkenin doğrudan ABD'yi karşısına alabilecek bir pozisyon alması öngörülmüyordu ama konu bu kadar hassas olunca bu mümkün olabildi. Türkiye'yi zaten biliyoruz. Türkiye buna baştan beri karşı ve karşı durmaya da devam edecek. Türkiye belki de dünyadaki en net tavrı gösteriyor. Türkiye'nin tavrını çok berrak buluyorum ve şu an Filistin'in güvenebileceği tek Türkiye'dir.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?