“Beni asacaklardı ama Allah bunu onlara nasip etmedi”

İSTANBUL (AA) – ETEM GEYLAN – Ülkücü hareket içinde yer alırken 12 Eylül döneminde CHP İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu'nu öldürdüğü iddiasıyla yargılanıp 29 yıl hapis cezası alan BBP Genel Başkan Yardımcısı Osman Tüfekçi, darbe döneminde yaşadıklarını anlattı.

Osman Tüfekçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Trabzonlu bir aile olarak 1961'de İstanbul'a göç ettiklerini, çocukluğunun inşaat kalfası babası, ev hanımı annesi ve 7 kardeşiyle Seyrantepe'de geçtiğini söyledi.

Parasız yatılı sınavlarında Haydarpaşa Lisesi'ni kazandığını ve burada ülkücü görüşü benimsediğini aktaran Tüfekçi, lisenin ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni kazandığını ifade etti.

İstanbul Üniversitesi'nin kendisi için özel bir okul olduğunu dile getiren Tüfekçi, şöyle konuştu:

"Fakat üniversiteye girdiğimiz ilk zamanlar Türkiye genelinde müthiş bir kaos ortamı vardı. Siyasi görüşleri farklı olanların aynı mekanda durmaları çok zordu. Mesela İstanbul Üniversitesi bahçesine girdiğimiz zaman sol tandanslı öğrenciler var ve bizi oraya sokmak istemeyecekler. Biz de bu okulu kazanmışız, İstanbul Üniversitesi gibi bir okulda okumak istiyoruz. Arkadaşlarımızla toplanıyor oraya girmek istiyorduk. Burada yine benzer kavgalar çıkıyordu. Bir türlü olmuyordu.

Belki solcular da bunu istemiyordu. Sanki sihirli bir değnek, şöyle bir yazı yazıyor, 'Burada anlaşarak okuyamazsınız. Birileriniz buraya hakim olacak, onlar okuyacak. Birileriniz hakim olamayacak ve onlar okuyamayacak'. O gün kavga oluyordu. Kim önce okula geliyorsa onlar o gün ders görüyordu öbürleri okula girmemiş oluyordu. İstanbul Üniversitesi'nde böyle okuma şartlarının olmadığı, uzunca yıllarım geçti. Derslerim vardı. Okulu bitirme imkanım olmadı."

Tüfekçi, o dönemde hemen her gün onlarca insanın hayatını kaybettiğini ve bunun gençleri etkilediğini vurgulayarak, "Herkesin kendine göre kabulleri vardı. Diyelim ki sol bizi suçlarken bunlar 'Halk düşmanı faşistler' diyor, onlar vatansız, bayraksız, sınırsız bir toplum istiyorlar. Biz onlara başka sıfatlar da ekliyoruz. Karşı karşıya gelen bir gençlik düşünün. Sokakta rahat yürüyemiyorsunuz. Sarıyer'de lisanslı futbol oynuyorum. Silahlı saldırıya uğradım, vuruldum. Vücudumda mermiler taşıyorum hala. Şikayetçi olmadım çünkü çok iyi görememiştim." diye konuştu.

– Köksaloğlu'nun öldürülmesi

Tüfekçi, Abdurrahman Köksaloğlu'nun öldürüldüğü haberini engelli ağabeyinin bulunduğu Pamukova'da öğrendiğini ve bu olaydan aylar sonra kendisi hakkında yakalama kararı olduğunu duyduğunu savundu.

Tüfekçi, Köksaloğlu'nun öldürüldüğü haberini nasıl aldığını şöyle anlattı:

"Pamukova Belediyesi'nin parkında oturuyorduk. Yanımda da bir CHP'li belediye meclis üyesi, bir de Adalet Partili meclis üyesi vardı. Hemşehriydik, konuşuyorduk. CHP'li olan meclis üyesi, 'Meclis'te bizden bir kişi daha eksilttiniz' diye yakındı. Oradan haberim oldu. Bu olay daha sonra ben aranacağım, olay benim üzerime kalacak. Ailemle beraber olmasaydım ailem bana inanmayabilirdi. Haberi beraber aldık.12 Eylül'den sonra arandım. Yakalandım. Bu olaylar ve buna benzer pek çok olay bana soruldu Gayrettepe 1. Şube'de. Alakam olmadığı için olay günü nerede olduğumu ispatlamak için yüzlerce şahit gösterdim."

Olaya bir fail bulunması amacıyla kendisine büyük işkenceler yapıldığını dile getiren Tüfekçi, şöyle devam etti:

"İhtilaller sonrası ihtilali yapanlar, onların emir kulları, acıma hislerini kaybediyorlar. Onlar için mesele, bir olaya, bir fail bulmak. Dolayısıyla bunu gerçekleştirmek için her türlü işkenceyi sana reva görebilirler. Bunu ben gördüm. Benden çok daha fazla işkence görenler oldu. Ben 37 gün Gayrettepe 1. Şube'de kaldım. Bu 37 günün 22 günü bilfiil işkence gördüm ki buna rağmen bir kısım arkadaşlarım, şahitlerin bazı ifadelerinden, o anda cezaevinde olan arkadaşlar bu olayla ilgili olarak emniyet tarafından alındılar, şubeye getirildiler. Onların bu ifadeleri de bu olayla alakamın olmadığı belli oldu. Kalan son 15 günü fiziki işkence görmedim, manevi işkence her gün vardı."

Tüfekçi, gözaltında kaldığı süre boyunca gördüğü işkencelerin en hafifinin kaba dayak olduğunu ifade ederek, "Küfür fiziki işkenceden daha kötü. Çünkü bizim milletimizin kültür kodlarına küfür çok ağır bir işkence gibi girmiştir. Orada öyle oluyor. Çok ağır ifadeler kullanıyorlar. Sizin bildiğiniz bir şey varsa, onlara göre suç sayılan bir şey varsa bunları konuşun söyleyin diye. Sonrasında özellikle falaka, ikinci sırada geliyor. Kaba dayak yatırıyorlar sizi sırt üstü ayaklarınızı bir iki polis tutuyor. Odunla ya da coplarla ayaklarınızın altına vuruyorlar. Onlarca, yüzlerce sefer. Ayaklarınız şişip kalmasın diye tuvaletin ıslak zeminde dolaştırıyorlar ki şiş olmasın." ifadelerini kullandı.

Kendisine günlerce de elektrik vererek işkence yapıldığını anlatan Tüfekçi, şöyle devam etti:

"Günlerce cereyan veriyorlar. Edep yerlerinize takıyorlar, parmağınıza takıyorlar. Elektrik geliyor, vücudunuza korkunç büyük bir acı mı desem, karma karışık duygulara sevk ediyor. Hem acıtıyor hem sonucun ne olacağını bilmiyorsunuz. Çok etkileniyorsunuz, irkiliyorsunuz. Bu sürekli devam ediyor ve günlerce oluyor. Ben bunlar ne derse artık kabul edeyim kurtulayım diyorsunuz. Sonra en önemli ve ağır işkencelerden birisi askı, Filistin askısı. Tavana kollarınıza bağlanıyorsunuz ayakta kalıyorsunuz havada kalıyorsunuz. Kollarınız vücudunuzu ne kadar çekebilir, ne kadar güçlüyseniz o kadar dayanıyorsunuz. Bir süre sonra artık mecburen dayanılmaz hale geliyor. Cereyan veriyorlar."

Kendisine yapılan işkencelerden ziyade manevi baskılardan daha çok etkilendiğini anlatan Tüfekçi, "İşkenceye direndim ama Allah için şunu biliyorum ben ki artık 'Ben tamam demem lazım' dediğim zaman o işkenceden kaldırıyorlar. Öyle tesadüfler oldu. 22 gün işkence gördüm. İçimden 'Tamam artık dayanamıyorum' dediğim zaman bıraktılar ama ben Allah'a çok şükür kabulü olmadan çıkanlardan birisiyim. Bu benim için de onur vesilesi oldu." ifadelerini kullandı.

– "İşkence gerçekten insanlık suçu"

Genişliği 1,40, boyu 2,30 santimetre olan bir hücrede çok sayıda kişiyle birlikte tutulduklarını anlatan Tüfekçi, Ermeni asıllı vatandaşın da kendisiyle aynı hücreyi paylaştığını dile getirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Allah taksiratını affetsin Hrant Dink'in kardeşi olduğunu tahmin ediyorum, bir Ermeni vatandaşı geldi. Ya Sarıkamış'ta ya da Kağızman'da askeri bir bölgeye girdiği için yakalanmıştı. O da bizimle beraber şubeye getirildi. Onun üzerinde insanlar yatıyor. Kimi iki kişi altında kalıyor. Onu da aynı hücreye atmışlardı. Onu da aldılar yukarıya. Ona da işkence yapacaklar. 'Askıda problem yok, bayılıyorsun zaten' dedi. Ben de askıda bayılmayı bekliyorum. Bayılmadım. 'Cereyan verildiği için bayılamadın' dediler. Orada insanların dayanma güçleri farklı. Herkes farklı farklı seviyede. İşkenceyle ilgili orada şöyle bir karar verdim, işkence gerçekten insanlık suçu. Muhataplarınızın ruhunu ölümüne zedeliyorsunuz. Onları hayvana da hakaret olur, cansız bir varlık, değersiz bir şey haline getirmeye çalışıyorsunuz. 12 Eylül'de bunların hepsini yaşadık."

– "Bizim için de Ayet-el Kürsi oku"

Hücrede birlikte bulunduğu kişiler arasında tek ülkücünün kendisi olduğunu aktaran Tüfekçi, şöyle devam etti:

"7-8 tane solcu vardı. Hepimiz aynı hücredeyiz. Orada çok ilginç bir şey, bunu cezaevinde de yaşadık, bir baskı görünce, hepimiz işkence görüyoruz çünkü, orada ülke meselelerini tartışmadık. Sadece orada işkenceye direniş noktasında birbirimize destek olduk. Sana ne yapılıyor çıkınca, ben çıkmışsam o çıkacak, şöyle yaparsan daha direnirsin, düşmanımız gibi gördüğümüz insanlara akıl veriyoruz ya da onlar bize akıl veriyor. O zamanlar, MLSPB'den başka örgütlerden de vardı. Konuşuyorduk nasıl direniyorsun diye. 'Giderken mutlaka Ayet-el Kürsi'yi okuyorum' dedim, onlardan bazıları lütfen bizim arkamızdan oku derlerdi. Aslında normalde buna inanmamaları gerekiyor, her canlının belleğinde inanmaya karşı bir yakınlık var demek ki. Bir inanç faktörü mutlaka Allah'ın varlığı mutlaka var demektir.Hepsi için demiyorum. Böyle bir ilişkimiz vardı."

Tüfekçi, mahkeme sürecinde çok kişinin lehine tanıklık yaptığını belirterek, "Aleyhimde gözüken, birinci şubede işkence gördüğüm dönemde bu olayın faili gibi teşhis edenler, bu şahitler daha sonra benim olmadığımı söylediler. Emniyette işkence gördüklerini söylediler. Gümüşsuyu Askeri Hastanesi'nden sağlam raporu alındığını söylediler. Şahitlerle ilgili böyle bir şeye tevessül edilebilir mi? Emniyet, şahitlere Gümüşsuyu Askeri Hastanesi'nden sağlam raporu alıyor, biz bunlara işkence yapmadık gibisinden. Bu şahitler daha sonraki mahkeme safhasında, benim olmadığımı asla failin bana benzemediğini söylediler. 2 tanesi bunların tutuklandı mahkemede, Mamak'ta yattılar ve beraat ettiler. Benim beraat etmem lazım ama askeri mahkemeler kişilerden talimat aldıkları için, adaletten yoksun oldukları için hukuka riayet etmedikleri için tepeden inme istekleri karara bağladıkları için ben ceza aldım." diye konuştu.

– "Darbeler ve ihtilallerde hukuk asla yoktur"

Tüfekçi, mahkemede adaletin kesinlikle tecelli etmediğini dile getirerek, şöyle konuştu:

"Mahkeme aslında benim bu olayla alakam olmadığını gördü. Görmemesi de mümkün değildi. Dolayısıyla bir milletvekilinin öldürülmesi idam cezası olduğu için 'Şahısta hata yapmış, yeğenini öldürmek için girmişti yanlışlıkla milletvekilini öldürdü' şeklinde 448. maddeden 28 sene, bir de silahtan 29 sene ceza verdiler. Yargıtay'da 4 hakim idam, bir tanesi beraat, başsavcı da beraat istedi. Dosya, Hakimler Kurulu'na gitti. 9'a, 6 idam kararı çıktı. Bu arada idamlar hemen hemen kalkmıştı. En son 83'te idamlar olmuştu. Ondan sonra ilk mahkemeye geldi. Dosya Hakimler Kurulu'na gitti tekrar. Darbeler ve ihtilallerde hukuk asla yoktur. Kenan Evren 'Bir sağdan bir soldan asacağım' dedi. Bu beklesin diğer taraftan da asılacak noktaya gelsin, ikisini beraber asalım' dediler. Ben, İstanbul Ülkü Ocakları yönetiminde olan birisiyim. Dolayısıyla Ankara'da Mamak'ta İstanbul davası diye İstanbul menşeli Ülkücülerin yargılandığı dava var. Normalde ben Ülkü Ocaklarının yönetiminde olan birisi olarak oraya eklenmem, orada yargılanmam gerekiyordu ama benim dosyamı ayırdılar. Beni de asacaklardı ama Allah onlara bunu nasip etmedi. İlk mahkemede şahitler ifadelerini değiştirdi. Mahkeme uzadı. Uzayınca ben idamdan tesadüfen kurtulmuş oldum."

Tüfekçi, "O günlerde 'Biz idealist insanlarız ha o asılacak ha ben asılacağım' diyordum. O günkü ihtilal kadroları, bizlere de terörist diyordu ama bizler inanmış insanlardık. Bizim beynimizde, kafamızda bize terörist demesi hiçbir şeyi değiştirmiyordu. İdealist insanlar inandıklarımızı yaşamak durumundaydık." diye konuştu.

– "Karışıklık çıkarıyorlar ve oraları kendi kontrolleri altına alıyorlar"

Tüfekçi, 12 Eylül darbesinin dış etkilerinin olduğuna inandığını anlatarak, "İran'da bir devrim oldu. Amerika, İran gibi bir müttefikini kaybetmişti. Bunu kazanması lazımdı. Ne yapması lazım? Türkiye'de bir darbe oldu, 2 gün sonra Irak, İran'a saldırdı. Orta Doğu o zamandan beri karma karışık. Şu anki duruma da bakıyoruz. Dünyadaki tüm güçler, kullanabilecekleri devletler içinde karışıklık çıkarıyorlar ve oraları kendi kontrolleri altına alıyorlar. İşin gerçeği bu aslında. Biz ülkücü hareket olarak 'Ne Amerika ne Rusya ne Çin, her şey Türklük için' diyorduk, bugün yine aynı şeyi söylüyoruz. Bazen biriyle ittifak yapabiliriz ama Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur." ifadelerini kullandı.

Cezaevinde girdiği sınavlarla İstanbul ve Ankara üniversitelerinin hukuk fakültelerini kazandığını aktaran Tüfekçi, cezaevinden çıktıktan sonra yarım bıraktığı İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni bitirdiğini, bu yıl da kazandırdıktan sonra dondurduğu Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne başlayacağını söyledi.

Gençlerden hiçbir zaman ideallerinden vazgeçmemelerini isteyen Tüfekçi, sözlerini şöyle tamamladı:

"İnsanlar ülkesi için her şeyi yaparlar bunun yaşı yok ama tabii şimdi artık daha analitik düşünüyoruz, daha empati yapıyoruz. Yeni nesle, daha farklı şeyler anlatıyoruz, oğluma kızlarıma genç kardeşlerime. BBP Genel Başkan Yardımcısıyım, genç Alperenlere anlattıklarımız, kendi hayatımızdan aldığımız dersleri anlatıyoruz, tecrübeleri aktarmaya çalışıyoruz. Ruhun genç, yaşın genç, fiziğin genç, sanki şöyle avucunla dünyayı döndürebileceğini, dönüştürebileceğini düşünüyorsun. Yıllar geçince bunun öyle kolay olmadığını, komplike bir şey olduğunu, tek başına veya bir grup arkadaşınla o yaşta olmayacağını sonradan öğreniyorsun. Bunu aktarmaya çalışıyoruz. Bu idealizmini asla gençlerin yıkmaması gerekiyor. İdeallerinden geçmemek gerektiğini, bilgi toplumunun üyesi olursan sonuç alabileceğini anlatıyoruz. Bilgiye, pozitif ilme mutlaka ulaşmamız gerektiğini hem de hikmet toplumu olmamız gerektiğini düşünüyorum."

Advertisements

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?